Ben geldiiim! Mesajlarınız beni duygusal bir yarasa yaptı... İyiyim korkmayın, karantinanın bitişini görmeden ölmeye niyetim yok. Arada böyle gecikmeler yaşanabilir, görmezden gelelim olur mu? :') Nasıl olsa böyle uzun bölümlerle telafi ediyoruz❤
Arhan ilk defa Sarıyer'e gelmiyordu ama hayatında ilk defa Sarıyer'de bir çorbacıya girmişti. Renkli çitlerin çevrelediği küçük bir ön bahçesi vardı ve boş alan, birkaç tane masa yerleştirilerek değerlendirilmişti. Dükkana girmeseler bile içerideki bunaltıcı hava, yemek ve baharat kokuları açık camekandan sızıyor; yoğun bir şekilde insanın yüzüne çarpıyordu. Kısacası kendi halinde bir esnaf lokantasıydı ve Arhan doğru yerde olduklarını teyit etmesini istercesine Çeşmiahu'ya bakmıştı. Fakat genç kızın gözleri daha oturmadan yemek tezgahındaki çorba kazanlarına kayınca, emin oldu: doğru yerdelerdi.
"Efenim, buyruuuğğn. Hoş geldiniz!" Kel ve tıknaz garson, müşterilerini günün normal bir saatinde gelmiş gibi enerjik ve neşeli bir şekilde karşıladı.
"Hoş bulduk," diyen genç adam, sonrasında Çeşmiahu'ya dönüp; tamamen olağan bir buyurganlıkla, gösterdiği masaya yönlendirmişti. Çitlerin hemen dibindeydi ve kavşağa bakıyordu. Sandalyelerine oturunca, önlerinde duran çorbacı isminin logoyla yazıldığı büyük servis kağıtları, hemen kenardaki şişman aşçı figürlü baharatlıklar Arhan'ın istemsizce gülmesine sebep olmuştu. Tavrı kesinlikle kibrinden değildi, hayatında ilk defa böyle bir yere geldiği için oldukça şaşkın ama itiraf etmesi gerekirse de son derece memnundu. Parlak aydınlatmaların altında, gümüş zarafetiyle ışıldayan masalarda; milyonlarla oynamaya alışkın bir adam olmasına rağmen, sadece bir çorba içerek mesuliyetsizce davranmanın lüksünü daha önce yaşamamıştı.
"Ne alırsınız efenim?"
Çeşmiahu, Arhan'ın gülmesine anlam veremediği için bocalayarak küçük bir tebessüm kondurdu dudaklarına. "Ben Mercimek çorbası istiyorum."
"Tabiiiii! Beyefendi siz?"
"Ben de Mercimek çorbası alayım."
"Başka bir şey?"
Arhan, var mı dercesine tek kaşını kaldırarak bakınca; Çeşmiahu aynı şekilde usulca kaşlarını kaldırıp, mimiğine eşlik etti. "Hayır, şu an yok. Teşekkürler."
"Çorbalarınız hemmmen geliyor."
Genç kız, garson içeri girer girmez sabırsız bakışlarını Arhan'a çevirmişti. "Bir şey mi oldu?" diye sordu merakla.
"Hayır, bu da nereden çıktı Ahu Hanım?"
"Yüzünüzde bir ifade var. Bunu tarif edemiyorum. Mutlu gibisiniz ama aynı zamanda mutlu da değilsiniz. Mona Lisa tablosundan hiçbir farkınız yok."
Arhan duyduğu benzetmeyle kahkahasını tutamamıştı. O kadar içten, erkeksi ve aynı zamanda şaşırtıcı bir sesti ki, Çeşmiahu öylece bakakaldı. Bunu başkaları da garip bulacakmış gibi gözlerini dolu masalarda gezdirse de, hiç kimse onlara bakmıyordu. Eh, Rafet Arhan Bakırcı'nın nasıl birisi olduğunu bilen tek kişi kendisiydi çünkü. "Demek Mona Lisa tablosu gibiyim?"
"Gerçekten," diye diretti Çeşmiahu. Yüzünde kaygılı bir ifade vardı artık. "O yüzden şu an hiç rahat değilim. Eğer istemiyorsanız-..."
Genç adam gülmesine yavaşça son verip, boğazını temizledi ve yaslandığı sandalyeden doğrulurken, "Hayır," dedi. "Sadece nasıl tepki vereceğim konusunda afalladım."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Dört Duvar
Storie d'AmoreVurdu ve Aşk'tan tanıdığımız Çeşmiahu Tümer'in hikayesidir.
