"Senin sessizliğini anlamayan, muhtemelen senin sözlerini de anlamaz. " Elbert Hubbard
Başkaları için yaşamak zorundayım, kendim için değil.
Ben Pamira Yalçın.
Duygularını anestezi altına almış küçük bir kız çocuğuyum. Her şeyi gören, her şeyi işiten lâkin hiçbir şeyi hissetmeyen bir kız çocuğu. Daha ilk kez başkaldardırdığında, daha ilk isyanında bir tokatla susturulmuş bir kız çocuğu.
Şimdi sen her tarafı gece olan bir kız çocuğunu ışıkları kapatarak korkutamazsın!
Şimdi sen yaşamaktan nefret eden bir kız çocuğuna, yaşamanın ne kadar mükemmel olduğunu anlatamazsın!
Ve şimdi sen ölümüne intikam yemini etmiş bir kız çocuğuna aşkı anlatarak onu bu kararından vazgeçiremezsin!
Acılarını bile sahipsiz bırakmış koşarken ondan hiçbir şey bekleme. Ölüm dışında.
Usulca bacaklarımı oturduğum uçurum kenarından aşağı doğru sarkıttım. Denizin hırçın dalgaları kayalıklara vuruyor onlardan öc almak istercesine bir parça koparıp onunla birlikte götürüyordu. Sonra o parçaları bilinmedik kıyılara fırlatıp, parça koparmaya devam ediyordu. Hayat gibi.
Öleceksem gözlerim kadar mavi olan fakat içi zifiri karanlık olan sularda boğularak ölmek istiyorum. Bu yaşıma kadar kaçtığım acılarımı bu lanet dünyada bırakarak ölmek istiyorum. Ben babamın kucağında otururken annemin saçlarımı örmesini istiyorum ve bunun için de ölmem gerekiyor.
İçimdeki siyah kuş kımıldayıp tüm damarlarımda dolanmaya başladı. Çığlık atarak ellerimi önüme siper ettim. Sanki karanlık beni yutacaktı. Sesim kayalıklara çarpıp yankılandı. Kirpiklerimden avucuma düştü kanlı gözyaşım. Daha 5 yaşındaki bir kız çocuğunun bunları yaşaması adil değildi. Aslında neyin adeletinden bahsediyordum ki ben? Bu hayat baştan sonuna kadar adil değildi. Rengarenk hayallerim bir anda siyahlara bürünmüştü. Aciz bedenimden güç alarak ayağa kalktım. Üzerimeki masumluğu temsil eden beyaz elbisenin askılarını üzerimden atarak elbisenin yere düşmesine izin verdim. Uzun siyah saçlarımı önüme atarak çıplak bedenimi istemsiz olarak gizlemeye çalıştım. Beyaz tenimin üzerinde komik duran siyah saçlarımı arkaya attım bu sefer. Kendimi saklamama artık gerek yoktu.
Ben bitmiştim, ruhum da öyle. Artık bedenim işe yaramazdı.
"Baba,baba aldın mı? "
"Neyi papatyam?"
"Tabiki Zombirellayı "
"Zombirella kim ki Papatyam?"
Gözlerimin önünde masum küçük kız belirdi. Ellerini babasının kulaklarına koydu önce. Kontrol etti onları gözlerini büyüterek.
"Baba ya! Yoksa Zombirellayı tanımıyor musun sen?" diye sordu dehşetle küçük kız. Başını iki yana olumsuz anlamda salladı gözleri kısılmış adam.
Baba!
Gözlerimden bir yaş düştü.
"Zombirella çok üzülecek, papatya da çok üzülecek " dedi mavi gözleri dolmaya başlamış minik kız.
"Ben yaşlanıyorum güzel bayan, kimdi o söylenebilir misiniz acaba?" dedi sanki gizli görevdeymiş gibi konuşan adam.
Minik ellerini babasının kafasına koydu bu sefer küçük kız. Sonra gözlerini büyüterek kırmızı yanaklarıyla babasına baktı.
"Yaşlanmak nedir baba?" dedi babasına bakarak. Babası daha fazla dayanamadı ve gülmeye başladı. Daha sonra hayatındaki en değerli varlığına sarıldı. Derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.
"Küçük papatyam yaşlanmak, bir canlının büyümesi ve gelişmesini tamamlamasıdır. " Minik kız çok anlamış gibi başını salladı. Babasının kulağına usulca 'ayıcığım Zombirella ' diye fısıldadı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SAHİPSİZ ACI
ChickLitTüm acılarımı bir kurşun misali tabancama doldurdum. Daha sonra bana bu tüm bu acıları yaşatanları nişan aldım. En başta hayatı. Bacaklarımı iki yana açarak kendi ayaklarımın üzerinde durdum ilk kez. Daha sonra horozu yavaşça indirip birden tetiği ç...
