12. HAMİLE

289 32 21
                                        

Uras'ın sözü üzerine yerimde çakılıp kalmıştım. Dudaklarım hafifçe aralandı sonra hemen başımı iki yana sallıyarak tüm düşüncelerden kurtuldum. İstediğim gibi davranacaktım, yapmak istediklerimi yapacaktım .

Sanki tüm sahipsiz acılarım tekrar tekrar canlanıyordu ve içimde birkaç kelebek hareket ettiriyorudu. Kara kelebekler... Ne aşktı , ne de tutku. Sanki sanki intikam veya bir yer arama gibi. Acılarım sahibini arıyordu.

"Uras ben istemiyorum" bana farklı bir şekilde baktı. Kaşları hafifçe çatıldı. Beklediği bir cümle değildi çünkü en son denize girmeyi hedefliyordu. Benim gibi hırçın olan denize... Dedim ya kafamın içinde bir sürü böcek vardı. Her biri farklı tarafa hareket ettiğinde ben bile verdiğim tepkilere şaşırıyordum ama doğru tepkileri verdiğimi düşünüyorum.

Dudaklarını "neden" şeklinde hareket ettirdi. Yüzüne baktığım için görebiliyordum. Sesi çıkmıyordu, kim bilir böceklerimin verdiği tepki karşında afallamıştı. Sonra gözlerini birkaç defa kıpraştırdı.
"Sen bilirsin " dedi ve arkasını dönerek sahili terk etti. Onun verdiği tepki karşında ben de afallamıştım. Sanırım sebebini sorgulamasını istiyordum. İç sesim "bunu sen istedin " diye fısıldadı.

Doğru ben istemiştim ve şu andan itibaren umrumda bile değildi. Sadece hırçın denize girecektim. Benim gibi hırçın olan denize...
Üzerinden tişörtümü sıyırdım. Pantolonumu çıkardım ve iç çamaşırlarımla denize ilerledim. Buranın denizi pek samimi olmazdı. Durgun olduğu zaman bile birkaç kişi akıntıya kapılırdı. Bunca olaylara rağmen ve şu anda hırçın olmasına rağmen ben ona doğru ilerliyordum.

Soğuk su ayaklarıma değmeye başladığında gökyüzüne baktım. Anne ,baba eminim şu anda beni görüyorsunuzdur. Anne sen kızım üşütürsün git ve giyin derken, babam ise rahat bırak kızı diye annemi azarlıyordur. Aklıma birkaç anı geldiğinde tuzlu gözyaşım yanaklarımdan süzülerek, tuzlu denize düştü.

Yavaşça pencereden baktım. Lapa lapa kar yağıyordu. Babam burada 3 senede bir kar yağar diye bana anlatmıştı. Sanırım bu sene şanslı senemdeydim. Yada ben öyle düşünüyordum. Çocuk aklı işte. Annem kar yağmasını sevmezdi. Ona göre bitkiler ölür ve dışarıda yaşıyan insanlar çok üşürdü. Bunun için anneme kızar, bir huzursuzluk çıkarır ağlardım . Bu sefer annem şanslı değildi. Ben onu yenmiştim ve kar yağmıştı .

İçimdeki sevinç nidalarıyla ve kahkahalarla evin büyük koridorlarından koşarak mutfağa girdim. Annemi o meşhur sarmalarını yaparken bulduğumda koşup bir bacağına sarıldım. Mutfak önlüğünü çekiştirerek çizgi filmlerde gördüğüm kötü cadı Sue'nin kahkahasını attım. Annem beni kucağına aldı ve soğuk mermere oturttu. Bu şekilde hem yemekleri hem de tezgahın üzerindeki çikolatalı pastayı gördüm. Hemen ona saldırmak için uzandığımda annemin " yemekten sonra " sözünü duydum. Tezgahtan atladım ve "kar yağıyor " diye bağırıp kendi etrafımda dönemeye başladım. Annem yapay bir şekilde kaşlarını çattı. Sonra beni korusun diye bir sürü kazak, atkı ,bere ve eldiven taktı. Sonunda sıcaktan bunalmıştım ama dışarı çıkabilmem için bunları giymem gerekiyordu.

Yılbaşı süslü bahçemize çıktım ve kendi kendime kar topu oynadım. Sonunda babam işten gelince üçümüz kardan adam ve ailesini yaptık. Ben üzerimdekilerden çok sıcakladığım için atkım ve beremi yere fırlattım. Annem beni öyle ç
"Pamira hemen giy onları üşüteceksin! " diye beni azarladı. Asık suratla ilerlerken babam her zamanki savunmasını yaptı.
"Bırak kızı istediğini yapsın hayatım " dedi ve annemin alnına öpücük kondurdu. Ben hiç eksik kalmadığım için koşarak aralarına girdim.

