"Şu halime baksanıza doktor." dedim yüzümdeki küçük bir tebessümle. "Beni kim sever ki? Arkamdan ne dediklerini biliyor musunuz siz? Ben uzun saçlarım yüzünden kezban diye adlandırıldım en basit örnekle. Birinin gözüne güzel gelmem mümkün mü?"
"Saç...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Herkese merhaba, bölümün, bölümlerin geç geldiğini biliyorum. Özür dilerim bunun için. Fakat çok yoğunum. Lise üçüncü sınıfım ve öğlenciyim. Ödevler, ders çalışmak derken vakit bulduğum zamanlar, o da yorgun değilsem anca yazabiliyorum. Bu bir süre daha böyle devam edecek.
Kritik bir bölüm bu. Keyifli okumalar. ❤️
11. MAHZEN, ÖLÜM DEPOSU
Ruelle, War Of Hearts (Acoustic)
Red, İmposter
Red, Minus İt All
Madalen Duke, Love intoma Weapon
Her insanın doğrusu bir olmazdı. Sana doğru olan onun çizgisine uymazdı. Her ne kadar yanlış olduğunu söylesen de iki artı ikinin beş olduğunu savunamazdın.
Karşımdaki gülen çift sinirime dokunmakla kalmıyor, canımı sıkıyordu. Barkın'ın küstah tavırları hâlâ daha aklımdaydı ve bunu her düşündükçe elim karıncalanıyordu. Arkadaşlığı onlar sayesinde tatmışken, arkadaşlıkların boş bir şey olduğunu yine onlardan öğrenmiştim. Arkadaşlığın iyi bir şey olduğunu düşünürken doğrumu kırmışlardı. Düşüncelerimin üstünü çizmişlerdi. Hayatımdaki ilk arkadaşım Milena'ydı ve arkadaşlığımız sadece bir buçuk ay falan sürmüştü sanırım. Oysaki onun ne olursa olsun benim yanımda olması gerekmez miydi?
Patates püresini ağzıma götürdüğümde derin bir nefes verdim. Daha birkaç hafta önce karşımda oturan kız artık karşımda oturmakla kalmıyordu. Tam olarak karşımdaydı, yanımda olmayı bırakmıştı. Kendi doğrusunu bir başkası için mi değiştirmişti?
O gün Barkın'ı susturmaya çalışmıştı fakat pasifti. Eğer istese gerçekten susturamaz mıydı? Eğer gerçekten beni arkadaşı olarak görseydi benim o lafları işitmeme izin verir miydi? Hayır, vermezdi. Vermemeliydi.
"Eğer biraz daha sıkarsan kaşık bükülür eminim ki." diyen sesi duymamla karşımdaki sandalyenin çekilmesi bir oldu. Gözlerim saniyesinde karşımdaki sandalyeye yerleşen Berçem hemşireyi buldu. Oldukça açık renk olan kahve hareleriyle gözlerime baktı. "Bence bakışlarınla onları yeterince öldürdün. Şimdi yemeğini yemelisin." dedi dostane bir tavırla. Fakat bu tavrı benim için bir şeyi ifade etmedi. Bu saatten sonra bir kez daha birine inanmaya başlayacağımı sanıyorsa yanılıyordu.
"Masamda ne işin var?" diye sordum gözlerimi kırpmadan. Bana küçük bir tebessüm etti. "Tek olduğunu gördüğümde sana eşlik etmek istedim."
"Ben hep tektim." dedim duraksamadan. Buraya geldiğimden beri, aylarca, yıllarca... Her anım tek olmakla geçmişti. İnsan ilk önce yanında birini arıyordu fakat yalnızlığa alışınca kalabalığı reddediyordu. Artık kimseyi aramıyordum. Sadece Milena'nın tatlı yüzüne kandım. Bana yakın olan tavrına inandım.