Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Gidelim, alıp hiçliğin en dibine gidelim oraya yakışacak olmayan varlığımızı, her gece delirmeye en yakın bu benliğimin kırıntılarıyla gidelim, susarak gidelim o sınırsız sakinlikle ve onca nefretin arasından kafamızı eğip gidelim, ardımıza takılsın gölgeler üzerine basılmayan gölgelerle gidelim, mektupları alalım ulaşmamasının ışık kırılmalarında kırık dökük gidelim, depresyona dönen plakların kısıklığında gidelim, boş bir duvar olacaktır gittiğimiz yerde üzerini karalamak adına yas günlerini asla unutmadan gidelim fakat, perde kornişleri boğazıma dolansın ve yolda bir kaç defa idam sehpalarından geçelim, hasta gülümseyip aniden öfke kustuğumuz çatlak aynaları taşımak belki zor olacak ama onları da alalım, kuru kitaplarla sabahın ilk ışıklarına küfürlü gözlerle bakıyoruz ya yayları fırlamış kanepelerde ve cilası bozulmuş üzerinde sigara söndürülmüş masamızı da sırtlanıp öyle gidelim, damarlarımıza zift bulaşacak, ciğerlerimizde dikine jiletten bozma yarıklar olacak, devası olmayan bu sonsuz düşünceler ve çıkışı olmayan kapılar ardımıza yapışacak bizimle gelecektir korkmayalım, insanları ne sever ne nefret ederiz günde iki defa gülümsedik mi bir sorun olmadığına ikna olacaklar en nihayetinde, yük vagonlarında alınan o kaçak soluk boşluklarına yerleşelim, siyah gecenin lacivert olma tutkusuna kapılalım yıldızların asla kaymadığını bilerek kaydığına inanıyormuş gibi yaparak bilimden uzaklaşarak gidelim, umursamayalım bir maddeye zorla katılan değeri ve katıldıkça değer saflığının bozulduğunu, bilime bir maddeyi oluşturan en küçük değerin atomlar olduğunu duyduğum gün küstüm, bir madde oluşturmayacak kadar küçük olduğumu fark etmeliydi onlar, deli dediler deli olmak için bir aklının olması gerektiğini ve bunu kaybetmen gerektiğini unuttular asla bir aklım olmamıştı oysa, yeni bir inanış tohumu doldurmaya gerekte yok kendine inanmayan insanların inançları belki inançsızlık olmalı, her gece ölümü düşleyip kendini öldürmeyerek cezalandıran insanları korku ile suçlayan bu insanların körlüğünden göz bantları takıp gidelim, küfürleri en güzel düz ovalara saklayıp bağırarak etmeye gidelim ederken utanalım utanıp kızaralım kızardıkça kan sızsın derimizin gözeneklerinden, karşı kaldırımların boşluklarından heybeler örelim, benim isimsiz dostlarımı kafamın içinden çıkartırız sıkıldıkça ve asla olmayan kişiliğimin yankılarıyla yeni cümleler kurup yeniden inanmayız, omurgasız ucu açık cümleler kurdukça insanlık zaten bizden kaçacaktır, kendi kemiklerimizi kırıp sokak köpekleri beslemeyi ihmal etmeden gidelim.
Gidelim insanlar farkına varmayacaktır sonsuz yok oluşunu saf yalnızlığın, modern türkülerin arkasına sığınarak kıç sallarken derilerine saplanan iğnelerle meşgul onlar, bizim en eski sözlerimizin yıllanmayan şaraplarımızın zihnimizin dar koridorlarında ölen onca gerçekliğin farkına varamayacak kadar meşgul onlar. Bu yüzden mektuplarımızı karnımıza doldurup gidelim.