Değişenin en büyüğü kendisidir insanın.
Bıraktığı gibi değildir bir zamanlar esir olduğu kimliğin getirdiklerine artık. Bıraktıklarına da öyle. Kurallar değişmiş, insanlar değişmiştir. Ama en çok kendisi değişmiştir.
Felaketin habercisi o. Acıma d...
Dünya, bir yara Zaman, unutma cezası Sevmek, büyük yalnızlık. Kalbim tamam diyor Bedenim çırpınıyor
•••••
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
•••••
Pars ile İtalyan kafesinden onun isteği üzerine çıkmıştık. Beni biri ile tanıştırmak istediğini söylemişti ve sonuç olarak yoldaydıkBeyoğlu'nda olduğumuzu sokağın mimarisinden anlamıştım. Arabayı yavaşlatıp ilk gördüğü boşluğa arabayı parkettikten sonra ikimizde araçtan inmiştik.
"Öyle çok konuşan bir adam değil, çok konuşmak yerine dinlemeni tavsiye ederim. Gelenekselci biridir. Saygı konusunda hassas bir adam."
Beni niye tanıştırıyor bilmesemde kafamı sallamıştım. Yeni insanlarla tanışmayı seviyordum.
Han girişinin önünde durduk, Zincirli Han.
Handan içeri giridiğimizde avlunun ortasından serpilen çınar dikkati çeken ilk şeydi. Pars incelememe ara ara fırsat veriyordu. Tarihi olan her şey ilgimi çekerdi. Bir dükkanın önünde durduk. Başımı kaldırıp tabelaya baktım. Luthier mi?
Anadolu Luthier
Dükkanın camlarından içeri baktım. Pek çok müzik aleti vardı. Üç keman kemandükkanının camına sabitlenmişti. İçeri girdiğimizde daha büyük bir yer olduğunu anladım. Hemen köşeye bir piyona bırakılmıştı fakat üstünde Ney olduğunu düşündüğüm dizilmiş bir sürü alet vardı. Dışarıdan bakınca Klasik Batı Sanatı müzik aletinin daha çok olduğunu düşünmüştüm fakat burada daha çok Geleneksel Türk Sanat müziği aletleri daha fazlaydı.
Kanunlar bir köşeye toplanmıştı, bağlamalar duvara sabitlenmişti. Başka bir duvara Udlar hakimdi. Muazzam bir yerdi. Darbukalar ve defler diğer müzik aletlerine oranla azdı. Kemençe dahi vardı.