Artık daha şiddetli ağlamaya başlamıştım . Soğuk su belime kadar geliyordu. Kurallarımda ailemi düşünmeme vardı. Ama ben bu kurala uymuyordum. Tiz bir çığlık attım. İçim parçalanmıştı , ailemi ve o sıcak huzurlu kollarını o kadar çok özlemiştim ki... İçim yanıyordu. Soğuk su sadece bedenimi üşütüp titretiyordu. İçim için aynı şeyleri diyemeyecektim. O cayır cayır yanıyordu. Sert bir dalga bedenime çarptı, afallayarak ve titreyerek geriye doğru sendelendim. Artık gelme diyordu hırçın deniz. Gelme burası sana ait değil.

Mezarın bir deniz olamaz, senin mezarın sen olacaksın. Ruhun bedeninden ayrıldığında üzerinde kat kat toprak olacak diyordu. Evet haklıydı su değil de toprak olmalıydı. Hızlı bir şekilde sudan çıkıp titriyen bedenime elbiselerimi geçirdim. Elbiseler vücuduma yapışmıştı. Titreyen çenemle birlikte geldiğimiz yoldan yürümeye başladım. Baya uzun bir yolum vardı. Koşarak geldiğimiz için daha hızlı varmıştık ama şimdi koşmaya mecalim bile kalmamıştı. Sahil yolunun yarısındayken duyduğum sesle irkildim.

İlk başta bir kırılma sesi daha sonra boğuk bir erkek sesi ...

"Neden? " bu ses .
"Neden siktiğimin dünyası neden? , bana bir cevap ver. "
Islak elbiselerime ve yorgun olmama rağmen hızlı bir şekilde sesin geldiği yere kumsala doğru koştum. Bu ses Urastan başkasına ait değildi. Sonunda arkası dönük bir karartı gördüm. Usulca onu korkutmamak için yanına oturdum .

Elinden kan akıyordu. Damlalar yavaşça oturduğu kayaya daha sonra denize damlıyordu. Ağlamıyordu ama içi kan ağlıyordu. Bunu yüz ifadesinden anlayabilmek mümkündü. Biz insanları gözlerimizde büyütüyoruz. Koskoca Pamira Yalçın diye tanıyorlar seni oysa gerçek Pamira kim? Ne ? kimse bilmiyor. Yada Uras Demir , ben sadece gazetelerde gördüğüm birini nasıl tanıyorsam Uras'ı öyle tanıyordum. Ama şimdi gerçek Uras'ı gördüm. Annem hep insanlar masumken daha iyi tanınır derdi. Sanırım şu an Uras en masum halindeydi. Gözlerini denizin tam derinliklerine sabitlemiş hareketsiz duruyordu.

Evet saatlerce öyle durabilirdi. Onu en iyi ben anlardım . Kendine zarar verir küfür ederdi. Ama o benim hayatımı kurtarmıştı. Ona karışmayacaktım. Ne oldu diye, iyi misin diye sormayacaktım. Çünkü ben bunları yaşadım. İyi misin dediklerinde iyi olmuyorsun. Ne oldu dediklerinde anlatmak istemiyorsun. Çünkü o his olmuyor. Zaten o his geldiğinde kelimeler ağzından istemsiz dökülüyordu. Ama sadece bileğini sarabilirdim.

Tişörtümden dişimle bir parça yırttım. Uzun ve kalın bir parça. Yavaşça bileğini elime aldım. Her an tepki verebilirdi. Ben olsam verirdim ama o . Yavaşça bileğini sardım. Derin bir çizik değildi. Bilerek canını acıttım sararken. Gerçek hayattaki acıları hissetsin. Çünkü hissettikçe acılar azalırdı. İşimi bitirdikten sonra onun baktığı noktaya bakmaya başladım.

Bir süre sonra dalga sesleri sayesinde mayışmıştım.
"Babam" diye titrek bir ses duyduğumda Uras olduğunu anladım. Başamı ona çevirmedim çünkü bakarsam anlatamazdı.
"Kalp krizi geçirmiş. İş yerinde, şimdi iyi ama nedeni "

"Nedeni? " dedim istemsizce.

"Sibel Yalçın hamileymiş hem de ondan ."

SAHİPSİZ ACIHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin