İYİ OKUMALAR ARKADAŞLAR... HİKAYE HENÜZ YENİ OLDUĞU İÇİN ÇOK İLGİNİZİ ÇEKMEMİŞ OLABİLİR... ANCAK LÜTFEN YORUM VE BEĞENİLERİNİZİ ESİRGEMEYİN... HOŞUNUZA GİDEN VE GİTMEYEN HER ŞEYİ PAYLAŞIN LÜTFEN...
17 KASIM 1853
"Kadını öldürmemiz gerekmez mi, kaptan?"
Micah, dümenin başında durmuş dalgın gözlerle tayfasının hareketlerini izliyordu. Her biri işini iyi bilen adamlardı. Belli bir düzen içinde hareket ediyorlardı. Bu hale gelmeleri yıllarını almıştı doğrusu. Ancak her biri çok iyi biliyordu ki işlerini iyi yaparlarsa kaptan onları ödüllendirirdi.
Kötü yaparlarsa...
Micah, derin bir nefes aldı. "Muhtemelen bu işimizi kolaylaştırır" dedi sakin bir sesle. "Ancak önce biraz gerçekten korkmasını istiyorum. Ayrıca kocası konusundaki ısrarı ve cesaretinden ona bir şeyler anlatacağım. Ondan sonra öldürürüz. Önce biraz sürünmeli."
Harry, omuz silkti. Kaptanı öyle istiyorsa öyle olmalıydı. Micah O'canor merhametiyle bilinen bir insan değildi. Tuhaf bir tarzı vardı. Karşısındaki insanla oyun oynamayı severdi. Harry neredeyse kadına üzülecekti. Neredeyse... "Bu arada gemiye biraz malzeme almayı başardık" dedi Harry. "Ancak gerekli olan her şeyi temin edemedik"
Micah, dudaklarını büzdü. "Geminin hasarını gidermek için en uygun liman Korsanlar Adası" dedi. "Oraya kadar bizi idare edebilir. Ondan sonra zaten gereken her şeyi temin ederiz"
Harry, başını salladı. "Erzakın ne kadar yeteceğinden emin değilim, Kaptan" dedi. "Tayfa ve biz toplamda yirmi kişiyiz ve şimdi bir de kadın var."
Micah, kaşlarını çatarak Harry'e döndü. "Yirmi kişi mi?" dedi. "En son baktığımda tayfam otuz kişiydi."
Harry tedirgin bir şekilde kıpırdandı. "Şey" diye mırıldandı. "Kaptan, bir hafta içinde iki kere saldırıya uğradık ve on kişiyi kaybettik. Zorlu bir savaş oldu biliyorsunuz"
Micah, başını iki yana salladı. "Bir adamın bu kadar hasar verebileceğini kim tahmin edebilirdi ki?" diye mırıldandı sertçe. Ardından tekrar dümene döndü. "Kadının bir süre bir şey yemesine gerek yok eminim açlıktan ölmez. Tayfamı da adaya gittiğimiz zaman tamamlarım. İşime yarayacak bir kaç tane adam bulabileceğimi biliyorum" dedi. "Dümeni sen al. Bir süre kamaramda olacağım"
Micah, merdivenlerden aşağı inip kamarasına doğru yürüdü. Camlarından biri parçalanmıştı. Genç adam burnundan nefes aldı ve gözlerini bir an için kilitli duran kilere dikti. Ardından kapıyı açıp içeri girdi.
Sehpa yerde duruyordu. Odanın içinde kırık cam ve yerdeki sehpa dışında bir şey yoktu. Tahtı ve sandıkları hala bıraktığı gibi duruyordu. Kadının sadece kaçış yoluna gitmesi iyi olmuştu. Micah, sandıklardan birinin önünde eğildi ve kapağını açtı. Sandığın için altınlarla doluydu. Paralar, altından madalyon, kadeh ve taşlar baştan çıkarıcı bir şekilde ona bakıyorlardı.
Kadının merak edip bunlardan birine bile bakmamış olması komik bir durumdu. O hengâmede biraz altınla rahatlıkla sıvışabilirdi. Ancak o kalıp iki askeri öldürmeyi seçmişti. Herhalde onurlu bir hanımefendi olarak ona 'Korsanın fahişe' denmesinden hoşlanmamıştı.
Micah, ilk sandığı kapatıp bir diğerini açtı. Her kadının hayalini süsleyen ipekler, kadifeler, satenlerle dolu bir sandıktı bu. Hindistan'dan çaldıkları bu malları Londra'da satması gerekiyordu. Ancak anlaşılan artık Londra'yı iş yaptığı yerlerin arasından çıkaracaktı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KORSAN
FantasyBen her zaman mücadele etmeye hazırım. Çünkü benim adım Willow Helois O'Cannor. Ben bir canavarın karısı ve bir meleğin annesiyim. Daha da önemlisi ben bir kadınım!
