8 Gitme

2.7K 252 119
                                        

Gecenin sabaha kavuşmasına az kaldığı o saatlerde usulca evin dış kapısını açarken bile, aklında gördüğü rüya ve otelin barında gözüne çarpan kızıllık dolanıyordu. Nasıl bir tesadüftü bu böyle? Aklını kaçırdığını düşünmeye başlamıştı artık. Rüyalarının daimi misafiri, tanyerinin içinden kopup gelen kızıl atlısına kafasını o kadar takmıştı ki artık her yerde onu görmeye başlamıştı belki de. Kızıl atlıya dair düşüncelerle tırmandı üst kata çıkan merdivenleri, aynı düşüncelerle soyundu, duşunu aldı. Ve aynı düşüncelerle yorgun bedenini yatağa bıraktı. Uykunun en derin yerinde, aynı düşe düşene kadar, aynı düşünceler tavaf etti durdu zihnini. Rüyası, atlının ayak seslerini ona getirirken, düşünceler yerini hayal zamanların, o ulaşılmaz düşüne bıraktı sonunda. Yeniden buldu onu...ve... yeniden kaybetti.

Uykusu çatı katından gelen seslerle bölündüğünde, yine o dalgalı mavilerde, onun yokluğuyla savaşıyordu. İlk önce başının üstüne aldığı yastığıyla korumaya çalıştı elinden kayıp giden hayali. Ama nafile bir çabaydı bu ne yazık ki. Sabahın kör vakti çalışası tutan Nefha Hanım'ın ayak sesleri izin vermedi rüyasına tutunmasına. Hayal kırıklığıyla açılan gözleri bir süre tavanı izledi hoşnutsuzlukla.

"Bu sefer yaktım çıranı senin!" diye söylendi sinirle.

Sabahı bu seslerle karşıladığı zamanlar, nasıl olup da düşündeki kadını Nefha'ya benzetebildiğini sorguluyordu ister istemez. Onu bunca arzuya, tutkuya sürükleyen o naif yaratığın, sabahını zehir eden tıkırtıları yapan haylazla karıştırması nasıl mümkün olabiliyordu, bilmiyordu genç adam. Bir süre yatağında dönüp dursa da, sonunda küçük adımların koşturarak, aşağı inmesi ve koridorun sonunda ki odanın kapısında durması üzerine, homurdanarak kalktı yatağından. Yarı kapalı gözleri, huysuz bir kaş çatılmasıyla, çalışma masasını üzerindeki saate döndü.

"Daha sabahın yedisi be kızım, insaf !" diye mırıldandı öfkeyle.

Üstündeki yorganı tekmeleyerek fırlatmaya çalışırken, kafasından Nefha'yı öldürmenin bin bir yolu dönüp duruyordu. Sonunda ayağına takılan yorgandan kurtuldu, yataktan fırladı. Son anda kendini dizginleyerek kapıyı yavaşça açtı.

Nefha, bale çalışırken giydiği o pespaye şortu ve üzerinden dökülen bol tişörtüyle Yusuf'un kapısının önündeydi. Omzuna attığı havluyu görünce, "İşte bununla boğabilirim onu!" diye geçirdi içinden ağzı geniş bir esnemeyle açılırken, aklına gelen düşünceye gülümserken, gözlerini ovdu hafifçe. Uykusunu alamamıştı ya, o küçük cadaloz verecekti bunun hesabını. Ne yapabileceğini düşündü ama aklına hiçbir şey gelmiyordu ki. Genç adam hala uykusundan tam ayılmış değildi. Başını sağa sola esnetti önce, duraksadı. Haylaz bir tebessüm belirip kayboldu dudaklarında, yerini az sonra yapacağının zevkine işaret, o hafif sırıtma almıştı şimdi. Sessiz adımlarla yaklaştı, kulağını kapıya dayamış, pür dikkat içeriyi dinlemeye çabalayan genç kızın yanına doğru.

Bir anda omzundan çekerek "Ne yapıyorsun bakayım sen orada?" diye sorduğunda, Nefha dudaklarından kaçan korku dolu bir nidayla zıpladı olduğu yerde.

Elini, hızlı soluk alıp verişlerini hizaya sokmak istercesine göğsüne bastırmıştı. Şaşkın, afallamış bakışları bir süre takıldı kaldı Zahir'in gözlerinde. Masmavi gözleri derin durgun göller gibi, ardına gizli bütün düşünceleri yüzeye taşıyarak bakıyordu ona. "Hayır!"diye geçirdi içinden genç adam. Düşünün hırçın dalgalarından o kadar farklıydı ki şimdi ona bakan gözler. Zahir'in düşünceli bakışları tarafından incelenen genç kızın kaşları çatıldı. Sonra başparmağını damağına değdirerek hafifçe itti yukarı doğru. Aynı el sonra genç adamın göğsüne hırsla vurdu. Tüm öfkesine rağmen fısıldayarak söylenmeye başladı genç adama.

NEFHAHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin