Çınar kulağındaki telefon ile salonun ortasında volta atarken sinirli bir şekilde, "Helikopterden sinyal alamıyor muyuz?" diye sordu. Kaya'nın verdiği cevaptan memnun olmamış olacak ki bana dönerek, "Misha, evinde bilgisayar var mı?" diye sordu.
Başımı olumlu anlamda sallayarak, "Çalışma odamda var," deyince, yerini göstermemi istiyor gibi bir hâlde olmasından sebep hızlı adımlarla merdivenleri çıktım. Ayak seslerinden peşimden geldiğini anlarken üst kata çıktığımızda koridorun solundaki ilk kapıyı açtım. Çalışma odama girdiği anda elindeki telefonu hoparlöre aldıktan sonra masaya bırakıp ardından da az önce üzerine giydiği kapüşonunu fırlatıp attı, ardından masaya geçip koltuğa oturdu.
Laptop'un kapağını açarken, "Helikopterin sinyal takibine bakacağım. Sen çipi kontol etmeye devam et," dedi. Neler oluyordu hiçbir şey anlamıyordum ama bunca telaş bunca endişe hiç normal değildi. Öyle ki buradan çıkıp kendi evine gidecek vakti bile yoktu ve işini burada halletmek zorundaydı. Yanına ilerlediğimde, kolundaki bilekliği çıkartıp ipini çekerek arasını açtığında ortaya çıkan flash diske şaşkınlıkla baktım. Diski bilgisayara yerleştirdiğinde ekranda beliren yeşil bloklara baktım. Ardından parmakları hızlı bir şekilde klavyede gezinirken Kaya'nın, "Çipten gelen sinyalde bir sorun yok, sadece sürekli hareket hâlinde olduğu için saptama yapamıyorum!" dedi, sesi fazlasıyla öfkeliydi.
Çınar sürekli olarak klavyeden bir şeyler yazıyor, hatta belki bir kod giriyordu ama n'olduğunu anlamam mümkün değildi. Hacker miydi? Değildi.
Daha fazla dayanamayıp merakıma yenik düştüğümde, "Çınar, neler oluyor? N'apıyorsunuz? Bir şey söylemeyecek misin?" diye sordum.
Sinirli bir ses tonuyla, "Misha! Şimdi değil," dedi ikâz dolu bir ses ile. Daha fazla soru soramazdım herhalde.
Kaya'nın bağırarak, "Çınar!" demesiyle, Çınar da öfke dolu bir ses ile, "N'oldu?" diye bağırdı.
Sesine yansıyan şaşkınlıkla, "Aptal bu kız ya, helikopter ile iç işleri bakanlığının Sarıyer'deki binası üzerinde dolaşıyor." diye, bağırdı. Çınar bir an duraksadı, parmakları klavye üzerinde donup kaldı. Ardından kendini toparlayıp, "Helikopterin kokpitine bağlanmaya çalışacağım." dedi.
Sonra da dönüp gözlerime bakarak, "Kulaklık lazım," dedi. Başımı sallayarak masanın en altındaki çekmeceyi açıp içinden çıkarttığım kulaklığı uzattım. Kulaklığı elimden çekip alarak bilgisayara bağladı, ardından mikrofonu ağzına gelecek şekilde indirdi.
Sistemdeki yazılımdan bir şeyler yapmaya çalışırken Kaya'nın, "Yapacağın işi sikeyim Damla!" diye bağırdı.
O sırada laptopun ekranında kırmızı bir ekran açıldı, ardından açılan mavi ekrandan sonra Çınar, "Kaya kokpit'e bağlandım!" dedi. Birkaç dakika sonra bir çağrı gönderdiğinde reddedildi fakat ikinci çağırıyı da göndererek, "Kabul et şunu Damla," dedi, dişlerinin arasından.
Bir dakika kadar sonunda çağrı onaylandığında Çınar, "Damla!" diye bağırdı. Ve hemen ardından, "Damla duyuyor musun beni?" diye yeniden bağırdı. Sanırım cevap vermiyordu, ya da Çınar'ın sesi ona ulaşmıyordu. Merakla alt dudağımı dişlerken olayları takip ediyordum. Hayır, istihbaratta olan benim ve ben neden bu aksiyonun içinde değilim? Yaşadığım hayata bak!
Az sonra yeniden, "Damla!" diye bağırdığında bu sefer cevap almış olmalıydı ki, "Damla yapma!" diye bağırdı.
Kaya araya girip, "Sistemdeyim, beni de bağla!" deyince Çınar kulağındaki kulaklığı fırlatarak, Kaya'yı da sisteme bağlayınca incecik bir kız sesi duydum, "Ben size söylemiştim..." dedi, sesin sahibi Damla'ydı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ŞANS OYUNU (+18)
Romantizm"Tilki gibi dostun olacağına, aslan gibi düşmanın olsun." derdi, Örgüt'ün lideri Kerem Karadağ. Bir istihbaratçı ile bir teröristin aşk hikâyesidir.
