3.YANIK TENLİ ADAM

564 51 23
                                        

"Kim cüret edebilirki seni yargılamaya, şu yargıçsız şu kimsenin masum olmadığı dünyada. " Albert Camus

Kirpiklerimi usulca hareket ettirip bakışlarımı parke zemine çevirdim. Bu adamın burada ne işi vardı?  Hem de Sibel Yalçın'la daha bugün tartışmışken. Neler olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. Başımı kaldırdığımda halam demeye utandığım kadın bana "artık buraya gel" şeklinde bakıyordu. Ben de kimsenin yüzüne dahi bakmadan yanına gittim.

"Benim küçük yiğenim Pamira " dedi tüm yapmacıklığıyla. Fakat bir sorun vardı. Halamın yanındaki sakallı adam bana kinle bakıyordu. Beni tanıyor gibiydi. En az halam kadar yapmacıklığıyla elini uzattı. Ben de tereddüt ederek sıktım.

"Memnun oldum Pamira Yalçın."

Nedense herkes soyadımı bastırarak söylemeyi seviyordu. Başımı ben de anlamında salladım.

Benim asıl  merak ettiğim yanındaki yanık tenli adam kimdi?
Kimse ondan bahsetmiyordu. Bu durum onun da umrunda değildi. Bakışlarını gözlerime dikmiş öylece duruyordu.

"Hadi yemeğe geçelim " dedi sonunda halam. Çünkü böyle durdukça etraftaki gerilim artıyordu. Sonunda herkes arkasını dönüp bahçeye yöneldi. Sibel ve Yiğit ileride, ben ve yanık tenli adam onların gerisinden ilerliyorduk.

Nihayet herkes yerine yerleşmişti. Masada bilmediğim bir sürü holding sahibi vardı. Buna rağmen yanık tenli adam yanıma oturmuştu. Ne zehir bir şeydi bu acizliğim. Ne iğrenç bir şeydi tüm dediklerini yapmak zorunda olmak. İstemiyordum artık ben bunları. Bu ortamda olmak, yapmacık insanlarla tanışmak ve bu yanık tenli adama yakın olmak istemiyordum. Nefret etmiştim hem ondan hem sakallı adamdan.

Ben kendi içimde esir olmayı tercih etmiştim. Her gece çöktüğünde kendimle savaşırdım bu esaretten kurtulmak için. Lâkin kazanan yine o olurdu. Bundan memnun değilim sanmasın kimse. İnsanın kendi içiyle savaşında yenik düşmesi, kendine yenilmesidir. Bir insan kendine dahi yeniliyorsa ondan hiçbir şey beklememek gerekir. Benden hiçbir şey beklememek gibi...

Önüme konan etten bir parça aldım. Usulca çiğnemeye başladım. Bu sırada sanki herkes bakışlarını bana dikmişti. Cidden canım sıkılıyordu. Aynı zamanda nefesim tıkanıyordu. İlacımı alsam iyi olurdu.

"İzninizle " dedim ayağa kalkarak. Halam "nereye?" der gibi gözlerini kocaman açmış sinirle bana bakıyordu. Umursamadım ve arkamı döndüm. Tam o sırada sandalye sesi geldi. Biri daha ayağa kalkmıştı. Halam olabilir miydi?

"Ben de izninizi istiyorum " dedi tanıdığım ses tonu. Yanık tenli adamın sesi. Bir anda çok sinirlendim. Neden beni takip etme gereği duyuyordu ki? Hayatımdan bir anda çekip gitse ne olurdu ki?

Onu duymamış gibi yoluma devam ettim. İçeri girdim ve odama çıktım. Usulca kapıyı kapatıp ona doğru yaslandım. Derin birkaç nefesten sonra çalışma masamın üzerindeki Salbutamol'u (astım ilacı ) alıp üç kez ağzıma sıktım. Biraz rahatlamıştım. Terasa çıksam benim için daha iyi olabilir diye düşündüm. Odamdan çıkıp terasa gittim.

Trabzanlara tutunarak kendimi aşağı doğru sarkıttım. Rüzgar yüzümü okşuyordu. Etrafı kara bulutlar kaplamıştı. Her an yağmur yağabilecek gibi bir hava vardı. Benim içim gibiydi. İçimde kara bulutlar sallanıyordu. Fakat dışarı içimdeki damlaları akıtamıyordum. Hep içime akıtıyor, orada bir okyanus yaratıyordum. Bir gün birinin o okyanusa düşeceğinden korkuyordum. Çünkü çok derin bir okyanusta kimse kurtulamazdı.

SAHİPSİZ ACIBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin