Elem'den,
Genzimi kaplayan yakıcı hisle gözlerimi araladım. Aldığım nefes ciğerlerime ulaşmamak için direndi. Benim çabam onun direnişini bastırdığında daha etkisini yitirmemiş yakıcı his tekrar yoğunlaştı. Görüşüm olması gerektiği gibi değildi. Bulanıktı. Bulanıklığı gidermeyi hedefleyerek gözlerimi birkaç kez kırptım fakat çabam sonuçsuz kalınca anladım, bu bulanıklığın duman olduğunu. Dehşete kapılarak bakışlarımı şömineye çevirdim. Dumana sebep olacak şeyin oradan sıçradığını düşünmüştüm fakat etrafta hissettiğim yakıcı değildi, sadece bunaltıcıydı. Şömineden ateş sıçrama ihtimali de yoktu çünkü şöminedeki odunlar küçülmüş ve kararmış. Fazlasıyla zararsız bir biçimde orada yatıyorlardı.
Parmağımla yavaşça hala tepkisizce yatan Boran'ı dürttüğüme birkaç homurdanma eşliğinde yatış pozisyonunu değiştirdi. "Boran?" Adını telaffuz etmemle yorgun göz kapakları hafifçe aralandı. Onun uyanışıyla biraz rahatlasam da gözlerimin çevresi yanmaya ve gözlerim sulanmaya başlamıştı. "Uyanman gerek, Boran,"
Ben henüz ne olduğunu söylemesem de birkaç derin ve kontrolcü nefesle odadaki havayı soludu ve aniden doğruldu. Etrafımızı kuşatan gri duman kümelerini fark edince o da benim gibi ilk şömineye yöneldi fakat onun da gördüğü manzara ile benim anladığımı anlaması uzun sürmedi. Hızlı hareketlerle yataktan kalkıp etrafı kontrol etti. Mutfağa giderken peşinden ben de yataktan kalktım onu takip ettim. Tezgahın üstündeki camdan dışarısı görünmüyordu. Cam odunlarla kapatılmıştı ve odunlar yanıyordu. Camların basınç karşısında patlamaları falan gerekmez miydi?
"Kahretsin!" Boran koşar adımlarla kapıya yönelip kapıyı açmaya zorladı fakat ahşap kapı bir süre açılmamak için direndi. Boran daha fazla çabalamayı bıraktı ve üst kata yöneldi. Elimi tutup beni de peşinde sürükledi. Bedenimi ona uyum sağlaması için yönlendirirken elimden geldiğince hızlı olmaya çalıştım. Banyoya adım attığımızda dolaptan havlu çıkarıp lavabonun içine atıp suyu açtı. Islanan havlulardan birini alıp ağzımı ve burnumu kapatacak şekilde yüzüme bastırdığında elim istemsizce harekete geçti ve onun elinin yerini aldı.
"Eğil," Boran'da daha önce görmediğim kaba bir hareketle boynumdan tuttu ve kafamı lavaboya eğdi. Ardından saçımdaki tokayı çıkarıp saçımı da buz gibi su ile ıslatmaya başladı. Hızlı ve özensiz hareketlerle saçlarımı tekrar toplayıp ıslak havlulardan birini kafama güzelce sardı ve ardından diğer havluyu alarak bana yaptığı gibi yüzüne bastırdı.
Tekrar aşağı yöneldiğinde yine onu takip ettim fakat aklımda daha farklı bir düşünce vardı. Tüm bunlar yaşanırken Boran kendi nefesinden önce benim saçlarımı düşünmüştü, yanmamaları için ıslatmış ve havlu sarmıştı. Demek saçlarımı önemsiyordu. Kahverengi gözlerinde uykudan yeni kalkmasına rağmen garip bir yorgunluk vardı. O tekrar kapıya yöneldiğinde bende akşam telefonumu bıraktığım yere gidip telefonumu aldım, ardından Boran'ın telefonunu aldığım sırada kapıyı açmayı başardığını sandım. Gelen Tıkırlar böyle düşünmeme sebep olmuştu fakat sadece kapının kilidini tekmelemişti.
Yangın içeride değildi, bu iyi bir haberdi, kurtulma şansımız vardı. Yangın dışarıdaydı, bu kötü bir haberdi çünkü etrafımız ormanlık bir alandı ve bu yangının kolayca yayılabileceği anlamına geliyordu. Yani evden çıksak bile ateşten bir çembere sıkışıp kalmış ceylandan farkımız olmayacaktı. Aklımda bir fikir parladı. Yangın ormanda çıksa neden pencereyi uzun odunlarla kapatmış olsunlar ya da kapı neden açılmasın? Bu bir yangın sayılmazdı. Bu tam olarak bizi yakmak için yapılmış bir hamleydi ve bunu yapabilecek tek kişi vardı.
"Kilitlemiş," Dudaklarından ilk kez küfür duyduğum Boran durumu benden önce fark etmişti fakat bana anlatmakla uğraşmayıp kurtarmaya odaklanmıştı. Kapı yoğun çabası sonucunda açılınca ahşap bir kapı olduğu için içimden yüzlerce kez lanet ettim. Kapıya da ateş sıçramıştı fakat çok değildi. Dışarı çıkacağımıza inanmıştım fakat kapıda da odunlar vardı. Demek bunu da düşünmüştü. Yanan odunların alevi çok fazla değildi fakat odunları yerinden sökecek hiçbir şey yoktu. Ben mutfağa yönelirken Boran dün geldiğimizde çıkardığı ayakkabılarına yönelip giydi. Mutfakta bir sürü çekmece ve dolap karıştırdım fakat işe yarar derecede büyük olan hiçbir şey yoktu. Bulduğum tencereler arasından en büyüğünü alıp su ile doldurdum.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mavi Vurgun | TAMAMLANDI
Ficción General*Kapak Design Knights'a ait* Bu fikir pek aklıma yatmasa da içimden gelmeyerek onu kafamla onayladım. "Elbette, bu mümkün." Onu öldürmem için bana yalvaran kızın izlerini leke dahi bırakmadan silen, umut dolu gözlerle dünyaya tekrar bakabilen ve g...