Lexi'nin gözünden;
Kol'dan kaçmaya çalışıyordum. Evet bunu kabulleniyorum. Ondan kaçıyorum. Hem ya ona fazla bağlanırsam? Bu ilişkiye kendimi fazla kaptırırsam. Ya onu kaybedersem. En iyi seçenek başlamadan bitmesiydi. Ama bunu yapmak için kaçmayı bırakıp Kol ile düzgünce konuşmalıydım. Nedensizce boş sokaklarda yürüyordum. Bir ara sokağı daha arkamda bırakmıştım. Arka taraftan gitar sesleri geliyordu. Her kim çalıyorsa güzel çalıyordu. Sesin geldiği yöne doğru ilerledim. Gitar çalan bir cocuk vardı. Çok uzun boylu değildi ama yinede çekiciydi. Kumraldı. Gözleri yemyeşildi. Kaslı olduğu giydiği tişörtün altından bile belli oluyordu. Kalın dudaklarıyla çilleri güzel bir tezat oluşturuyordu. Çilleri çok belli olmuyordu fakat yinede yüzündr güzel duruyordu. Etrafında ki kalabalık ağzı açık bir şekilde onu dinliyordu. Sesi muhteşemdi. Şarkı da çok güzeldi. Şarkıya bittiğinde herkes dağıldı. Ben ise yavaşça çocuğa ilerledim. "Çok güzel çalıyorsun." dedim tebessüm ederek. Gitarını kılıfına sokmaya çalışırken "Sağol." dedi. "Zevk için mi çalıyorsun?" diye bir soru yönelttim ona. "Evet, müzik benim için bir yaşam tarzı gibi ya da panzehirim gibi." dedi. Yüzünde hafif bir tebessüm oluştu. "Ben Lexi." dedim. Gülümsedi. Gülümseyince gamzeleri ortaya çıkıyordu. "Bende Jason." dedi. "Tanıştığıma memnun oldun Jason." dedim. "Bende Lexi." dedi. "Bana birini çok andırıyorsun." dedi. Beni şaşırtmıştı. Kimi hatırlatabilirdim ki ona? "Kimi?" dedim. Yutkunda ve "Bir arkadaşımı." dedi ve devam etti "Lexi neden bir şeyler içmiyoruz. Bir kafeye gidelim mi?" dedi.
5 dakika önce tanışmıştık garipte olsa teklifini kabul ettim "Olur." dedim. 15 dakika sonra deniz kenarında ki bir kafeye varmıştık. Bir masaya oturduk. "Eeee sen nelerden hoşlanırsın?" dedi. Ellerin çenesinin altına dayıyarak. "Ben aslında resim çiziyorum." dedim. Gözlerimin içine bakıyordu. Bakışları o kadar anlamlıydı ki. Biraz hüzün biraz özlem biraz mutluluk. Daha çok karmaşıktı...
...
Kol'un gözünden;
Nik ve Elijah ile tartışmıştık. Onların Lexi'yi cadılarla ittifak kurmaları için kulanmalarına izin vermeyeceğim. Bu konuda kararlıyım. Rebekah'ın sesi beni düşüncelerimden ayırdı. "Kol sen iyi misin?" dedi. "Değilim Beks. Lexi'yi kullanmalarına izin vermeyeceğim." dedim. "O kıza tutulmuşsun." dedi. anlamlı bakışlarla. Tutulmaktan farklı birşeydi. Bir şey dememekle yetindim. Konuşmak istemiyordum. O'da anlamış olacak ki gitti. Ne yapacaktım ben şimdi? Her şey karma karışıktı. Çıkmaza girdim resmen. Sessizce Nik geldi arkama bu da lanet olası vampirlik özelliklerimde biriydi. Bunu hissedip duyabiliyordum. "Ailemizin en vahşi üyesi acımasız Kol normal bir kıza tutulmuş." dedi her zaman ki sinir bozuculuğuyla. Hızla yanına gittim ve elimi göğüs boşluğuna soktum. Şaşkın gözlerle bana bakıyordu.
"Lexi'ye dokunursan seni öldürürüm." dedim. Ve elimi geri çektim. Nefes alışverişleri hızlanmıştı. Elim hep kan olmuştu. Yanında geçtim ve banyoyo ilerledim. Banyo kapısını sertçe kapattım ve çeşmeyi açıp elimi yıkadım. Ne oluyordu böyle. Bir terslik olmalı. Elimdeki kan bir türlü geçmiyordu. Daha ser bir şekilde ovalamaya başladım. Yine geçmiyordu. Aynaya baktığımda yüzüm, boynum her yerim kan olmuştu. Aynadaki yansımama dehşetle baktım. Ne oluyordu böyle. Arkamı döndüğümde her yerde kan vardı. Duvarlarda kanlı el izleri , zeminde kanlı ayak izleri. Her yer kan olmuştu. Bir anda kolumda hissetiğim acıyla irkildim. Gömleğimin kolunu yukarı sıyırdım koluma harfler kazınmıştı. Neydi bu şimdi? Kolumda Lexi yazıyordu...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
The Sun Light
FanfictionLexi Branson içine kapanık normal bir kızdı. Taki kasabaya o gelene kadar. Kol Mikaelson. Her istediğini elde eden her şeye sahip olan yakışıklı bir genç adam. Bencil ve duygusuz, duyguların zayıflık olduğunu düşünen mutsuz biri. Fakat bazı korkular...
