"Evet Tümer ailesi. Herkes burada ve hazır mı?"
Fotoğrafçı, elindeki kamerayı kaldırmadan önce bekledi. Saniyeler, dakikalara doğru yuvarlanırken; herkesin ortasında Derin ile beraber duran Ata dayanamayıp, sinirli bir şekilde öne doğru çıktı. "Birisi kıpırdıyor! Hissediyorum. Kim o?"
Sinan, yeğenine ters bir bakış attı ve kucağındaki Lavinya yüzünden aşırı ama aşırı sakin bir sesle, "Senin elin kolun," dedi.
"Hayır Sinan Amcaa, beniim..." Dünya, Belgin'in tutuşundan kurtuldu ve halasına bakarak alt dudağını titretti. "Oraya gitmek istiyorum. Halamın yanına."
Çeşmiahu güçlükle gülümseyerek elini kaldırdı. "Gel Dünyam."
Bu esnada Lavinya kıpırdanıp, "Bende," dedi. "Bende halamın yanına gitmek istiyorum."
İdil'in önünde duran Gurur omzunun arkasından Lavinya'ya doğru baktı ve kaşlarını çattı. "İyi de, hala babanın kız kardeşine denir. Bizim sadece amcamız var."
"Oğlum, güzel oğlum, canım oğlum." İdil parmaklarını Gurur'un saçlarına daldırıp, okşamaya başlayarak, "Kardeşinden ne istiyorsun tam olarak?" diye sordu. "Yaşama sevinci bırakmadın kızda."
"E öyle ama anne. Değil mi? Baba?"
"Bazı akrabalık isimleri için kan bağı gerekmez oğlum. Mesela Belgin Teyzen annenin kardeşi değil ama ona teyze diyorsun, bunun gibi."
"Hayır, kardeşim!"
"Hayır, kardeşiyim!"
Ata, aynı anda itiraz eden İdil ve Belgin'e nefret dolu bir bakış attı. "Duygulandım. Görüyorsunuz değil mi?"
"Anladım baba," dedi Gurur usulca. "Garip ama anladım."
Lavinya, patlayan kahkahalardan irkilse de, elini yumuşak bir ifadeyle babasının yanağına yerleştirdi. Dokunuşu hisseden Sinan önce kızının avuç içini öptü, sonra da dikkatli bir şekilde yüzüne odaklandı. "Baba, kan bağı ne demek? Kanla mı oluyor?"
"Evet kızım. Bizim damarlarımızda kan var, bunu kreşte öğrenmiştin hatta. Hatırlıyor musun?"
"Küçük borular!" dedi hevesle. "Evet. Onlar birleşiyor mu yoksa?"
"Nasıl yani?" diye araya girdi Dünya. "Kan bağı boruyla mı? Lavinya, borularımızı birleştirelim!"
Cihangir, yandan Belgin'e bir bakış attı. "Göbek bağını artık nereye gömdüğünü biliyorum."
Fotoğrafçı tereddütlü bir şekilde kamerayı kaldırıp, "Şey... Çekim?" dedi, belli belirsiz. Bu gece normal bir kare yakalamak istiyordu artık. Gülümseyen bir aile gibi. Düğünün bitmesine yakın Sinan Tümer'in getirttiği horon ekibi yeterince hafızasını doldurmuştu zaten.
"Boru değil yaa, damar o damar, Dünya! Hem dışarıda değiller ki. Nasıl birleştireceğiz?"
Gurur güldü. "Bir şeyler kesince kanıyor ya. Biraz dışarı çıkıyordur herhalde."
"Oğluuuum!" İdil, kibar bir şekilde Gurur'un dudaklarına işaret parmağını bastırdı. "İstediğin tek şey kardeşinin yaşam sevinci değil sanırım."
"Kızlar, denemek yok ama akraba olmayanlar için kan bağı tarifi veriyorum. Küçük bir iğne, iki tane baş parmağı-..."
Fotoğrafçı bir kez daha denedi şansını. "Hazır mısınız?"
Ata, genç adama kaşlarını kaldırdıktan sonra Belgin'e döndü. "Yanlış tarif. Bir jilet, iki tane bilek..."
"Çocuklar," dedi, Oylum Hanım şaşkın bir şekilde.
