Luhan - Medals
Yine bir nöbet zamanı gelmişti. Geçenki nöbetten sonra korkuyordum. Her nöbetim öyle geçerse geberirdim herhalde.
"Nöbete mi?"
"Evet."
"Seni bırakayım."
"Sehun bunu yapmak zorunda değilsin."
"Beni reddetmiş olman bir şeyi değiştirmedi Ju Soo. Biz her şeyden önce iki yakın arkadaştık. Seungri ile konuşmak için hastaneye gidiyorum. Seni de bırakacağım istersen."
Başımı salladım.
"İlk nöbet yorucu muydu? O gün akşama kadar uyudun."
"Evet. Fazla hasta vardı. İlk nöbetim olması da cabasıydı."
Başını salladı. Birkaç şeyden daha bahsettik yol boyunca. Hastaneye geldiğimizde arabadan indik ve binaya girdik. Asansörü çağırıp beklerken ikimiz de çok sessizdik.
Kapı açıldığında içeride iki kişi vardı. Kızıl ve Jong Dae. Kızıl bir bana bir Sehun'a baktı. Sehun kızılı tanımış gibiydi, kaşlarını çattı.
"Günaydın hocam." dedim ikisine de sırayla bakarak.
"Günaydın Hemşire Heng."
Onlar çıktıktan sonra biz girdik asansöre. İkimiz de çıkacağımız kata bastıktan sonra Sehun bana döndü.
"Burada doktor muymuş?"
"Evet. Neden ona karşı böyle sinir dolusun?"
"Bilmiyorum. Kızların ve Yixing'in bizde kaldığı gün bir rüya gördüm. Sanırım onun etkisindeyim."
"Ne rüyası?"
"Senin abur cubur almaya gidişinden başladı. Sonra Jong In'i arayıp bir yere gitmen gerektiğini söyledin. Ama o adam getirdi seni. Kucağında uyuyordun. Jong In seni alıp yatağına götürdü. O da biz bir şey soramadan gitti. Rüya bu kadardı. Ama garipti."
"Neyse, takma kafana. Bir rüya sadece."
Ama ben takmak zorundaydım. Sehun'la rüyalarımız çok fazla uyuşuyordu. Bu tesadüf olamazdı. Bu garipti.
Kapı açıldığında inmem gereken yerdeydik.
"Evde görüşürüz."(ben)
"İyi nöbetler."
"Sağol."
Asansörden çıkıp soyunma odasına gittim. Hızlıca formamı giyip çıktım ve kızılı aramaya başladım. Bir süre sonra ellerindeki kahvelerle, Jong Dae ile birlikte asansörden çıkarken görmüştüm. Yanına gittim.
"Biraz konuşabilir miyiz?"
"Konuşalım."
"Yalnız..." dedim Jong Dae'ye bakarak.
"Bir doktoru kovdun az önce."
Jong Dae şaka yaparcasına gittikten sonra kızıla baktım tekrar.
"Ne oldu? İyi görünmüyorsun?"
"Biz en son ne zaman beraberdik?"
"Ne zaman mı? Senin son nöbet-"
"O değil. Bir önceki ne zamandı?"
"Parti gecesi işte."
"Doğru söyle."
"Ne söylememi bekliyorsun ki? Ha, dur. Beni öptüğün gün de var."
Sırıttı.
"Dalga geçme! Parti cumartesi günüydü. Seni pazartesi öptüm. Biz pazar günü hiç görüştük mü?"

ŞİMDİ OKUDUĞUN
SINIRSIZ
JugendliteraturÇizdiklerimi hatırlayamıyor, yanlış görüyor ve en kötüsü bir adama doğru çekiliyordum. Daha neler döndüğünü anlayamadan mümkün olamayacak şeyler olmuş, sınır denilen şey yürürlülükten çıkmıştı hayatımda. Beni çepeçevre sarmalayan, aşk denilen bir du...