Islak çimlerde, karşımdaki genç kıza doğru attığım adımlar benden bağımsızdı sanki. Jungkook ve kucağındaki minik bedenden, Tofino'nun yosunlara sinmiş rutubetinden, yüzüme değen ince rüzgardan ve gerçeklikten dahi kopup gitmiştim. Birkaç saniyeliğine geride bıraktığımız bütün o yangın, kan, kaçış ve korku sustu da önümde yalnızca bize uzaktan el sallayan zarif beden kalmıştı sanki.
Sadece birkaç adımda yanına vardığımda gözlerim çoktan dolmuş, kalbimdeki vedalardan biri yıllardır dolandığı labirentten kaçıp ansızın ait olduğu yere dönmüş gibi hiç farkında olmadığım bir boşluğu dolduruyordu o an. Belki de ancak şimdi, kaybettiğimi sandığım bir insanı karşımda capcanlı gördüğümde onun bendeki ağırlığını tartıyordum. Öyle ki Daisy'yi kendime çekip sımsıkı sardığımda ve o da ince kollarını tereddütsüzce bana doladığında aniden tattığım bu hissin ne olduğunu bilmiyordum.
Onun bendeki yerini henüz anımsıyordum.
Daisy kollarını o gecenin aksine bana sımsıkı sararken, benim şaşkın dolu ifademe o gecenin aksine neşeyle kıkırdarken ve ben yine o gecenin aksine annemin papatyalarını anımsatan o tanıdık kokunun içimi parçalamak yerine ısıtmasına izin verirken, üzerini çoktan örttüğümü sandığım bu konunun aslında ne kadar açıkta kaldığını henüz anlıyordum.
"Nasıl?" Derince yutkundum, başını biraz daha kendi göğsüme yasladım. Ellerim titriyordu ama o iyi idare ediyordu beni, hatta sanki bu karşılaşmada ayakta tutulması gereken kişinin kendisi değil de ben olduğumu çoktan anlamıştı. "Nasıl olur da buradasın?"
"O," dedi yalnızca, avucu sırtımda yavaşça gezinirken. "Jungkook."
Bakışlarım kesişti o'nunla.
Kucağındaki bedenle bize doğru adımlamaya devam ederken kızın saçlarının arasından göğsüme yasladığım elim bir yumruk oldu, söylemem, hakkında çıkardığım onca hükmü ya geri almam ya da hepsini yüzüne bir kez daha fırlatmam gereken binlerce duygum vardı kalbimde. Kızmak, teşekkür etmek, nasıl yaptığını sormak, neden benden sakladığını öğrenmek, belki de yalnızca ona sarılmak istiyordum.
Birini anladığı oldukça belli olacak ki minnettarlığımı beklemeden rica edercesine başını hafifçe eğdi yeniden parlayan galaksileriyle.
İnanamıyordum. Kalplerimiz birbirine çarparken ben kendime gelmek istercesine bu yabancıdan farksız, bir o kadar da benliğime kazınmış kıza sımsıkı sarılmış, onu göğsüme kapatmışken bulunduğum gerçekliği sorguluyor ve şaşırıyordum.
Sadece birkaç ay önce darp edilmiş bedeni evimin önündeki kirli asfaltta yerdeydi. Titreyen ellerimde kör bir bıçak, karşımda ikimizin bir gece de olsa ortak kabusu haline gelen dayım vardı ve arkamda Jungkook'un ona yardım edemeyeceğimizi söyleyen sesi yankılanıyordu. Benim bile geçmişime gömdüğüm o bedeni onun derinlerden kazıp çıkarmasını beklemiyordum.
Daisy'yi burada, dünyanın öbür ucunda, uçuşan çiçekli bir elbisenin içinde, yüzünde tek bir yara olmadan, tıpkı anneminkine benzer gülüşüyle dikilmiş halde göreceğime bu denli sevineceğimi ben bile bilmiyordum.
"Nasıl?" Onu güçlükle kendimden ayırırken yanımıza varmış Jungkook'a yöneldi sorum. "Nereden bilebilirsin ki?"
Gözlerim dolu doluydu, öncesinde geçen binbir düşünce dilime varmasa da o ne demek istediğimi anlamış gibi tebessüm etti.
"Daisy," dedi, onu selamlamak istercesine bir kolunu kaldırıp kızı kendine çekerken gözlerimi alamıyordum ondan. Kısaca sarıldığı kızdan ayrıldıktan hemen sonra gözleri beni buldu ve uzun zamandır benden görmediği bir yoğunlukla yeniden karşılaşmanın afallamışlığı geçti ifadesinden. Biliyordum çünkü benim hislerim gerçekten de en derinlerimden, bütün o kırgınlığın altından inatla yeşeriyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
atlas | taekook
Fiksi Penggemar"Sen," diyorlardı ona. "Sen bir çocuğu katlettin," O ise susardı. Hayır, demezdi. Yapmadım da demezdi. Hoş, dese dahi kimsenin inanmayacağına emindim zaten. Delil yetersizliği yüzünden hapiste çürümekten son anda kurtulmuştu o, kuru sözüne inanmazdı...
