24. HAKİKAT

131 15 1
                                        

Başımı kaldırıp gökyüzünde yalnız gezen yıldızlara baktım. En az onlar kadar yalnızdım. Yavaşça arakamı döndüm. Nefes nefese üç katlı eve baktım. Bu bizim miydi?
Kalbim hızlanmış, ellerim titriyordu. Vücudum korkuyla sarsıldı, tüm anılar vücuduma hücum etmişti. Bacaklarım bedenimi taşıyamıyacak kadar güçsüzleşmişti. Yavaşça yere çöktüm. Rengi en az ruhum kadar kararmış tahta çitlere baktım önce.
Halsiz, hissizdim.
Yaşanmayacak kadar berbat bahçeye baktım sonra. Küçük salıncak,yere düşmüş sandalyeler, minik bir bisiklet.

Yavaşça yanğımdan bir yaş daha düştü. Öfkemi hissederek ayağa kalktım. Kanıyan dizlerime aldırmadan evin kapısına doğru koştum. Birkaç vuruştan sonra kendi kendine açıldı. O an dikkatimi sadece kapıdaki çentikler çekti.

"Anne, anne baksana uzamış mıyım? "
"Hım, gel bakalım kızım "
"Dur bakıyım şu kapıda dur şöyle "
"Uzamış mıyım anne? "
"Ooo Pamiracım beni bile geçmişsin babanı arıyorum hemen."

Duvarların üzerindeki tüm izleri izleyerek ilerliyordum. Tahta merdivenlere baktım önce. Buraya duygusallaşmak için gelmedin diye bağırıyordu bir tarafım.

Fakat tam 12 sene boyunca kurutulmuş bir gül gibiydim. Şu an tüm hayatımın başladığı yere gelmiştim. Gök gürleyince benimle beraber ağladığını anladım. Bir yanım hâlâ uslu bir kız olmam için çığlık atıyorken bedenimi çoktan intikam sarmaşıkları sarmıştı. Ben yalnızdım, madem böyle olmak zorundaydı sonuçlarına da katlanacaklardı.

Nefretle ve özlemle tahta merdivenlere yöneldim. Soğumuştu her yer ruhum gibi. Merdivenlerden çıkan sese aldırmadan ürkek adımlarla odaları kontrol etmeye başladım. Duvarda karışma bir anda çıkan resim korkmamı sağladı. Annem ve babamın koskoca resmi.

Gülümseyerek soğuk kanlılığımı korudum ve yürümeye devam ettim. Beni bu sahte hayat çoktan terk etmişti. Bana da bunun karşılığını vermek kalırdı elbet.

Bu oda hâlâ annem ve babam gibi kokuyordu. Belki de ben şizofrene bağlıyordum şimdi. Gerçi pek umrumda değildi. Üzerimdeki deri montun fermuarını çektim. Odanın içini incelediğimde annem ve babamın odası olduğunu anladım.

Bu kadar soğuk kanlılık fazla gelmişti. Çift kişilik yatağa çökerek ağlamaya başladım. Tam bu yatakta annemin ruhu bu ucuz dünyayı terk etmişti. Kanlar içerisinde ve benim yanımda. Başımı kapıya çevirdim. Bu kapıda da ilk tokatımı yemiştim hemde o kadından. Kalbim bir anda öfke ile doldu. Sinirle ayağa kalktım. Tam karşımda duran dev dolabın kapaklarını açtım. Şu lanet olası mektubu bulmalıydım.

Büyük bir sandığı gördüğümde sert bir şekilde yutkundum.

"Siz Kerem Yalçın, senin için ölümü göze almış bir kadına bunu yapabildiniz! " diye bağırarak sandığı yere fırlattım. Dolabın içini incelediğimde bir kutu buldum. Onu da elime aldım.

"Siz Melek Yalçın, sizi aldatabilecek kadar adi olan bir adam için öldünüz! "diye bağırarak kutuyu da yere fırlattım. Daha da bakmaya başladım. Fotoğraf makinesi ve poşetin içinde fotoğraflar görünce onları elime aldım.

"Siz Pamira Yalçın, bu iki insan için kendinizi feda edip, intikam için kendinizi ateşe attınız !" diye bağırarak fotoğrafları yere fırlattım. Yavaşça yere çöktüm. Ağlamam yavaşça şiddetleniyordu.

"Ah Tanrım, ne aptalız! "

Ilk önce lanet sandığı açtım. Bir çok ıvır zıvırdan sonra o zarfı buldum. Üzerine "Pamira Yalçın'a" yazıyordu. Hemen yırttım ve okumaya başladım.

SAHİPSİZ ACIBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin