14. BÖLÜM

230 22 33
                                    

NCT U - Baby Don't Stop

Veee... bam! %100 ihtimali olan şey gerçekleşmiş ve aramızdaki birkaç santimetrelik mesafeyi de kapatıp dudaklarımızı birleştirmişti. Bir süre sadece durmuş, sonra aynı bir öncekinde olduğu gibi karşılık vermeye başlamıştım. Hatta bir süre sonra benim kollarım onun boynuna, onun sol eli benim belime giderken sağ eliyle kapıyı kilitlediğini duymuştum...

İki eli de belimde, her saniye beni kendine biraz daha bastırırken -belki de aramızda hala mesafe olduğunu sanıyor ve kapatmaya çalışıyordu- bir yandan korkuyor bir yandan da daha fazlasını istiyordum. Baek Hyun'unsa beni bırakmaya hiç niyeti yok gibiydi...

Dudaklarımız birbiri üzerinde gezinmiyor, bir bütün oluyor gibiydi. Tenlerimiz birbirlerine değmiyor, birbirlerini okuyor gibiydi. Ellerinin, parmaklarının tüm ayrıntılarını belimde hissediyordum sanki iş formam o derece inceymiş gibi. Dillerimizin beraber söylediği şarkıdan bahsetmek bile istemiyordum. Tek diyebileceğim dünyanın en güzel şarkısı olduğuydu. En fenası da hemen dibimden gelen kokusuydu. Üzerine sinmiş hastane kokusu da geliyordu fakat kendi kokusu her şeyi bastırıyordu...

Acil sireni çalmaya başladığında duraksamıştım. Benim duraksamamla Baek Hyun'un belimde duran eli belimi sıkmıştı. Bilerek mi yapmıştı... bilinçsizce mi yapmıştı... şuan ne yaptığımızın farkında mıydı... bu işin sonu nereye gidecekti? Hafifçe geri çekildim

"Baek Hyun..."

Nefes nefese fısıldamıştım.

"Dur artık..."

Dudağımın hemen yanına bir öpücük kondurup geri çekildi.

"Normalde olsa bırakmazdım ama bir yeminim var."

"Ne demek bırakmazdım?! Baştan hata olan bu ş-"

"Hata, öyle mi?!"

"Evet, hata! Karşılık verdiğimin, sonuna dek hissettiğimin farkındayım fakat bunun bir hata olduğu çok bariz değil mi?!"

"Neden hata?! Evli misin? Evli miyim? Dinin mi izin vermiyor?!"

Sustum. Susmasam da susacaktım çünkü... haklıydı...

"Acile gitmeliyim."

Kapının kilidini açıp çıktım. Arkamdan selendiğini duymuştum:

"Konuşacağız Hemşire Heng! Konuşacağız!"

Hızlıca tuvalete girip yüzüme baktım aynadan. Her şey apaçık belli oluyordu ya da bana öyle geliyordu. Hızlıca elimi yüzümü yıkayıp acile koştum. Bir süre sonra kim olduğunu bile fark etmediğim bir doktordon bana yönelik ilk emrini duymuş ve işe koyulmuştum.

●●●●●●●●

Kafamı kaldırıp aynaya baktım çeşmeyi kapatırken. İki saattir hastalarla uğraşıyorduk. Ucube gibi görünüyordum. Uyumam gerekiyordu fakat zamanım yoktu. Hoş, yatsam da uyuyamazdım ki tüm olanlardan sonra...

Hemşire odasına gidip kendime bir kahve yaptım ve oturdum. İçeride birkaç hemşire daha vardı ve kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Ellerim sol bacağımın üzerinde duran sağ bacağımın üstünde, kahveyi tutuyordum. Ama içmeyi unutmuştum çünkü yine dalmıştım. Şu sıralar düşünmekten yorulmuştum fakat her şey gerçekten üst üste geliyordu. Bugün acile benden birkaç dakika sonra geldiğinde tüm dünyayı, önümdeki hastayı bile, unutmuştum ve düşüncelere dalmıştım, hem de ona bakarak...

Düşünceler aleminden çıkmama neden olan telefonumdu. Fakat arayan kişi kayıtlı değildi.

"Efendim?"

"Odama gel."

Yine bir şey demedim.

"Bugün fazla susuyorsun. Konuşmamız gerek. Eğer gelmezsen ben oraya geleceğim."

"Ne!!!!"

Odadaki herkes bana dönmüştü.

"Tamam, bekle-yin! Geliyorum!"

Telefonu kapatıp kahveyi sehpaya bıraktığım gibi çıktım odadan. Asansöre binip yukarı çıktığımda her şeyin çok çabuk olduğunu fark etmiştim. Nasıl bu kadar hızlı hareket edebilmiştim?

Odanın önüne geldiğimde derin bir nefes aldım. Her şey karışmaya başlamıştı. Şuan burda olmak utandırıyordu fakat dediği gibi, gerçekten konuşmamız gerekiyordu.

Tam kapıyı tıklatmak üzereyken kapı açılmış ve çatılı kaşlarıyla bana bakan Baek Hyun ile karşılaşmıştım.

"Gir artık. Orada beklemen bir işe yaramayacak."

"Nereden anladın-ız?"

"Ben anlarım. Ayrıca resmi konuşmana gerek yok. Gir, konuşalım."

Başımı sallayıp girdim. Kapıyı kapattıktan sonra karşılıklı oturduk.

"Senin demek istediğin bir şey var mı?"(kızıl)

"Evet, var. Bunları söylemek için ilk ve son cesaretimi kullanıyorum."

"Kesmeden dinleyeceğim."

Derin bir nefes aldım ve başladım.

"Kabul etmesi benim için zor fakat çok güzeldi. Ben öptüğümde de sen öptüğünde de... Hayatım boyunca hissetmediğim birçok şeyi hissettiğimi de itiraf edebilirim. Ama bu işin nereye gideceği belli değil. Her gün saçma bir şekilde öpüşüp aramızda gerginliği artıramayız. Baştan anlaşıp bitirelim bunu."

"Bitirmek zorunda mıyız?"

"Efendim?"

"Bitirmek zorunda mıyız, diyorum."

"Ne istiyorsun? Her gün buluşup öpüşelim, sonra da ayrılalım mı?"

"Hayır, bunu demek istemedim. Bu çok saçma olur. Demek istediğim, çıkabiliriz."

Şaşırmıştım. Şaşırmamak elde değildi.

"Neden öyle bakıyorsun? Öyle davranıyorsun ki kardeşiz de ben bilmiyormuşum gibi hissediyorum bazen."

"Şuan sadece benimle öpüşmek için çıkmak istiyorsun."

"Hayır. Çıkmaya başlasak seninle her gün öpüşmem. Yani demek istediğim, eğer çıkmaya başlarsak aramızda ciddi bir şeyler olacak ve bunu her gün öpüşerek koruyamayız. Çıkmazsak tabiki her gün gelip seni öpmeye kalkmam fakat bu içimdeki arzunun bitebileceği manasına da gelmiyor."

"Yani içindeki arzuyu bitirebilmemizin tek yolu çıkmamız mı?"

"Evet."

______________________

Kısa biraz ama bence oldu. Sevdiğinizi umut ediyorum. İyi geceler.

~28.02.2018~

SINIRSIZHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin