PART 37: Gerçek Aşk

10.6K 323 18
                                        

Uyandığımda yanımda uyuyan bir adet kıvırcık vardı. Gülümseyerek yataktan kalktığımda saat sabahın 7’siydi. Ve ben uykumu almış hissediyordum.

Vay canına. Şu an bende inanamadım tamam mı?

Sessizce dolaptan birkaç parça kıyafet ve telefonumu alıp odadan çıktım ve ortak kullanılan banyoya girdim. Ne? Bu saatte Harry’yi uyandırmak istemiyordum ki, sabahları çekilmez oluyordu. Siyah skinny’nin üzerine beyaz, yarım kollu kazağımı geçirdim. Beyaz kısa converselerimide giyindim ve telefondan Chris’i aradım. Uzun bir süre sonra telefonu açtığında, telefonu kulağımdan uzaklaştırmak zorunda kaldım çünkü bağırıp küfretmekle meşguldü.

“Seni aptal! Bu saatte ne demeye beni uyandırıyorsun? O küçük beynine beni erkenden kaldırmaman için daha kaç kez açıklama yapacağım?! Lanet olsun ne var?” Hızlı bir nefes verdikten sonra telefonun ucundaki ses sonunda sustu.

“Ah, gerçekten çok üzgünüm tamam mı? Sende beni uyandırsan emin ol aynı tepkiyi verirdim. Ama gerçekten yardımına ihtiyacım var..” Sesim gerçekten mahçup ve üzgün çıkmıştı. Chris’te biraz yumuşamış olabilir tabi…

“Pekala, nasıl yardım edebilirim?” Sonunda can alıcı soruyu sormuştu.

“Bugün sınav var.. ve şey, ım… dün neler olduğunu biliyorsun. Ben düşündüm ki, belki bana…şey, sen ders çalıştırabilirsin? Daha 3 saat var? Lütfen Chris, lütfen!” Dudaklarımı dişlerken, kalbul edeceğini umuyordum. Karşıdan bıkkınlık dolu bir oflama geldi.

“Kızlar çalıştırsın, tanrım! Neden ben?”

“Aptal! Kızlarla derslerimiz farklı! Yani en azından bazıları..”

“Lanet olsun! Tamam. Yarım saat içinde burada olmassan seni maffederim!” Ve telefon kapanır…

Hızlı ve sessizce odaya girip koltuğun üzerindeki çantamı aldım. Harry’nin yanağına bir öpücük kondurduktan sonra hızla evden çıktım. Yaklaşık 5-10 dakika yürüdükten sonra bir taksi çevirdim.

Taksiciye parasını ödeyip indiğimde, Chris’in evine bir kez daha hayranlıkla baktım. Bakın, büyük falan değildi ama nasıl desem çok şirindi ve bende hayranlık uyandırıyordu. Chris’in verdiği süre dolmak üzereyken zili çaldım. Birkaç saniye sonra Chris şişmiş gözleriyle kapıyı açtı.

“Günaydın biricik arkadaşım!” Ona sarılacağım sırada eliyle beni durdu.

“İçeri geç seni minik şey. Cezalısın. Bu tatlı yanaklarımdan öptürmeyeceğim.” Dudak büzerek içeri geçtim ve çantamı duvara monte edilmiş askılığa astım.

“Kahvaltı ettin mi?” diye bağırdı. Sanırım mutfaktaydı.

“Hayır, seni aradıktan hemen sonra çıktım. Lütfen birşeyler hazırladığını söyle.” Mutfağa girdiğimde tek kelimeyle; mü-kem-mel bir masayla karşılaştım.

“Ah, Tanrım! Seni becerikli şey!” Beni engellemesine izin vermeden hızlıca sarılıp yanağına bir öpücük bıraktım.

“Hey! Cezalıydın!” Çoktan masaya oturduğumda bağırmıştı. Ama tabi ki o da gülüyordu. Bu güzel kahvaltıyı hızla silip süpürdükten sonra birlikte masayı aynı hızda topladık.

“Ne güzel çalışabilmemiz için 2 saatimiz var!” Sevinçle gülümserken o elinde kitaplarla merdivenlerden indi.

“Lütfen söylediklerimi bir kerede anla ve küçük bir beynin olduğunu bana gösterme.” Ona dil çıkarırken kitapları önümüzdeki masaya serdi.

Evvet! 2 saatlik çalışma maratonu başlasın!

***

AGAIN // h.sBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin