Çalar saatin o berbat sesiyle elimi minik komidimin üzerine attım. Çalar saati bulmaya çalışırken, bütün eşyalarımı devirdim. Sonunda elime aldığım şeyin çalar saat olduğuna emin olunca hızlı bir şekilde duvara fırlattım. Sonunda ses kesildiğinde pikeyi üzerime çekerek uyumaya çalıştım ama pencereden süzülen sarı parlak ışık buna izin vermiyordu.
Pikeyi tamamen üzerime çekince o karanlıkla karşılaştım. İşte bu karanlık benim için şu anda en iyisiydi. Ama benim o aptal bir kere uyandığımda bir daha uyuyamama huyum yüzünden pikeyi tekmeleyerek üzerinden attım.
Ayağa kalkmamla başımın zonklayıp popomun üzerine düşmem bir oldu. Elimle başımı ovduktan sonra aklıma 1 hafta önce gelen uçurum meselesi geldi ve tabiki Uras ile aramızda geçenler. Ne romantik , ne de aşk doluydu. Sadece karanlık ve ölüm arasındaki çizgi...
İntikam mı acaba?
Benim bu dünyada yaşama sebebim bile yoktu. Boşuna oksijen tüketiyordum. Kaybedecek bir şeyim yoktu . Bu sefer intihar olmamalıydı. Kurtulamıyacağım bir acı olmalıydı. Beni yine kapıda kara geceler bekliyordu. Belki de zaman dolmuştur.
İlk başta ailemin intikamını almak için bunları yapacaktım.
Siyah makyaj yapıp sürekli barlarda sürtmek mi?
Serseri tipi olmayı istemişimdir. Koyu renkler bana hitap etmese de bunu yapacaktım!
Kötü biri olmak mı?
Bu listenin en başında olandı. Çünkü dünya iyileri sevmezdi!
İçimde kopan fırtınaları etrafa bulaştırma korkusu olmadan her yere çizmek mi?
Yüzümü boyayarak ve etrafımı dağıtarak resim çizmek içimde kopan fırtınalara yardımcı oluyordu!
Milleti umursamamak mı?
O ne dedi, bu ne dedi diyene kadar kalan günlerimi kimseyi düşünemeden değerlendirecektim.
Çok kalabalık bir ortamda deli gibi kahkaha atıp saçma salak hareketler yapmak mı?
Bunu da yapacaktım!
Tüm bunları defterime not ettim. Kazadan sonra yani 1 hafta sonra Uras telefonumu getirmişti. Onu son kez 1 hafta önce görmüştüm. Bana sürekli karanlık tarıfinı gösteriyordu ve bende aynı şekilde karşılık veriyordum. O ne kadar soğuksa ben daha fazla soğuk davranıyordum.
Ne kadar mesafeliyse karşılığını alıyordu.
5 yaşından beri kimse bana bir şeyler öğretmemişti . Sadece hayat bana, insanlar nasıl davranısa onlara aynı şekilde davranmak gerektiğini öğretmişti. Ve ben bilgilerimi kullanıyordum.
Ayaklarımı yatağından aşağı sarkıttım ve kendime geldiğime emin olunca dolabıma yöneldim. Hala denen o pis kadın bu aralar beni takmıyor , bol bol yemek yiyordu. Göbeği zaten hafif şişmişti. Sanırım o muhteşem fiziğine artık o kadar önem vermiyordu. Bilmiyordum ama bu kadının sağı solu hiç belli olmazdı. Zaten pek de umrumda değildi. Artık özgürdüm!
Ne kadar kimlikte olmasa da tekrar özgürdüm. Zaten doğum günüm olduğu zaman kimlikte de reşit olacaktım. Yalnız her şey resmiyete bağlı değildi. Önemli olan ruhumuzun özgürlüğüydü.
Ayağa kalktım ve yatağımın altında sakladığım minik sandığı çıkardım. Her elime para geçse ona atardım. Sandığı boşalttığımda ev tutabilmek için yeteri miktarda param vardı. Artacak kadar.
Telefonumun sesiyle irkilerek tanımadığım numaraya baktım. Elimi açma tuşuna götürdüm ve telefonu kulağıma koydum.
"Alo " dedi karşıdan gelen erkek sesi. Konuşacak gücü bulunca
"Efendim " dedim.
"Ben Buğra tanıdın mı Pamira? "
"Buğra kim?"
"Hani bisikletle sana çarpıyordum, hatta çarpmıştım" dedi ve güldü. Bir anda sinirlendim.
"Tanıdım ne bok oldu da arıyorsun yine çarpmak için mi? "
"Ben çarpılmış olamazmıyım? "
"Mal mısın? Sen bana çarpınca nasıl çarpılıyorsun, hem numaramı nereden buldun? "
Acı bir şekilde güldü.
"Boşver neyse seni görmek istemiştim "
"Belki sonra Buğra seni ararım görüşürüz " diyip telefonu kapattım. Bir de bununla uğraşamam. Hızla pencereye yöneldim.
Tam pencereden çıkacağım zaman aşağıdan bir kırılma sesi ve çığlık sesi gelince hızlı bir şekilde aşağı koştum. Bu güne kadar hala görevini üstlenmemiş kadın yere düşmüştü. Aynı zamanda gözleri kapalıydı. Yerde duran vazo, burkulmuş halı ve bir kadın.
İlk başlarda bana yaşattıkları yüzünden tereddüt etsem de daha sonra kendimi onunla aynı kefeye koymaktan vazgeçtim ve yanına koştum. Hemen onu kaldırmaya çalışarak koltuğa oturttum. Kolanya getirip koklatmaya başladım. Yavaşça gözlerini açtı.
O kadın kendine gelince ben de odama çıkıp pencereye yöneldim. Hızla aşağı indim ve dolaşmaya başladım. Daha sonra arkadan biri dürtünce hızla arkama döndüm. Uras karşımda duruyordu.
"Ne yapıyorsun? " diye sordum.
"Koşalım mı? " yüzüne mal gibi bakınca elimi tuttu ve koşmaya başladı. Ben de koştum.
Sonunda kumsala geldiğimizde nefes nefeseydik. Kendimi binlerce küçük taneciklerden oluşmuş kum yığınına attım. Uras da yaptığımı yaparak kendini bıraktı. Bir süre denizin hırçın halini izledik.
"Biliyor musun Pamira sen deniz gibi kimi zaman hırçın ve soğuk, kimi zaman durgun ve sıcak olabiliyorsun ama en kötüsü ne biliyormusun?
Durgun ve soğuk olman çünkü her şey durgun denizden başa gelir,hırçın deniz zarar vermez " dedi.
"Uras artık seni görmek istemiyorum "
"Benden de mi kaçıyorsun " sustum.
"Peki Pamira son kez denize girelim " dedi.
"Ama çok hırçın " dedim ona inanmayarak bakarak.
"Ne zamandır hırçın kız, hırçın denizden korkmaya başladı? "
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SAHİPSİZ ACI
ChickLitTüm acılarımı bir kurşun misali tabancama doldurdum. Daha sonra bana bu tüm bu acıları yaşatanları nişan aldım. En başta hayatı. Bacaklarımı iki yana açarak kendi ayaklarımın üzerinde durdum ilk kez. Daha sonra horozu yavaşça indirip birden tetiği ç...
