Herkese iyi okumalar, medya ormanda Boran'ımız.
*
Gözlerimi kapattığım an bir meleğin altından tepside bana sunduğu bir çift okyanusvari gözü gördüm. Vay canına! Kızın gözleri, gözümü kapattığım an gözümde canlanacak kadar içine işliyordu insanın.
Gözlerimi beni o gözlerden koparacağını bile bile açtım. Yol tek yönlüydü ve az ileride yola koyulmuş arabayı tanıyordum, gidiyordu. Benim telaşla çıktığım kapıdan şimdi dolmuş gözlerle hüznü bütün vücuduna yansıyan yorgun bir kız çıktı. Onunla paralel olacak şekilde bende arabadan çıktım.
Sokakta onu kaybedebileceğim kadar çok insan vardı ancak beni kamufle edemeyecek kadar da azdı. Yine de risk alıp o kadar insan arasından kestane renkli saçları olan üzgün Garson Kız'ı takip ettim. Aramızdaki mesafeyi korumuyordum fakat bunu neden yaptığımı bilmiyordum. Bununla bir şey elde edemeyeceğimi biliyordum. Sadece onu biraz daha görebilmek için can atan gözlerimi onun kestane rengi saçlarının dalgalarıyla yıkıyor, bir o yana bir bu yana zıplayışlarıyla mutlu ediyordum.
Ana yola çıkalı birkaç dakika olmuştu. Kalabalıkta korumak ve gizlenmek için özen göstermediğim mesafeyi oldukça uzun tutarak arkasından ilerliyordum. Dümdüz yolda bizden başka yürüyen yoktu. Zaten iki tarafı orman ile çevrili olan yol pek tenha olmasa da çok da kalabalık değildi. Arkasını dönse onu takip ettiğimi anlardı fakat bir kez olsun arkasına bakmadan küçük mesafeli sık adımlarını ritim tutar gibi düzenli atıyordu.
İlerideki keskin virajı döndü. Burayı biliyordum, virajdan sonra dümdüz bir yol uzanıyor ve günbatımında eşsiz bir manzaraya ev sahipliği yapıyor bu yol ama yine de adımlarımı hızlandırıp virajı hızlıca geçtiğimde etrafta dalgalanan kestane rengi saçları göremedim. Yola baktım, hiçbir iz yoktu, ki zaten yol dümdüz devam ediyordu. Yolda olsa görürdüm. Belki de yolun düzlüğü ona sıkıcı gelmiş ve ağaçların arasından yürümek istemiştir. Tıpkı benim de olmadığı gibi onun da başka seçeneği yoktu. Fakat karşıya geçip oradan mı devam etmeliydim yoksa bu taraftan mı?
Yol boyunca takip ettiğimiz şeritin bariyerlerinden aşıp ağaçların arasına karıştım. Oksijeni bu kadar taze almak beynimi mi açmıştı yoksa beni sarhoş mu etmişti bilmiyorum ama birkaç adım attığımda kan çanağına dönmüş mavi gözleri gördüm. Kollarını göğsünün altında kenetlemiş, umursamaz bakışlarını gözlerime dikmişti. Sağ kalçasını kaldıracak şekilde sol bacağına açmış, gergin bir şekilde bakıyordu.
"Ne istiyorsun?" Bu ses... Allah'ın bizlere bir lütfu gibiydi. Bana, bizlere değil, diyerek içimden kendimi düzelttim.
"Hiç," Gözlerine bakıp kafamı olumsuz anlamda salladım. "Hiçbir şey."
"Neden peşimdesin?" Bir adım yaklaştı, gözlerindeki sorgu ifadesi kendimi kötü hissetmeme sebep oldu. Ağzımı açıp tek kelime edemedim, sanki vücudumdaki tüm güç bir anda bir şırınga ile çekilmişti. "Kaçıracak mısın? Kaçır. Öldürecek misin, yakacak mısın, tecavüz mü edeceksin, köle mi yapacaksın? Ne yapacaksan yap, küllerimi dahi bulamasınlar. Lütfen, hatta bunları isteğimle yaptırdığıma dair imza bile atarım."
"Ne?" Garson Kız ne saçmalıyordu? Oradan bakınca anlımda 'adi şerefsiz' mi yazıyordu acaba?
"Yalvarırım," Bana bir adım daha yaklaştı. Aramızda kısacık bir mesafe vardı. Heyecanla ciğerlerime hapsettiğim nefese özgürlüğünü veremeden mesafeyi kapatıp yakama yapıştı. Bir adım geri gitmek istedim fakat onun sıkı sıkı tutmasından mı yoksa vücudumu kontrol edemeyecek kadar güçsüz olmamdan mı bilmiyorum, tek bir adım dahi atamadım. Bu korkaklık değil, kararsızlıktı. Gözünün kenarından akan bir damla yaş ondan öncekilerin iz bıraktığı yolu izleyerek boynuna doğru yol aldı. "Lütfen."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mavi Vurgun | TAMAMLANDI
General Fiction*Kapak Design Knights'a ait* Bu fikir pek aklıma yatmasa da içimden gelmeyerek onu kafamla onayladım. "Elbette, bu mümkün." Onu öldürmem için bana yalvaran kızın izlerini leke dahi bırakmadan silen, umut dolu gözlerle dünyaya tekrar bakabilen ve g...