Canan Hanım ve Ragıp Bey, salonun girişi arkalarında kalacak şekilde konumlanmış sandalyelerde kahvaltılarını yapıyordu. Çatal bıçak seslerine karışan günaydın haberlerinin hararetine rağmen, huzuru paylaşıyorlardı.
Ta ki masanın en ucundaki sandalye gürültüyle çekilirken, "Günaymadı, ben tükenmişim!" diyen Çeşmiahu'ya kadar.
Canan Hanım bıçağını akrobatik hareketlerle yakaladıktan sonra kızının boğazına tutmamak için tabağına yöneldi. "Günaydın koca bebeğim. Yine neden böyle nefretle uyandın acaba?"
Ragıp Bey, çay bardağı dudaklarının hizasındayken, "Aynaya baktığında şu halini görmüştür. Ondan olabilir," dedi ve son yudumunu Çeşmiahu'nun gözlerine baka baka içti.
Genç kız oflayarak kendisini korsan gibi gösteren uyku bandını çıkardı. Kapalı olan sol gözünü bulanık gördüğü için ovalamaya başlarken, "Biraz etkisi var ama işin garip tarafı; bu beni rahatsız etse de umurumda değil," diye mırıldandı. "O kadar yorgun uyandım ki, yurt dışına alınan tek yönlü bir uçak bileti bile beni ayağa kaldıramaz."
"Emin misin?" diye sordu, Ragıp Bey şüpheyle.
Çeşmiahu, elini gözünden çekti. "Nereye alındığına bağlı tabi."
"Ufak bir denemeydi. Devam et."
"Biraz araştırdım. Tükenmişlik Sendromu diyorlar. Türkiye'de bir oyuncu yakalanmış, kim olduğunu bilmiyorum ama..."
"En derin yaramdır," dedi Canan Hanım hüzünle. "Bir ara kızıl olmuştum sayesinde. Sonra gel gör ki, aynısı gelin geldi ailemize. Allah'tan sadece oğlumu parmağında oynatıyor."
"Neyse anne! Şu an benden bahsediyoruz!" Dirseklerini masaya koyup, yanaklarını ellerinin ayasına dayadı Çeşmiahu. Derin bir iç çekmişti. "Online bir test yaptım. Tükenmiş gözüküyorum. Çok stres altındaymışım. Zihinsel ve fiziksel sağlığım tehlikedeymiş."
"İşi bırakman gerekiyor yani?" diye sordu Ragıp Bey, abartılı bir hüzünle.
"Galiba öyle baba..."
Ragıp Bey, çay bardağını bıraktı. "Sana bir itirafta bulunayım mı? Polisliğe başladığım ilk zamanlar, istifa mektubumu hep yanımda taşırdım. İçinden çıkılması zor bir iş veya operasyonun sürecindeyken; her sabah 'Bugün işleme koyacağım,' der, daha sonra başarılı olduğumda vazgeçerdim. Bir gün fark ettim ki, bunun sonu yoktu. Her şey, her zaman kolay olmuyor. Zorluklardan kaçma yöntemleri, ona karşı gelmemizde en büyük engeldir. O yüzden istifa mektubunu bir daha yazmamak üzere yırttım. Belli ki, işinde aşmayacağını düşündüğün bir süreçtesin. Sana tavsiyem, bir kez olsun kaçmaman ve kalıp, denedikten sonra olacakları görmen..."
Çeşmiahu, babasının konuşması bitince; tuttuğunu fark ettiği nefesini usulca bırakmıştı. Dalgın bakışları Ragıp Bey'in yüzündeyken, "Samimi itirafın için çok teşekkür ederim baba," dedi. "Sanırım öyle... Yani, zor bir süreçteyim."
"İşi alalı daha dört gün olması dışında hiçbir sorun yok," diye mırıldandı Canan Hanım. Çeşmiahu, cümlesinin üstüne annesine ters ters baktığında, pür dikkat televizyonu izlediğini gördü. Canan Hanım, bakışları üstünde hissetmiş olacak ki masaya dönüp, mahcup bir gülümsemeyle eklemişti: "Sana değil, habere dedim."
"Yapacağım sunum beni çok korkutuyor," dedi Çeşmiahu titremesine engel olamadığı sesiyle. "Ecrin'le aramızda liseden kalma bir rekabet var ve bunu işimde pürüzler çıkartıp, sonunda beni yıldırarak bitireceğini düşünüyorum."
"Bırak çıkartsın! Düğünden sonra dışarıda yatınca aklı başına gelir." Canan Hanım birden sinirlenmişti. "Şımarık şey. Neyin hırsı bu? Ne yaptın sen bu kıza?"
