"Şu halime baksanıza doktor." dedim yüzümdeki küçük bir tebessümle. "Beni kim sever ki? Arkamdan ne dediklerini biliyor musunuz siz? Ben uzun saçlarım yüzünden kezban diye adlandırıldım en basit örnekle. Birinin gözüne güzel gelmem mümkün mü?"
"Saç...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
12. SOĞUK KALPLER, SOĞUK VİCDANLAR
Anathema, Flying-Remastered
Taylor Swift, my tears ricochet -the long pond studio sessions-
Radiohead, No Surprises
Ramsey, Ugly When Im Honest
İçeriye elleri poşetlerle dolu bir şekilde girmişti. Üstünde evden çıkarken giydiği o parçalar yoktu. Giydiği giysiler gitmiş, onların yerine ise bambaşka, daha pahalı olduğu belli olan giysiler gelmişti. Daha özenliydi. Onun bu halini gören bu mahalleye ait olmadığını, bu evde yaşamasının imkânsız olduğunu söylerdi. "Bu halin ne?" diye sordu abim onu gördüğü gibi çatık kaşlarıyla. Onun geldiğini camdan görmüş, gördüğü gibi ara holde almıştı soluğunu. Gözleri bir annemde, bir de elindeki poşetlerde geziyordu. Annem onu duysa bile duymamış gibi yaparak elindekileri bırakmadan salona doğru yürüdü.
Bakışlarım merakla elinde poşetlerde dolandı. Bizim elimiz bu kadar dolu olmazdı hiçbir zaman. Ancak ihtiyacımız olanı alabilirdik, o ise üç poşeti geçmezdi bile.
Onun peşinden abimde hareketlendiğinde bende onun ardına takıldım. "Sana bir soru sordum." dedi abim baskın sesiyle. "Bunlar nereden çıktı? Nereden geliyorsun sen?" diye sordu bu sefer.
Annem bıkkın bir nefes vererek abime baktığında "Sevgilimin yanından." dedi bir anda. Bunu söylerken bir an çekinmemiş, bir an tereddüt etmemişti. Sonrasında onun peşinden gelmemizi umursamadan koltuğa oturdu ve poşetleri ayağının dibine bıraktı. Abim de durduğunda annemin birkaç adım ötesinde, ayaktaydı. Ben şaşkınlıkla kalakalırken abim hiçte şaşırmış gibi durmuyordu. "Sevgilinin yanından?" diye tekrar etti annemi. Ardından dudakları aralandı ve kapandı. Bunun peşi sıra dudaklarında acı bir gülümseme belirdi. "O orospu çocuğunun yanından dönüyorsun öyle mi?" diye sordu fakat sesi sormaktan uzak, kinayeliydi. Sırtımı salon kapısının hizasındaki duvara yasladığımda abim öfkeli bir şekilde öne doğru gitti ve poşetleri alarak hepsini yere doğru döktü.
Poşetlerin içinden birkaç giysi dökülürken onların yanında iç çamaşırları da yere düştü. Yanaklarımın utançtan kızardığını hissederken olduğum yerde küçüldüm. Bakışlarım tekrar abime kaydığında ellerinin yumruk olduğunu gördüm. Abimin merhameti kadar öfkesi de büyüktü. Onun öfkesi beni korkuturdu. Nadir sinirlenirdi fakat sinirlendiği zaman sesi öylesine gür çıkardı, yüzü öylesine kızarırdı ki korkardım ondan. Abim gözlerini çamaşırlardan hızlıca çekti ve "Onun altına yatman karşılığında sana bunları mı alıyor?" diye sordu bu sefer öfkeyle. Söylediği sözler ile yanaklarım daha çok yandı. Annem, kendine bu sözleri kullandırtacak kadar yoldan çıkmıştı. Abim dökülmeyen poşetlere tekme attığında irkilip kapıya doğru yanaştım. Poşetler etrafa iyice saçıldığında bakışlarım anneme kaydı. Ayağa kalktı bir anda. "Ne diyorsun sen Arel?" diye çıkıştı annem sertçe.