21. UNUT

206 14 4
                                        

Her an aklıma annem ve babamı getirmekten tükenmiştim. Sürekli acılarıma kat kat değerler katıp bunu yapıyordum. Hiç zannetmesemde bir gün aklımdan onları çıkartabilirdim diye düşünmüştüm. Fakat bu kadar yaklaştığımı hissetmişken. Bizi bu hâle getiren adam kimdi diye sormuştum evvel sene önce. Şimdi çoğu şıkları elemiş, doğru sonucu arıyordum.

Acımın geçmesi lazımdı bu zamana kadar, ama geçmedi. Her geçen gün daha da arttı.

Unutmam mı lazımdı çoğu şeyi?

Pekâlâ unut dibine kadar!

Şimdi sahipsiz acılarımın önünde bir pankur kurmuş bekliyorum. Gelecek tehlikelere karşı.

Örtümü yavaşça üzerimden yere attım. Çıplak bedenimin üzerinden bir su misali kayıp düşmüştü. Derin bir nefes aldım fakat yetersizdi. Sanki kalbimde bir delik vardı ve o delik ciğerlerime kadar ulaşmıştı, aldığım nefesler boşunaymış gibi hissettim.

Koltuğun üzerinde duran uzun tuniği kafamdan geçirdim. Boyun kısmında kalan saçlarımı elimde itekledim. Saçlarım biraz daha uzamıştı. Bileğimdeki lastik toka ile toplayabildiğim gibi topladım. Birkaç tutam düşse de umursamadan pencereye doğru ilerledim.

Perdeyi yavaşça çektim ve bardaktan boşalırcasına yağan yağmuru izlemeye başladım. Gözlerimin yapamadığını bulutlar yapıyordu.

Odamın penceresinden görünen ceviz ağacına baktım.

Yemyeşil yaprakları gittikçe rengini kaybetmeye başlamıştı. Bazı yapraklar ise tamamen sararmış, ağaçtan kurtulmak istercesine yere düşüyordu.

Yağmur artık yavaşlamış damlalar çiseleyip pencereden aşağı kayıyordu. Mükemmel soğuk ise bedenimi titretmeye başlamıştı. Bir anda gök gürledi ve yağmur hızlandı. Sanki tüm acıları unutmak istercesine delip geçiyordu toprağı.

Bir anda cadde başından gelen siyah bir araba gördüm. Tüm hücrelerimle beraber irkildim. Fakat araba hızlı geçip gidince bir anda rahatlama hissine kapıldım.

Neler oluyordu bana böyle?

Dişlerim zangır zangır birbirine vuruyordu. Yerdeki örtüyü alıp üzerime sardım. Kitaplığıma ilerleyip bir roman aldım. Çalışma masasındaki sandalyeyi çekip pencerenin önüne koydum ve oturdum.

Kitap akıcı bir şekilde ilerlerken birden gözüm ceviz ağacına gitti. Orada arkası dönük biri vardı. Tamamen siyah giyinmişti. Birden önüne döndü ve sadece görünen buz mavisi gözleriyle bana baktı. O an vücudum titredi. Bakışları beni tamamen titretmişti. Daha sonra bir karartı gibi geçip gitti.

İşte o an anladım. Başıma bir felaket gelecekti. Hızlı bir şekilde ayağa kalktım. Sesli bir şekilde kayıp giden sandalyeye aldırmadan perdeleri kapattım. Kapının kilidini kontrol ettikten sonra sert bir şekilde dolabın kapaklarını açtım.

Tüm vücudumu içine soktum ve karanlıkta o sandığı aradım. Elim sert bir şeye dediği zaman hemen onun sandık olduğunu anladım. Tüm gücümle onu çıkardım ve yere koydum.

Eski koyu bir kahve rengindeki dolabın kapaklarını kapattım.

Sandığı var gücümle ileri ittim ve soğuk zemine oturdum. Elimdeki anahtarı tozlanmış sandığa soktum ve yavaşça çevirdim.

Kapağı açılınca tüm bedenimi bir heyecan sardı.

Ailemden kalan eşyalar, resimler ve acı mektuplarım...

Ilk başta annemin gelinliğini çıkardım. Daha sonra düğün fotoğraflarını, bebeklik fotoğraflarım ve minik patiklerim...
Bunlara ihtiyacım yoktu. Hızlı bir şekilde sandığın dibini aradım. Siyah kutu...

SAHİPSİZ ACIBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin