"Hayır o bebek doğacak!" sesimin tonunundan itiraz istemediğimizi bir insan çok iyi anlardı fakat bu adam neden anlamak istemiyordu.
"Bakın Pamira Hanım bu konuda bebeğin annesi Sibel Hanımın da görüşünü almamız lazım." Sürekli bu cümleyi tekrarlıyordu ama o kadının ne zaman uyanacağı belli bile değildi. Kendine gelmesi ise uyanmasından daha uzun sürerdi. Bu sırada minik bir can hayata elveda ederdi. Ne kadar doğduğu zaman bir sürü acı çekecek olsa... Bu sefer onu destekliyor biri olacaktı. İşte o kişi bendim. Ona hayatın gerçeklerini aşılayacaktım.
"Lütfen, Sibel kendine gelene kadar bebeğin hayatını kaybedebileceğini hepimiz biliyoruz Doktor Bey"
"Sibel Hanım'ın bebeği olduğu için ya babası yada kendisi bu kararı vermek zorunda, ama size sadece danıştık. Bebeğin babası kim? "
Göğsüm hızlı bir şekilde inip kalkmaya başladı. Boğazımı temizlendim ve iki elimi tutan dostlarımın elini sıktım.
"Yiğit Demir" diyenildim sonunda. Doktorun gözleri faltaşı gibi açıldı. Birkaç dakika sonra kendine geldi. Yutkunduğunu âdem elmasının hareket etmesinden görebiliyordum.
"Eğer babasının izni olursa bebek doğar ama dedigim gibi hayatı boyunca kalp yetmezliği çekecektir. Ben de bebeğin yaşamasını sizin kadar istiyorum Pamira Hanım ama yasalar gereği bu-" yaptığı felsefeden sıkılmıştım. Sözünü bölüp yapmacık bir şekilde 'teşekkür ederim ' dedim. Hızlı adımlarla çıkışa ilerliyordum. Arkamdaki seslere bakılırsa Burçak benimle gelmek için harekete geçmişti fakat beni iyi anlayan Azra buna izin vermiyordu ve tartışıyorlardı.
Hastaneden çıktığımı ciğerlerime dolan temiz havayla anladım. Şimdi sıra ne kadar istemesem de Yiğit denen adamın karşısına çıkacaktım. Hemen bir taksi durdurdum ve Holding'in adresini verdim. Elimdeki mavi tonlarındaki saatimle dakikaları,saniyeleri kovalarken sonunda taksi durdu. Hemen parayı ödedim ve koskoca Holdinge kafamı kaldırarak baktım. Ne kadar bulunduğun ortamlar büyük olsa bile kalbin küçükse bunun hiçbir faydası olmuyordu Yiğit Demir. Uras da benim gibi soyadından utanıyordu. Bunu babasının pisliklerinden hissedebiliyordum. Derin bir nefes alarak otomatik kapıdan geçtim.
Güvenlik hemen önümde belirdi. Ona kimliğimi uzattım ve üzerimi aramasına izin verdim. Daha sonra asansöre binip Müdür ve Yönetici yazan düğmeye bastım. Asansör sanki inadıma yavaş ilerliyordu. Sonunda kapılar ağır çekimde açıldığında kendimi hemen ilerdeki kapıya girmek için hazırladım. Masa başında oturan sekreter bana kaşlarını kaldırarak baktığında yanına ilerledim ve tatlı bir dille Yiğit Beyi(!) görmek istediğimi söyledim. İsmimi öğrendikten sonra kadının yüzünün şekli değişti. Hemen telefonda fısıldaşmaya başladı. Bende ayağında bir ritim tutmuş bekliyordum.
"Yiğit Bey sizi odasına bekliyor." Hemen sırtımı dikleştirip önumdeki kapıya baktım. Derin havayı ciğerlerime doldurduktan sonra kapıyı tıklattım. 'Gel' sesi gelince içeriye adımımı attım.
Yiğit Demir önce beni süzdü sonra deri koltukları işaret etti. Hemen geçip oturdum.
"Bir şey içer misin?"
"Hayır. Ben buraya ciddi bir konu için geldim ve lafı uzatmaya niyetim yok. Sibel'in başına gelenleri biliyorsunuzdur" dedim. Gözlerini daha fazla kısarak başını salladı.
"Bebekte kalp yetmezliği var ve bu konuda eğer ya babasının yada annesinin doğurmak için izni olursa doktorlar onu birkaç ay anne karnında yaşatabilir sonra bebek oluşma evresini geçmiş olur. Yine kalp yetmezliğiyle yaşıyacaktır ama yaşaması yeterli olacaktır. Bebek o evre tamamlanınca doğacaktır. Sibel'in kendine gelmesi çok uzun sürer o sürede bebek ölebilir, sizden ricam doğuma sizin izin vermeniz. " Kelimeleri tek tek ve özenli kullanmıştım. Bu karar belki zor gelecekti ama bebek yaşamalıydı.
Beş dakika sonra sakallarını kaşıyarak bana baktı.
"Sen bebeğin benim hayatımı mahfetmesi için doğmasını istiyorsun değil mi? Ondan farkın yok !" Bu söyledikleri beni çileden çıkarmaya yetmişti. Bir hışımla ayağa kalktım.
"Sin ne bencil bir insansınız. Burada daha minicik kalbinde bile yetmezlik olan günahsız bir bebekten bahsediyorum. Sizin hayatınızdan değil! Çok mu önemli bu ünvan bu zenginlik, siz sadece kendini düşünen bir pisliksiniz. Sizin zevkiniz için burada bir can daha hayatı başlamadan bitiyor. Paranıza değil de biraz o iğrenç hormonlarınıza sahip çıksaydınız bunlar olmazdı! " Sinirden ellerim ve ayaklarım titriyordu. Nefes alamaz hale gelmiştim. Bunun sebebi sürekli vücudumda olan ama etkisini çok az gösteren astımımdı. Işte bu yüzden sigara içebiliyordum. En son 13 sene önce etkisini göstermişti.
Elimin ciğerimin üzerine koyarak hızlı bir şekilde iç çekmeye başladım. Sesim o kadar berbat çıkıyordu ki ... Ciğerlerim oksijen almamakta kararlıydı. Astım ilacım küçük çantamdaydı. Yiğit Demirin hızlı bir şekilde ayağa kalkıp yanıma koşmasını görüyordum. Parmağımla cantamı işaret ettim. Hemen içini açtı fakat elleri titredi ve çantayı yere attı. Hızlı bir şekilde kapıdan çıkışını izledim. İç çekişlerim artıyordu. Artık titremeye başlamıştım. Dizlerimin üzerine düştüm ve yerdeki çantaya elimi uzattım fakat artık dayanamıyordum. En sonunda çantaya ulaştım, hızlı bir şekilde fermuarını açmaya çalıştım. Lanet olsun, sıkışmıştı. Artık bedenim sarsılmaya başlamıştı. Gözümün önünde ufak bir anı belirdi.
"Anne hadi beraber çilek toplayalım " dedim minicik boyumla. Annem elime minik sepeti tutuşturdu. "Sadece kırmızı olanlar Pamira " diye uyardı ve alnımı öptü. Elini tutarak çilek bahçesine yürümeye başladık. Bir süre sonra tüm çilekleri annemin reçel yapması için toplamıştık. Ama annem biraz uzaktaki ambara doğru beni almadan ilerliyordu. Hızlı bir şekilde yanına koşmaya başladım fakat ciğerlerime dolan kokuyla titremeye başladım ve yere düştüm. Annem arkasını döndü ve yanıma koştu. Birkaç gün sonra astım olduğumu ama çok ileri seviyede olmadığını, cok nadir ortaya çıkacağını annem bana anlatmış ve elime bir ilaç tutuşturmuştu.
Sert bir şekilde fermuarı çektim. "Anne" diyebildim titreyen bedenimin altındaki zihnimde. Hemen ilacı ağzıma birkaç defa sıktım. 16 yaşımda sigara içmeye başlamıştım. Ne kadar sigaranın astımı etkilediğini bilsem de bu benim kendimi öldürme tarzımdı ama hiç krize gormedigim için daha fazla içtim ve sigara bende alışkanlık yaptı. Şu an bunların acısını çekiyordum ama artık ödenmemiş intikamlar varken ölmek bana göre değildi.
Önce renkler.
Sonra insanlar.
Ben genelde böyle görürdüm.
Yada en azından böyle görmeye çalışırdım.
Hayatın farklı renkleri vardı. Gerçi her insanın bir rengi vardı ama kimseninki ne tam beyazdı, nede tam siyah. İşte ben burada acı çekişirken korkup kaçmış bir adamdan ne isteyebilirim ki ?
Yaşayan canlıyı önünde ölürken kurtarmayan adamdan nasıl olurda daha dogmamış bir bebeğe can vermesi istenirdi ki?
İşte hayatta kısa deyimimle boşuna oksijen tüketen insanlar...
Kendime geldiğimde yerden kalktım ve cantamı alıp kapıdan çıktım. Sekreterin yanına gittim. Yüzüme bakınca resmen şok olmuş gibiydi. "İ- iyi misiniz? " başımı sakladım. Çantasından bir ayna çıkarıp bana uzattı. Harika(!) Yüzüm resmen bembeyazdı. Boynumdaki birkaç kılcal damar patlamış ve kan izi oluşmuştu. Şah damarım ise belli oluyordu, hemde çok fazla. Aynayı geri verdim ve asansörü çağırdım. Kapılar yine açılınca karşımda Uras ve piç babası olan Yiğit Demiri gördüm. İkisi yüzümü görünce sekreter kızdan daha beter oldular. Uras ani bir hareketle babasını asansörün aynasına itti ve boğazını sıktı.
"Ne yaptın ona?" diye bağırıyordu. Bende susarak ikisine bakıyordum. Hayattan soyutlaşmış gibi hissediyordum.
"B-b ben bir şey yapmadım! " dedi ve Urası üzerinden itti. Uras tuşların üzerine doğru sendelendi. Hemen kendini toparladı. Yiğit denen piç hemen açıklama yapmaya başladı.
"Bebek için gelmişti, kendini o kadına benzetme dedim bir anda delirdi. Bana bencil demeye başladı ve en sonunda paraya değil hormonlarıma sahip çıkmam söyledi. Sonra nefes alamadı galiba çantasına uzandı " dedi ve sustu.
"Yardım istedim sadece ölmemek için sen ise korkup kaçtın " sesim çok kısık ve aciz çıkmıştı. Uras tekrar babasının boynuna atladı. Ben ise adamın yüzüne tiksinerek baktım ve arakamı dönerek merdivenlerden inmeye başladım.
Sonunda bir taksi durdurdum, koltuğa kurulup birkaç sprey daha sıktım. Mezarlığın adresini verdim ve dışarıyı izlemeye başladım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SAHİPSİZ ACI
ChickLitTüm acılarımı bir kurşun misali tabancama doldurdum. Daha sonra bana bu tüm bu acıları yaşatanları nişan aldım. En başta hayatı. Bacaklarımı iki yana açarak kendi ayaklarımın üzerinde durdum ilk kez. Daha sonra horozu yavaşça indirip birden tetiği ç...
