Yutkundum. Dün gece, herşeyi bildiğini söylemişti. Ne düşündüğümü?, ne yapmak istediğimi, ne yapmaya çalıştığımı?... Herşeyi...
Ona, herşeyi anlatması için, dil dökmüştüm ama o anlatmamıştı. 'Sana, asla gerçekleri vermem Chae. Verirsem.. beni asla sevmezsin." Demişti, dün ki yalvarmalarıma...
Onu sevmekten vazgeçeceğim kadar, ne yapmış olabilirdi ki? Korkuyordum.. Bir katili seviyordum ve bu beni korkutuyordu. Şu an ondan ölesiye kaçmak istiyordum. Tek dileğim buydu.
Gerçekten onu çok seviyordum. Deliler gibi aşığım ona... Bu ilişki evliliğe kadar giderse, ki Yoongi böyle kararlıyken kesin gider. Böyle tehlikeli bir adamla olamam. Onunla, böyle hiçbir şey olmamış gibi birlikte olamam..
Şafak sökmüştü. Bütün gece korkudan uyuyamamıştım. Sabahın daha ilk ışıklarıydı. Hani daha güneş tamamiyle çıkmadan önce, şöyle etraf bir mavi olur ya, işte tam öyleydi. Ben uyumamıştım. Kesinlikle, Yoongi'nin, bunu da bildiğine eminim.
Hala siyah sütyenimleydim. Sırtım, Yoongi'nin göğsündeydi. Ellerini, çıplak belime koymuştu. Bende ellerimi, onun ellerinin üzerine koymuştum. Efsane mutsuz ve efsane korkaktım...
Biraz kıpırdanıp, arkamı döndüm. Yoongi'nin gözleri açıktı ve uykusuzdu. Mahmur sesiyle "Niye uyumadın?" diye sordu. Kestirmek için "Öyle.." dedim.
Bana yine o delici bakışlarını yolluyordu. İç çekip, kalkmak için hamle yaptığımda beni geri çekip, yatağa tekrar yatırdı. Ben şaşkın bakışlarımı ona yollarken o birden üstüme çıkıp, başını boynuma gömdü.
Birkaç dakika orda soluklandı. Sonra başını çıkarıp, üzgünce yüzüme baktı. Siyah saçları alnını kapatmış, müthiş yakışıklıydı. Uykusuzluğu, gözlerinden akıyordu. Birşey demeden üzerimden kalktı.
Bende yatakta doğrulduğum da, "Kahvaltı hazırlasana Chae.." dedi. Hala uykusuz sesiyle. Başımı olumlu anlamda sallayıp, "Olur." Dedim. Kendisi banyoya girdi. Bende yataktan çıkıp, yerdeki kazağımı aldım.
Beyaz kazağımı, kafamdan geçirdikten sonra aşağıya indim. Bugün dersim yoktu. İki buçuk saat sonra işe gidecektim. Yoongi sayesinde, iki gündür, adam akıllı işe gidememiştim. Bugün kendimi affetirme günümdü..
Kahvaltıyı bir çırpıda hazır etmiştim. İtiraf edelim, döktürmüştüm. Beni alan, yaşadı be...
Merdivenlere yöneldim. Yukarı çıkıp, Yoongi'ye haber verecektim. Odaya girdiğimde, Yoongi yoktu. Bende odanın içinde bulunan, giyim odasına doğru ilerledim. "Yoongi?" Diye seslendim. Cevap yoktu.
Giyinme odasının kapısından girdiğim an, beklemediğim bir şekilde Yoongi, beni kendine yapıştırmıştı. Şaşırdığım ve korktuğum için ağzım açık kalmıştı. Yoongi'nin üstü çıplak altındaysa, siyah askeri biçimi pantolon, siyah askeri botlar...
Sıska olduğunu düşündüğüm vücudunda sayamayacağım kadar çok kas vardı. Baklavalar yerinde, göğüsteki meme kaslarına kadar yok yoktu... Her zaman bu adamın gücünün, nerden geldiğini düşünmüşümdür. Demek bu yüzdenmiş... Aptal kafam.!.
Boynunda bir haç kolyesi vardı. Uzundu ve sadece kalın bir ipten oluşuyordu. Haç sembolü, Yoongi'nin memelerinin arasında bitiyordu. Kaslı vücuduna bir yakışmış bir yakışmıştı. Saçları ıslaktı. Siyah, ıslak saçları alnını kapatıyordu. Çok pis yakışıklıydı...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
(Yoongi'nin kolyesi)(Göğüslerinin arasında bitiyor yalnız..)
Tek eliyle beni, belimden kavramış, sıkı sıkıya tutuyordu. Diğer eli boştaydı. Benim iki elimde arkamda, boşlukta sallanıyorlardı. Kadınlığım şu an onun tam erkekliğine yapışıktı. Rahatsız olmuştum. Ellerimle yavaşça ittirmeye çalışıyordum ama izin vermiyordu.
Tehlikeli yüz ifadesiyle "Neden kazağını giydin?" diye sordu. Korkuyla ona bakıyordum. Hani birşey yapmayacaktı. Off ya, belimdeki tek eli, dar pantolonumdan belli olan, dolgun kalçama gitti. Konuyu dağıtmak için "Ş-ş-şey.. k-kahvaltı ha-hazır. Yani gelde yiyelim. Hı?" Dedim.
Kekelemiştim. Kahretsin... Tehlikeli sırıtışı, yine yüzüne yerleşmişti. Böyle sıkışınca, panik olmam hep hoşuna gidiyordu. Buna sinirlenmiştim. "Beni böyle sıkıştırıp, paniğe sokmak hoşuna gidiyor değil mi?" Diye sordum.
Hala sırıtıyordu. Başını sallayıp, "Evet." dedi. Uyuz, pislik, gıcık... Yaklaşıp başını, boynuma götürdü. Kulağıma "Hemde çok." diye fısıldadı.
Sinirle nefes verdim. Çırpınmaya başlamıştım. "Off tamam, bırak!" Diye mızmızlandım. Kalçamdaki elini, tekrar belime çıkardı. Bastırıp, beni durdurdu. Beni tek eliyle bile durdurabiliyordu.