•••••
Tanrım
Ne zaman bağışlayacaksınn bizi
Ne zaman çekip alacaksın
Bu yaralı belliği hayatımızdan.
•••••
Polat arabayı sürerken yanındaki koltukta ben vardım. Holdingden dışarı çıkar çıkmaz karşılaşmıştık. Yerimi öğrenir öğrenmez gelmişti.
"Seni çok merak ettim."
"Sorun yok iyiyim. Biraz kendime tatil verdim sadece." Dedim camdan akan yolu izlerken.
"Şaka yapıyorsun." Umursamaz tavrıma, bir haftadır ortada olmayışımın nedenin bu olması kabulleneceği bir şey değildi. Benim için fazla endişelenmiş olmalıydı.
"Hayır." Kafasını bana çevirip baktığını hissetmiştim. Muhtemelen diyecek söz bulamıyordu bana. Kayıtsız umursamaz halim onu sinir etsede bir şey demiyordu, dese de üzerinde bir etki yaratamayacağını biliyordu zira.
"Keşke bize haber verme zahmetinde bulunsaydın."
"Ani oldu biraz, anlatacaklarım var..."
"Ne yapıyoruz?" diyor keyiflenmiş sırtırken. Beni bu konuda çok iyi tanıyor. Gülüyorum
"İşleri hızlandırıyoruz. Meryemler?" benim için arabanın kapısını açma cömertliğini gösteriyor.
"Onlar hala evde, güvence altına aldık. Çocuğu bir ilk okula yazdırdım. Meryem de okuluna devam ediyor. Ama mahcuplar, geri kalanı için seni bekliyordum."
"Meryem'in evimde çalışması hakkında ne düşünüyorsun, ben gün içinde evde yokken o da okulda oluyor. En azından evi çekip çevirir. Müştemilatı onlar için daha yaşanılabilir hale getirebiliriz."
"Valla güzel fikir, bizim çocuklra söylerim, ayarlarlar her şeyi."
"Teşekkür ederim."
Daha fazla konuşmuyoruz. Evin arka bahçesine yürüyorduk ikimizde. Evin bahçesinden gelen kahkaha karışık bağırtı sesleri onu pek şaşırtmış gibi görünmesede benim için bir hayli tuhaftı.
Meryem müştemilatın yanına bir masa ve sandalye koymuş. Orda oturup çay içerken az ileride oğlunun adamlarla futbol oynayışını izliyor. Epey eğleniyorlar. Tebessüm ettim belli belirsiz.
"Lan Ayı, koca adamsın çocuk senden daha hızlı, koşsana lan it herif." Diyor İhsan.
"Abi bende anlamadım, arkama bakamadan kayboluyor eşşekoğlueşek." Diyor ellerini saçlarına daldırıp sinir olmuş sesle.
"Oğlum ne salak herifsin, el kadar çocuğun neyine yetişemiyorsun." dedi yarım ağız gülerken Kaşıklı İsa.
Kaşıklı, hakemdi. Nerden bulduğunu bilmediğim hakem tribinüne benzer şeyin üstüne oturup bacak bacak üstüne atmış, düdük çalıyordu. Polat yanımdan yürüyüp geçti, ardından aralarına karıştı. Polat'ın kollarına çıkan çocukla biraz gülüşmüş sonra kalite geçmişti. Adamların selamını küçük bir baş hareketiyle almıştı. İleride masada oturan Meryemle göz göze geldik. Müştemilatın önüne koyduğu masaya yürüyüp diğer tarafa koyduğu sandalyeye oturdum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
TURNA
RomansaDeğişenin en büyüğü kendisidir insanın. Bıraktığı gibi değildir bir zamanlar esir olduğu kimliğin getirdiklerine artık. Bıraktıklarına da öyle. Kurallar değişmiş, insanlar değişmiştir. Ama en çok kendisi değişmiştir. Felaketin habercisi o. Acıma d...
