"Nedeni?" dedim istemsizce.
"Sibel Yalçın hamileymiş hem de ondan ."
Dudaklarım hafifçe aralandı. Gözlerimin yuvalarından çıktığından şüphem yoktu. Demek ki hamileymiş. Çocuklardan nefret eden Sibel Yalçın hamileymiş. Ne kadar ironik olsada, bu yüzden eşi onu bırakmıştı ve şimdi hamileymiş. Hem de Yiğit Demir'den. Hani şu Uras'ın babası ünlü iş adamı olan... Bu yüzden o kadar yemek yiyor, sürekli tuvalete gidiyordu.
"Hadi kalk!" Bu durum benim umursamamam gereken bir şeydi. Kendi sorunlarıyla ilgileridi o sorunlu kadın. Ama Uras bu haldeyken hem de babasındansa o bebek sanırım devreye giriyordum. Başını bana çevirdi. Ben ise ayağa kalmıştım. Yüzü farklı bir hâl almış, kaşları yukarı kalkmıştı. Üzerimdeki kıyafetlerin ıslak olmasına rağmen üşümüyordum. Belki hava soğuk olmadığı içindi. Belki de bedenim ani tepkilere karşı alışmaya başlamıştı.
Sonunda Uras bana uzaylı gibi bakmayı kesti ve önüne döndü. Ayağa kalkmamıştı. Sözlerimi tekararladım.
"Hadi kalk!" diye tekrarladım. Sinirile bana döndü.
"Seninle çocuklaşacak halde değilim Pamira Yalçın!" Artık canıma tak etmişti. Soyismimden nefret ediyordum. Bunu bilerek mi yapıyordu! "Sakin ol , o iyi değil Pamira."
İç sesime ayak uydurarak sadece bu seferliğine alttan almaya başladım.
"Uras çocukluk falan yapmayacağım, söz veriyorum hadi sana bir şey göstermek istiyorum ." Nefesini üfleyerek ayağa kalktı. Tam burnunumun dibinde olduğu için gözünün altındaki döğmeyi net bir şekilde görebiliyordum. Bir yazı ve şekil... Ama ne? Anlamak çok güç geliyordu.
Elimi uzattım o da tuttu. Aradaki elektrik akışını hissedebiliyordum ve bu benim canımı çok yakıyordu. Canımın yanmasını umursamıyarak onu suya soktum. Su benim dizime kadar, Uras'ın ise daha az geliyordu. Boyu fena uzundu. 185 vardır diye düşünüyorum.
"Başını kaldır ve gökyüzüne bak " dedim. Ben o anda gökyüzüne bakıyordum. Yıldızlar muhteşemdi. Sanki biri ayaklarımızın altına tüm yıldızları sermişti.
En yukarıda kırmızı bir şey parlıyordu.
"Kutup yıldızı " dedi Uras. Adını duymuştum ama hiç görme fırsatım olmamıştı. Dünyaya o kadar uzakken görmek çok acayip geliyordu. Kutup yıldızı,muhteşemdi.
"Uras kutup yıldızı, bu kadar şanslı olmayız " cevap vermedi hala yıldızları izliyordu.
"Keşke gerçek hayatta da bu kadar şanslı olsaydık " diye sitem ettim. Yavaşça bana döndü. Yada sanırım hareketleri bana öyle geliyordu.
Minik tokalarla tutturduğum kısacık saçımın birkaç telini kulağımın arkasına özenle yerleştirdi.
"Sen çok şanslısın " diye fısıldadı.
"Evet, belki dışarıdan bakan biri Yalçın ailesinin minicik kızı, ne kadar ailesini kaybetmiş olsa da aynı sevgiyi halasından alan şımarık ve çok şanslı biri olarak gözükebilirim ama bu benim ne kadar şanslı olduğumu değil, insanların ne kadar kör olduğunu gösterir." Bunları söylerken ses tonuma çok dikkat etmiştim. Ne yüksek ne de çok alçak...
"O anlamda demedim. Sikmişim parayı ve aileyi demek istediğim"
Yüzüne bakıyordum. Demek istediği neydi, Uras bana çok farklı geliyordu.
"Boşver " dedi. Başımı sakladım ve yıldızlara bakmaya devam ettim. Bu konu üzerinde daha fazla durmak çok sıkıcı gelirdi.
Şu anda yaşadıklarımız dışarıdan bakıldığında ne kadar romantik gelse de aslında hiç öyle değildi. Aramızda bir etkileşim vardı ama sanki iki duyguyu aynı anda yaşıyordum. Biri daha çok ağır geliyordu.
İntikam...
