Masada oluşan gerginliğin sebebini anlayamasam da ciddi bir problemin içinde olduğumuzu anlamıştım. En azından Çınar'ın ateş çıkartan gözleri, Kaya'nın tedirgin duruşu her şeyin anormal olduğunu anlamama yetmişti. Kaya telefon aramasını sonlandırarak başını kaldırıp Çınar'ın gözlerine baktığında yutkunmuştu. Çınar ise sinirden boynunda belirginleşen damarı hiçe sayarak, "Türkiye'ye dönmek için kimden izin aldı?" diye, sordu öfkesini kusarak. Kaya derin bir nefes alarak, "Anlaşmanın süresi dolmuş olabilir mi?" demişti, kendisinin bile zor duyacağı bir ses tonuyla.
Konuştukları konuşmadan hiçbir şey anlamadığım içe söze dahil olarak, "Manila kim?" demiştim, merakla cevabımı beklerken. Kaya ise benim sorduğum soruyu umursamadan Çınar'ın yüzüne bakmaya devam ederken, "Ünal'ı arayalım." dedi, tedirgin bir ses ile.
Çınar başını olumsuz anlamda sallayarak, "Ünal'ı arayıp ne diyeceğiz, gel piçine sahip çık falan mı?" dedi, sesinin her zerresinden anlaşılan öfkesiyle. Kaya'nın gerilen vücudunu görebiliyordum.
Masanın üzerindeki telefonunun ekranını açarak rehberine girdikten sonra Kanat'ı aradı. Sesi hoparlöre almıştı. Çok geçmeden Kanat'ın, "Kaya'm." deyişini duyduk.
Kaya derin bir nefes alarak, "Kanat, Tünel'deki poker oyununu iptal ediyoruz. Köroğlu'na bilgi verin, oyunu erteliyorum." dedi, stresli bir şekilde. Kanat şaşırmış bir ses tonuyla, "Lokasyon hazırlığı yapıyordum, neden iptal ediyoruz?" demişti, sitem edercesine.
Kaya sigarasından bir duman çekerek, "Bu gece Tünel'de kimseyi istemiyorum. Üçüncü seviye alarm başlatıyoruz. Pícaro'nun üst seviyedeki bütün üyelerine çağrı başlat. Tarabya'daki konağı abluka altına alıyoruz. Zırhlı savunma başlatın." dedi, Çınar'ın gözlerine bakarken. Oysa Çınar derin bir düşünme hâli içindeydi. Neler oluyordu?
Kanat tedirgin bir ses tonuyla, "N'oluyor amına koyayım? Üçüncü seviye alarm verecek kadar n'oldu?" dedi, yüksek çıkan sesiyle. Kaya sigarasından çektiği dumanı dışarıya bırakarak, "Manila geliyor..." demişti, öfkesini tutmaya çalışır gibi.
Kanat birkaç dakika sessizlikten sonra, "Bir o eksikti amına koyayım." dedikten sonra telefonu kapattığında Çınar'a dönerek, "Artık biriniz bana ne olduğunu anlatacak mı?" diye, sitem ettim yüksek çıkan sesimle.
Kaya beni umursamayarak ayağa kalkarken, "Ben Tünel'e geçiyorum. Kanat'a yardım gerekebilir. Zetra'dan destek ekip alacağım." dedi, Çınar'a bakarak. Kaya'nın yüzüne bakarken, "Savaşa gidiyoruz herhalde." dedim, alaycı bir şekilde.
Çınar da oturduğu yerden kalkarak, "Destek ekip çıkartmana gerek yok. Çatışmaya geliyor olsaydı geleceği günü ve saati haber vermezdi. Zetra'da zayiat vermeyelim, desteği C-77'den çıkartın." dedi. Kaya başını sallayarak telefonunu aldıktan sonra hızlı adımlarla yanımızdan ayrıldığında Çınar da, "Gidiyoruz." demişti, ciddi bir şekilde.
Çantamı alarak ayağa kalktığımda peşinden yürümeye başladım. Restorandan çıktığımızda valenin getirdiği arabaya bindiğimizde kemerimi takmıştım. Çınar gergin bir şekilde gaza yüklenirken, "Nereye gidiyoruz?" diye, sordum merakla.
Yola bakmaya devam ederken, "Seni evine bırakacağım." dedi, buz gibi olan sesiyle. Bir eli direksiyonda diğer eli pencereden sarkmış bir şekilde kullanıyordu arabayı. Elimi bacağına yerleştirerek, "Çınar, anladığım kadarıyla ciddi bir mesele var. Bana anlatmayacak mısın?" diye, sordum.
Direksiyonu sola doğru çevirirken, "Şimdi değil Misha, şuan bana hiçbir şey sorma." demişti, asabi bir tavırla. Başımı sallayarak, "Tamam hiçbir şey sormam ama beni evime götürmesen olmaz mı? Damla'nın yanına gitmek istiyorum. Aramız bozuk da biraz, onu görmem gerekiyor." dedim, sakin bir şekilde.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ŞANS OYUNU (+18)
Romansa"Tilki gibi dostun olacağına, aslan gibi düşmanın olsun." derdi, Örgüt'ün lideri Kerem Karadağ. Bir istihbaratçı ile bir teröristin aşk hikâyesidir.
