Dikkat!
Ölümün Planı ll'yi okumayanlar için kısmi spoiler olabilecek kısımlar mevcuttur. İkinci kitaptan sonra okunulması önerilir. Ama isterseniz şimdi de okuyabilirsiniz.
Buyurun cenaze namazına.
Gönlümüz gibi bir binadayız, metruk. Her adımımızda gıcırdayan eski parkeyi zorlukla geçip kare masanın etrafındaki sandalyelere oturduk.
Masanın çaprazında, duvara dayalı bir şekilde eski bir gramofon. Baki Amirimin birkaç kez hafif darbelerle kendine getirmesiyle Neşet Ertaş'ın sazının sesini duyduk.
Mehmet Nejat soluma, Kabil sağıma oturdu. Başkomiser Baki de karşıma geçti. Masada küllüklerden başka hiçbir şey yok. Sigaraya başlattığım dört adam, üçü karşımda. Nasıl da püfür püfür içiyorlar. Cepleriyle ve sağlıklarıyla oynadığım üç adam. Ama zamanında benim de sağlığımla oynadılar.
"Abiler!" dedim masaya dönerek, Kabil'in uzattığı sigarayı ağzıma koyup yaktım. "Ben şimdi sizi buraya neden çağırdım, bilmiyorsunuz."
"Uzun zaman oldu. Biz de özlemişiz aslında," dedi Baki Kara. Kapkara gözleriyle nasıl da kararlı bakıyor. Çektiği tüm acıları sineye çekmiş, hayatın tüm acılarına defalarca göğüs germiş.
"Özledik tabii lan!" dedi Kabil. Onun gözlerinde korku göremedim bir türlü. Adam mis gibi seri katil nihayetinde. Leyla'ya da kavuşmanın rahatlığıyla halinden pek memnun gibi.
Ama bana bi baksa halimden pek memnun olmayan bir Mecnun gibiyim.
"Neden çağırdın oğlum bizi buraya?" dedi Mehmet Nejat.
"Abilerim, şimdi derin bir mevzu var. Gönül meselesi. Bu sayede size bir şeyi de itiraf etmiş olacağım."
"Neyi itiraf edeceksin?" diye sordu Kabil.
"Leyla'ları..." deyince üçü de masadan kalktı. Kapıya yöneliyorlardı ki durmaları için seslendim: "Yardımınız lazım."
Üçü de durdu. Hoyrat, hatta yeri gelince acımasız insanlar oluyorlardı. Ama ben biliyordum. Yufka yürekliydiler. Kalktıları yere oturdular tekrar.
"Anlat bakalım Allah'ın belası!" diye bağırdı Mehmet Nejat. Bu adam neden bana böyle davranıyor ya, diye düşünüp sigaramı söndürdüm küllüğe.
"Çok kötü bir şey oldu abiler."
"Ha siktir!" dediler hep bir ağızdan, "Âşık mı oldun lan?"
"Yanlış çöle düştüm ben abiler."
"Al işte!" diye umutsuzca söze girdi Kabil. "Biz sana yardım edemeyiz ki oğlum!"
Ardından gelen öksürme sesi. Tırpanın ucunu gördüm kapıdan. Siyah kapüşonu yine üzerinde. Ölümden bir başkası değil bu.
"Benlik bir şey var mı?" diye sordu o kalın sesiyle. Neşet Baba Yalan Dünya'yı söylerken seslendim Ölüm'e:
"Gel abi, gel!"
"Çok vaktim yok. Seni alıp gideyim ben."
"Lan oğlum dur!" diye kolumdan tuttu Baki Amirim. "Ölmenin vakti mi şimdi? Sen bakma Kabil'e. Kendisi ruh hastası."
"Kendisi çok akıllı ya anasını satayım. Babasının hayaletinden küfür yiyen adamın dediğine bak."
"Öyle miymiş!" diye gülmeye başladı Mehmet Nejat.
"Mehmet Amirim şimdi hiç gülme. Olmayan saza bakıp durduğunu hepimiz biliyoruz," diye öcünü aldım Baki Amirimin. Kimse kusura bakmasın onun yeri bende ayrı.
"Tamam, akıllı bi' tane adam yok. Anladık!" dedi Ölüm, "Gideyim mi ben?"
"Ya abiler, bi' gelsin. Az konuşalım," dedim.
Baki Amirimle göz göze gelen Ölüm hemen bir sandalye çekip oturdu yanımıza. Önce kafasındaki kapüşonu çıkardı. Sonra üzerindeki siyah kumaşı. Tırpanı da gramofonun yanına bırakıp tekrar oturdu. Aslında bu siyah kumaşın içinde takım elbise varmış. Yakışıklı da adammış bu Ölüm.
"Yeminle yandım yav. Hava çok sıcak," dedi hiçbir şey olmamış gibi.
Tabii hep beraber Ölüm'e bakıyoruz şaşkın şaşkın. Daha önce böyle görmedik kendisini.
"Hiç öyle bakmayın!" dedi bize bakarak, "Ölüm'ün yaz kreasyonu!"
"Tövbe Estağfurullah!" deyip masaya döndük.
"Ben galiba size çektirdiklerimi çekiyorum abiler!" dedim sesimi yükselterek. "Hepinizin canı yandı benim yüzümden. Bu yüzden şubatlarda kaybediyorum. Şubatlardan alacağım var. Bu yüzden I.Samet'i öldürmeye karar verdim."
"Ne diyorsun lan manyak?" diyen Baki Amirim'e göz kırpıp Mehmet Nejat Amirim'in belindeki silaha uzandım. Dayadım çeneme. Tok bir ses duyuldu tabii. Çenemden giren mermi beynimin muhtelif köşelerini delip geçti. Ama en üst kısmından çıkmadı. Onu çok iyi ayarladım bak! Beyne doğru doğrultunca namluyu beyni tamamen dağıtıyor.
Masanın etrafı filan hep kan oldu. Ölüm'ün Sarar'dan aldığı milyarlık damatlık kızıla boyandı. Herkes Ölüm'e baktı suçlayıcı gözlerle. Ölüm olayla alakası olmadığını belli eden bir bakış attı masadaki üç faniye. Tırpanı gösterdi gözüyle. Bizimkiler de inandı tabii.
"Bak işte. Hep sen kötü örnek oldun bu çocuğa!" dedi Baki Kara Kabil'e bağırarak.
"Çocuğun içinde varmış Baki, ben ne yapayım?"
Tabii benim kafam masaya düşmüş bu arada, kanlar masanın zemininde ilerliyor, bizimkilerin kıyafetlerine filan bulaşmış.
"Çamaşır makinesi var mıydı burada?" diye sordu Baki Amirim. "Her yerimiz kan oldu anasını satayım."
"Kuru temizlemeye veririz ya en güzeli. Ulan masa filan toplandı deyince ben de çekmiştim takımı!" dedi Mehmet Nejat.
"Arkadaş. İnsan bi' haber verir kafaya sıkarken. İnsanlar çok umarsız!" dedi Ölüm.
"Umursamaz mı demeye çalıştın sen?" diye Ölüm'ün cümlesindeki hatayı düzeltmek istedi Mehmet Nejat.
"Yoo. Çaresizce anlamında olduğunu biliyorum ben de. Umursamaz demek isteseydim umursamaz derdim herhalde. O kadar da kötü değiliz şu dil bilgisinde."
Cesedimin yanında yarım saat muhabbet ettiler. Ülkenin halinden başlayıp domatesin kilosuna değindiler. Fabrikaların kapatılmasından dem vurup bir ara Müge Anlı'yı andılar. Neşet Ertaş'ın 'Doyulur mu' türküsü çalınırken biri lavaboya kalktı. Metruk binanın tuvaleti olmadığını anlayınca geri gelip oturdu. O sırada Nejat ve Baki Amirim tavla attılar. Kabil tabii Baki Kara'ya yardım etti elinden geldiğince. Nejat Amir "Ama ayıp oluyor!" dedi. Nihayetinde 5-4 yendi Baki Kara'yı. Hatta zar birkaç kez kafama çarptı. Hep kan oldu. Yine de kaldırmadılar cesedimi. Kafamı biraz kenara çekip tavlayı sığdırdılar masaya. Kanlanmış zarı Ölüm'ün siyah kumaşına silip tekrar attılar. Şansa 6-6 geldi. Kime geldiğini anımsayamıyorum şu an.
Neşet Ertaş'ın Hüdayda'sı çalmaya başlamıştı ki elinde oraletlerle II. Samet girdi içeri.
"Ohoo. Ne ara sıkıştırdınız tavlayı!" dedi oraletleri bırakırken. "Şu I.Samet'i kaldıralım da bir okey atalım. Bu I.Samet hiç çekilmiyordu zaten. Anası babası bu çocuğu okumaya yolladı. Âşık oldu şehri İstanbullarda. Bi' de zaman zaman 'Seni yenicem İstanbul!' deyip duruyordu. Amına kodumun manyağı. İstanbul lan bu."
Cesedimi kenara bi yere bırakıp masayı sildiler. Ölüm yancı oldu. II.Samet de masaya döndü:
"Başlayalım mı abiler?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ŞUBAT
Misterio / SuspensoKendi yazdığı cinayet romanının ortasına düşen, olay yerinde parmak izi bulunan bir yazar... Maktullerin kanıyla polislere notlar bırakan bir seri katil. Hüzünler, gamlar, kederler kalemimizin büyüsüyle usulca uzaklaşırlardı. Ya da adalet sağlanırd...