Evet ağır gelen duygu intikamdı. Nedenini bilmiyorum ama öyleydi. Bu duygunun yanında diğer duygu çok hafif kalıyordu. Biz Urasla konuşmadan duygularımızı ifade edebiliyoruz. Kelimeler olmadan ama intikam duygusu hafiflemişken. Ama şu anda intikam duygusu kök salmıştı. Ama neden intikam? Belki ben öyle hissediyordum , belki de öyleydi.
"Sana bir masal anlatmamı ister misin Pamira "
"Masallara inanmam Uras, onlar gerçek değildir "
"Pekala, hikaye anlatmamı ister misin? "
"Olur, sonuçta hikayeler gerçektir " dedim ve güldüm.
"Bir kadın vardı. Bir sürü sorunları vardı ve çok mutsuzdu. Sonra kadın ilk kez içmek istedi ve bir bara gitti . Orada bir adamla tanıştı. Ilk başlarda çok atıştılar. Sonra adam kadına aşık oldu ama kadın sevmeyi bilmiyordu. Adam kadına süre tanıdı, ona sevmeyi öğretti. Kadın sevmeyi öğrendi . Bir süre çok mutlu oldular ama adam bu mutluluğun uzun süremeyeceğini biliyordu adam. Adam kadını terk etti " sustu.
Bir süre denizi izledi.
"Peki hikayenin sonunda ne oldu? "
"Kadına sevmeyi öğreten adam , aslında hiçbir şey hissetmemeyi de öğretti. "
***
Eve doğru yürürken düşündüğüm tek bir şey vardı. Sibel'e nasıl bakacaktım. Ben duygularımı kolayca yüzüme yansıtan biriydim. Umursamazlık maskemi bu sefer takabilir miydim? Nasıl o kadının yüzüne iğrenerek bakamayacaktım? Sanırım bu çok zor olacaktı. Ne yapacağıma karar verememiştim. Hep özgür olmak istedim. Kimsenin himayesi altında kalmadan ama doğmamış masum bir bebeğe o kadın nasıl bakabilirdi. Bunu öğrenen eski kocası neler yapardı o bebeğe?
Ben onlarla yaşarken ikisinin de ne kadar acımasız bir insan olduğunu öğrendim. Eniştem dediğim adam o çocuğa neler yapmazdı ki ? Ve o bebek o kadar masumken ...
Hayat bazen öyle insafsız ki küçük bir boşluğundan yakalar seni tam yüreğinden yakalar . İşte benim de annesi ve babası sağ olmayan çocuklara veya onlara annelik ve babalık yapmayan çocuklara karşı bir zaafım vardı. Sibel de o minik çocuğa bakamayacak, annelik duygusunu tatmayacaktır. O, her zaman eş değiştiren, tek bir adama bağlı kalmayan tiplerdendi. Evinde oturamazdı.
O bebek bakıcılarla büyüyecek, onlara anne diyecekti. İşte ben buna izin veremezdim. Peki yıkılan sadece bebek mi olacaktı?
Uras'ın babası , Uras ve belki yaşadığından emin olamadığım annesi. Yiğit Demir'e hiç üzülüyordum. Eşini aldatmıştı aynı zamanda o adamın ismini duyunca bile Uras'a hissettiğim duygulardan sadece intikam olanı alarma geçiyordu. Annesi?
Uras'ın annesi ne hâle gelecektir kim bilir? Belki umursamıyarak 'salla' diyecektir , belki de ...
Söylemek bile istemiyordum. Uras'ın ne halde olduğunu gördüm zaten. Eğer annesi de Uras gibiyse ondan bin kat daha fazla acı çekecektir.
İşte bu yüzden hayata tospembe bir şekilde bakmıyorum. Her tarafta binlerce sahipsiz acılar var. Insanları bir anda ufacık bir kelime bile yıkılmasına yetiyor.
Uras'ın anlattığı masaldan sonra tepki vermeden oradan ayrılmıştım o ise kalıp yıldızları izlemek istemişti. Kapıya anahtarımı soktum. Yavaş adımlarla içeriye girdim.
Salonun ortasında gördüğüm şeyle ciğerlerim nefes almayı bırakmıştı. Gözlerim kocaman olmuş çığlık atamak için avucumu dişkiyordum. Gözümden bir damla yaş düştü. Bu olamazdı. Sibel'e olsa bile o minik bebeğe olamazdı. Bunlar bir kabus olmalıydı.
İnsanlar bu kadar bencil miydi?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SAHİPSİZ ACI
Literatura KobiecaTüm acılarımı bir kurşun misali tabancama doldurdum. Daha sonra bana bu tüm bu acıları yaşatanları nişan aldım. En başta hayatı. Bacaklarımı iki yana açarak kendi ayaklarımın üzerinde durdum ilk kez. Daha sonra horozu yavaşça indirip birden tetiği ç...
