8. Perde

232 19 36
                                        


Holding'in kafesinde yediğim öğle yemeğinden sonra yeniden odama dönmek için merdivenleri indiğim sırada arkamdan inen Başak Hanım, "Misha," diye seslenince olduğum basamakta duraksadım. Birkaç merdiven daha inip yanıma ulaştığında, "Başak," dedim, hanım diye hitap etmeyecektim. Sonuçta o da yapmıyordu bunu.

"Toplantıdaki konuşmamı yanlış anlamadın değil mi? Konu sen ya da projen değildi, konu tamamen yönetim kurulu ile ilgiliydi."

Yeniden merdivenleri inmeye başladığımda bana eşlik ederken, "Tabi ki yanlış anlamadım, sonuçta sen profesyonel kimliğini kullanıp olaylara farklı açılardan yorum yapmak zorundasın." dedim.

Gülümseyerek, "Böyle düşünmene sevindim. Aslında sana bir tüyo vermem gerekirse, toplantı günleri herkes kendinden çok başka davranabiliyor. Çünkü herkes sadece işini yapmaya odaklanıyor." dediğinde başımı sallayarak, "Kaya Bey'den sonra hâk veriyorum bu söylediğine, şeker gibi adam toplantıda sürekli saldırı hâlindeydi," dedim.

Zeynep, Kaya Başak'ın ikiz kardeşi... Adamı kime şikâyet ediyorsun sen?

Başak küçük bir kahkaha atarak, "Onun hakkında yorum yapamayacağım," dedi, odamın önüne gelmiştik.

"Kardeşsiniz, hem de ikiz. Ve ikinizde bambaşkasınız."

Başak kollarını göğsünün hemen altında birleştirerek, "Genelde böyle söylerler, birbirimizden faklı olduğumuz birçok noktamız var." dedi, tebessüm etti.

Başımı sallayarak, "Kahve içeceğim, eşlik etmek ister misin?" diye sordum, başını sallayarak "Olabilir." dedi.

Kahveleri hazırlamaya üşendiğim için odaya geçince Müge'yi aradım, iki orta Türk kahvesi söyledim. Sonra da Başak ile aynı koltukta, aramızda biraz mesafe ve birbirimize dönük olacak şekilde oturduk. Bir bacağımı diğerinin üzerine attım.

"İngiliz olduğunu duydum."

"Evet."

"Ailende Türk olmalı, bu kadar iyi konuşuyor olman çok güzel."

Başımı sallayarak, "Annem Türk," deyince gülümseyip, "Bizim de babamız İran'lı, böyle Fransız erkekleri gibi bir adamdır. Kara kaşlar, sürmeli gözler... Ama biz anneme benzemişiz, Kaya da ben de sapsarı doğduk. Gerçi Kaya sonradan kumrallaştı, orası ayrı." dedi, ikimiz de sesli bir şekilde güldük.

Ardından kapı tıklandı, Müge elindeki tepsi ile içeriye girdi. Kahvelerimizi ikram ettikten sonra, "Afiyet olsun," diyerek çıktı.

Başak'a dönerek, "Çınar Bey anlatmıştı, sanırım babalarınız askerlik arkadaşıymış." dedim. Madem odama kahve içmeye geldin sarı şeker, biraz bilgi vermenden kimseye zarar gelmez.

Kahvesini yudumladıktan sonra başını sallayarak, "Çınar'ın rahmetli babası ile benim babam Farzad Bağdat askerliği beraber yapmışlar. Hatta askerden sonra çok uzun süre beraber çalışma hayatı içinde olmuşlar. Sonra Çınar doğuyor, Çınardan iki yıl sonra da Kaya ve ben doğuyoruz. Kardeş gibi büyüdük biz. Çınar'ın babası vefat etti, o dönemler hayat hepimiz için çok zordu." dedi.

Kaya ve Çınar'ın yıllardır tanıştığını biliyordum fakat bebeklikten beri beraber olmalarına şaşırmıştım. Bu bilgiyi de aklımın bir köşesinde tutmam gerektiğini düşündüm.

Kahvemi yudumlarken, "Damla da Çınar'ın kuzeniydi galiba?" diye sordum. Hadi sarı şeker bana merakımı giderecek bir şey söylemelisin.

Başak'ın kaşları çatıldı, gözlerinde tuhaf bir sorgu vardı. Uzun süre yüzüme bakıp, "Damla'yı nereden tanıyorsun?" diye sordu.

ŞANS OYUNU (+18)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin