26. KATİL

190 16 5
                                        

Başımı yavaşça kaldırdım ve kapkara gökyüzüne baktım. Usulca soğuk bir rüzgar kısa saçlarımı dağıttı ve çekip gitti. Tıpkı bir anda sevdiklerinin gitmesi gibiydi. Gökyüzü gözümde daha da muhtaç bir hâle büründü. Gökyüzünün yıldızlara ihtiyacı vardı. Gökyüzünün aya ihtiyacı vardı. Gökyüzünün bir Tanrıya ihtiyacı vardı. Tıpkı benim annem ve babama olan ihtiyacım gibi...

Dalgaların sesi arttığında bulunduğum yerin bir uçurum kenarı olduğunu anladım. Deniz'in kanlı dalgaları kayalıklara vuruyor, tüm kayaları koyu kırmızı rengine çeviriyordu. Her yer zifiri karanlıktı. Vücudum tüm dirence karşı dik durdu. Usulca kanadı yaralı bir kuş geldi ve kanlı kayanın üzerine kondu. Başını çevirdi ve bana baktı. Sanki beni unutma der gibi bir bakıştı. Karanlık daha da çöktü üstüme. Kanın kokusunu hissetmeye başladım.

Bir anda önümde silah belirdi. Toprağın renginden daha koyu bir renge sahipti. Görünüşü bile insanı ürkütebilecek türdendi. Bir anda boğulmaya başladım. Soğuk eller boğazımı bir hortum misali sarıyordu. Bir anda kuş gitti ve yerine arkası dönük siyah saçlarına ak düşmüş adam, kanlı kayada tam kuşun yerinde oturdu. Silahı yerden aldım ve adama doğru çevirdim. Pençelerini çıkarmış, avını bekleyen bir kaplan gibi izliyordum adamı.

Bir ses sürekli babanın katili tam karşında diye bağırıyordu. Bir an hiç düşünmeden ve acımadan tetiği çektim. Bu kez ellerim titremedi. Bu bir başarı mıydı ki?
Birinin canını almak. Adamın cansız bedenini görmek için kayaya baktığımda adamı değil de kanlı kayanın üzerindeki cansız siyah kuşu gördüm. Siyah kan kuşun boynundan akıp kırmızı dalgalara karışıyordu. Yavaşça ellerim o renge döndü. Silah yavaşça elimden düştü.

'Bizim kızımız yok!'

'O mermi seni öldürdü '

'Sen bir katilsin!'

'Masumiyet sadece yeni doğanlar için geçerlidir. '

Gözümden yuvarlanan şeffaf yaş elimdeki kana düştü.

"Ben bir katilim! "

Bir anda gözlerimi açtım. Hızla yerimde sıçradım. Sırtım tüm bu soğuk havaya rağmen ıslanmıştı. Alnımda boncuk boncuk terleri hissedebiliyordum. Usulca gözlerimi kapattım ve kendime gelmek için bir süre tanıdım hayata karşı.

En son ne olmuştu?

Kâbustu her şey demek ki. Ben kimseyi öldürmedim, hepsi rüyaydı. Fakat mektup, eliyle gözümü kapatan adam,maskeli kadın, silah sesi..

Bunlar da mı kâbustu. O adamı vuruşum. Son 3 saniyem!

Hızla gözlerimi açtım. Gerçek ile rüyayı ayırt bile edemiyordum. Güçlü olmaktan yorulmuştum artık ben, her gece unutmaya çalışmaktan ama her sabah yine hatırlamaktan yorulmuştum. Hayattan yorulmuştum ben, yaşamaktan, nefes aldığımı sanıp kendimi kandırmaktan...

Uyumaktan bile korkar oldum artık. Kâbus görmekten, acılarımdan kaçmaktan.

Ölüm eğer beni tüm bunlardan kurtaracaksa ölmek istiyorum. Tüm bunları unutup sonsuzluğa uğurlamak. Lâkin ölüm bir kurtuluş değil bir kaçıştır. Evet şu anda ölmek harika olabilirdi ama daha yapmam gereken birkaç şey vardı. Tüm düşüncelerimi kovmak istercesine başımı iki yana salladım. Boynuma saplanan acıyla etrafı incelemeye başladım.

Bir arabadaydım ve etraf karanlıktı. Hiç kimseler yoktu. Sanki herkes benden kaçıp kasabayı terketmiş gibiydi.Elimle alnımdaki terleri sildim. Bir kabuk hissettiğimde daha da dikkatli dokundum oraya. Sanırım alnımın üzerinde bir yara vardı. Zifiri karanlıkta istemsiz ellerime bakınca kaskatı kesildim.

SAHİPSİZ ACIBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin