20 yaşında polis olmuş genç bir kızın hikâyesiydim ben. İlk görev yerimin Organize Suçlarla Mücadele masasının olması, orada 'Şahin Kurnalı' yla İstanbul'un en tehlikeli adamları ile uğraşmak benim için eğlenceden başka bir şey değildi. Yaşımın verdiği enerji, öğrenmek istediklerim ve şartlar o kadar basitti ki, söz konusu olan duruma 'vatan' diye bakamıyordum. Fakat buna rağmen keşfetmişti Şahin Kurnalı beni. Bendeki zekaya, meslek aşkına ve kapasiteme hayran kalmış gibiydi. Öyle ki mesleğimin ikinci yılının son aylarından birisinde beni İç işleri bakanı 'Ünal Beyoğlu' ile tanıştırmış, ve hayatıma bambaşka bir pencere aralamıştı. Bakanlıktan bana gelen büyük ilgiyi, yaptıkları mülakatlardan geçtiğim o anlardaki heyecanımı, yirmi iki yaşında ajan olmam gerektiğine karar verilen o günü asla unutamazdım. Yeni yıldan henüz birkaç saat sonra gönderildim Amerika'ya, orada aldığım iki yıllık eğitimden döndüğüm an Şahin Kurnalı artık yerimin Milli İstihbarat Teşkilatı olduğunu söyleyince, içimden bir şeyler kopmuştu. Çalışma arkadaşlarım, birlikte düzenlediğimiz operasyonlar, hepsi geride kalmış güzel birer anıydı. Artık Osman Kurnalı ile çalışacak ve soyutlanacaktım. Çünkü bir kimlik kullanmam, yüzümü açmam, sesimin duyulması, tenimin gözükmesi.... Tüm bunları imkânsız kılacaktı istihbarat. Ve benim de en büyük korkum buydu, maskesizliğe tutsak olmak. Her şeye rağmen başarmıştım. Annesi ve babası tarafından terk edilen, devletin bünyesinde büyüyen Zeynep Tufanlı'nın bir vatan borcu vardı belki de. Osman Kurnalı'nın zekâma güvenmesinden midir, yoksa Karadağ örgütünden kurtulmayı dilemesinden midir bilmem, istihbaratın bana açtığı ilk dosyayı tahmin edersiniz ki; 'Karadağ' dosyasıydı.
Yirmi dört yaşında açtım o dosyanın kapağını. Açtığım o kapağı ne zaman istersem kapatamayacağımı nereden bilebilirdim ki? İki yıl, koskoca iki yılda bir sürü şey olmuştu. Bugün 26 yaşında, başaralı bir istihbaratçıydım! Fakat yirmi dört yaşım ile yirmi altım yaşım arasına bir ömür sığardı. Katıldığım sayısız operasyon, sorguladığım sayısız vatan haini, kaybettiğim sayısız şehit arkadaşlarım... Karadağ'lılara düzenlenen iki operasyon! İki yılda düzenlenen, bir tanesinin bir yıl on yedi gün diğerinin bir yıl dokuz gün sürdüğü iki operasyon düzenledim MİT ile birlikte. İki başarısız sonuçlanan operasyon ile yenildiğimi hissetmiş, gücümü kaybetmiş, mazgala düşen anahtarı oradan nasıl çıkartacağını düşünen bir kız çocuğu gibi debelenip durdum. Ve tam başaramayacağımı hissettiğim anlardan birisinde Osman Karapınar, 'Karadağ' dosyasını artık terörle mücadele şubesinin devraldığını söylemiş, bütün emeğimi yerle yeksan etmişti. Her şeyden habersiz olan ben isyan ederken, karşıma çıkacak Misha Olivia'dan habersizdim. Evet, Osman Karapınar yıllardır hemen hemen her gün istediğim o mucizeyi yaratmış ve bana saha görevine çıkacağımın haberini vermişti.
On beş gündür sahadaydım. Burası doğru yer miydi bilemiyorum diye şüphe ettiğim fakat içine girdiğimde tam olarak olmam gereken yerde olduğunu anladığım bir yerdi; Atabey&Group... Onlarla birlikte çalışmam, her gün yeni bir aksiyona düşen, fikirlerimi ters düz eden ve yetmezmiş gibi beni de alt üst etmeye yemin etmiş bir çemberin içindeydim. Bu bir saha görevi miydi yoksa cehennem azabı mıydı bilinmezdi. Bu yolun sonu nereye gider, ben ne kadarını görebilirim ya da yolun sonu neredeydi hiç bilmiyordum. Ben sadece ilk saha görevimde bu denli bir zorlukla karşılaşmayı planlamıyordum.
Parçalar oturmuyordu.
Amacım bir yapboz kurmak, aldığım her parçayı büyük resme yerleştirmek değildi. Sadece yakından ya da uzaktan boş gözlerle bakmak benlik olamazdı. Ben mantık insanıyım, detaycı ve belki de çokça takıntılıydım.
Çınar Atabey ile Kerem Karadağ arasındaki bağlantıyı çözemiyordum.
Etrafımda dönen birçok olayın farkındaydım. Kaya Bağdat'ın Çınar Atabey'in hayatındaki yeri gibi. Fakat bulamadığım deliller, elimi kolumu bağlıyordu. Damla'nın kumar oynaması, uyuşturucu kullanması, iğnelerinin düzenli olarak yapılması... Tüm bunları bilerek yaşayan Çınar Atabey, ve sanki tüm bunların birer devlet suçu olmadığını savunan Damla Atabey... Ne çetrefilli bir yoldur bu!
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ŞANS OYUNU (+18)
Romantizm"Tilki gibi dostun olacağına, aslan gibi düşmanın olsun." derdi, Örgüt'ün lideri Kerem Karadağ. Bir istihbaratçı ile bir teröristin aşk hikâyesidir.
