36. Perde

239 24 49
                                        


Masada oluşan sessizlik Kaya'nın ayağa kalkarak Ecmel'in yanına ulaşması ve sarılarak, "Kardeşim, hoşgeldin." demesiyle, son bulmuştu. Ecmel Kaya'nın sırtını sıvazlayarak, "Hoşbuldum." dediği anda, bakışlarımı Çınar'a yöneltmişim. Yüzündeki ifadeyi anlamlandırmak zordu fakat sinirli de değildi. Kaya ve Ecmel birbirlerinden ayrıldığında Kaya yeniden kendi sandalyesine oturmuştu. Ecmel ise dik yürüyüşü ile masanın başına kadar gelip Çınar'a uzattığı elinden sonra, "Selam." demişti, yüzündeki tebessüm ile. Çınar oturduğu yerden kalkarak uzattığı elini tutmuş ve, "Selam, şaşırttın beni." dedi, onun gibi tebessüm ederken.

Ecmel elini çekerek, "Hep şaşırtmıyor muyum zaten?" demişti, kaşlarını kaldırarak. Çınar başını sallayarak, "Haklısın." demişti, sadece. Ardından Başak söze girerek, "Hadi oturun da yemek servisi başlasın artık." demişti, neşeyle.

Ecmel masanın etrafından dolanarak Başak'ın yanına oturduğunda oturdukları yerden birbirlerine sarılmışlardı. Adamın değişik ve klas bir aurası olduğu aşikardı. Öyle ki masada oturan birçok kadın gözünü Ecmel'den alamıyordu.

Çınar başını Cenk'e çevirerek, "Servis başlasın." demişti, yumuşak bir ses tonuyla. Cenk ise başını sallayarak, "Nasıl isterseniz efendim." dedikten sonra, Cenk parmağını arkasındaki garson arkadaşlarına şıklatmıştı. Ardından ellerindeki büyük tepsilerle birlikte on kişilik bir garson ekibi gelmiş ve masaya yemek servisinde bulunmaya başlamışlardı.

Çınar ile göz göze geldiğimizde gülümseyerek göz kırpmıştı bana, karşılık olarak gülümsemiştim. Yemek servisi bittiğinde tamamlandığında masadaki çatal bıçak sesine insanların kendi aralarında yaptığı muhabbetler ve gülüşmeler de dahil olmuştu. Bir taraftan başlayan kırmızı şarap servisiyle de muhabbet koyulaşıyordu.

Kaya tabağındaki enginardan bir parçayı ağzına attıktan sonra Çınar'a dönerek, "Ecmel'in geleceğinden haberin yok muydu?" diye sormuştu, sanki haberinin olmadığını bilmiyormuş gibi.

Çınar çatalı ve bıçağı ile ilgilenirken, "Hayır." demişti, net bir tonlama ile. Kanat şarabından bir yudum alarak, "Bizim grupta konuşulmuştu oysa ki, tabi sen grupları sessize aldığın için kaçırıyorsun her şeyi." dedi, gülerek.

Kaya Kanat'a bakarak, "Adam holding yönetiyor oğlum, işi gücü yok gruptaki mesajlara mı bakacak?" demişti, alaylı bir sitemde bulunurken.

Çınar yüzüne yerleştirdiği yapmacık bir gülümseme ile, "Keşke benim yönettiğim holdingin CEO'su olduğunun farkında olsanda, telefonunla bu kadar ilgili olmasan." dedi, biraz da kinaye yaparak.

Gaza kahkaha atarak, "Bunu da Kaya Bağdat'a söylemezsin kardeşim ya, adam interaktif hayatın köpeği olmuş." dedi, dalga geçerken. İlber söze dahil olarak, "Bir o kalmıştı köpeği olmadığı." deyince, Kaya eline aldığı peçeteyi İlber'e fırlatarak, "İlber Bey, bu masada sizden başka sela okumayı bilen yok. Yazık etmeyin kendinize, selasız göçmeyin bu dünyadan." dedi, yapmacık bir sinirle.

Çınar masanın altındaki elimi tuttuğunda yüzüne baktım, tebessüm içinde beni izliyordu. Bu gece bambaşka bakıyordu gözleri. Ve sanırım aramızdakileri kimsenin bilmesini istemediği içinde rahat davranamıyordu. Ben de ona ayak uyduruyordum. Gizlice hissettirmeye çalıştığı güzellikleri fark ettiğimi belli eden gülümsemeler yolluyordu.

Yemek faslı son bulduğunda Cenk Bey eşliğinde hepimiz restorandan çıkarak deniz kenarı olan bölüme ilerlemiştik. Denize bakan ve zincirlerle kapatılmış iskele tarzındaki restoran bölümü benim talimatlarıma göre düzenlenmişti. Yirmi adet bar masası, büyük bir aparatif yiyeceklerin ve içeceklerin olduğu servis masası, çiçeklerle ve let ışıklarla hazırlanmış iskele köşeleri, oturmak için getirilmiş beyaz deri koltuklar...Her şey muazzam gözüküyordu. Bunca hazırlık Çınar'ın asistanı içindi. Ona gerçekten değer veriyor olmalıydı.

ŞANS OYUNU (+18)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin