İki haftadır hayvan gibi çalışıyorduk. Gece gündüz demeden, fütursuzca pratik yapıyor, ses açarken neredeyse gırtlak patlatıyor ve bayılacak noktaya geliyorduk. O günden sonra bir daha ağlamamış, ya da onu görmemiştim. Bu güzeldi. Çıkışımıza sadece iki hafta kalmıştı. Yaklaşık yarım saat önce çıkışımız kesin olarak duyulurmuştu. Birer saat arayla mv lerimiz yayınlanacaktı. Ben sonuncu gösterilecektim. Diana ve Kook o günden sonra tamamiyle benim tarafıma geçtiklerinden, bugün btsin yurtlarında durup jiminin mvi izlemesini sağlayacaklardı. Çok kırılmış bir kızsanız, ve yalandan yavru köpek bakışları atabiliyorsanız insanlar sizin mutlu görünmeniz için kendi grup arkadaşlarına karşı sizinle birlik olabiliyordu. Kooku takdir etmiştim. Ben olsam kim haklı olursa olsun arkadaşımın yanında durur, karşı tarafın planlarını sabote etmeye çalışırdım. Ne yapabilirdim ki? Ben de böyle bir manyaktım işte.
Saatler geçiyordu. Sonunda benim klibim yayınlanmıştı. Telefonum çaldığında açtım. İlk tepkilerine şahit olmam için Di beni arayıp konuşmaları dinletecekti. Planımız buydu.
"Ne? O Cornelia mı? Bunu bana neden söylemediniz." Jiminin sesini duyduğumda şeytanca sırıtmama engel olamadım. Şaşır bakalım orospu çocuğu.
"Woaaah, cidden çok güzel görünüyor. Şu dans figürlerine bak." J-hopeun, yani ikinci biasımın(ki artık ilk biasımdı.) sesini duyunca gülümsemem değişip mutlu bir hal aldı. Adamın insanları mutlu etmek gibi bir yeteneği vardı.
"Bunu bana neden söylemediniz?" Jimin sorusunu tekrarlayınca Diana cevapladı.
"Bunu, ben bile bilmiyordum." Jiminin oflamasını duyduğumda keyfim yerine gelmişti.
"Bunu benden intikam almak için yapıyor ama başarılı bile olamayacaklar." Göreceksin. Bir süre daha dinledikten sonra telefonu kapattım. Bu kadarı yeterliydi. İnternetteki yorumlara baktığımızda cidden beklediğimden fazla ilgi gösterilince mutlu olmuştum. Shiplemeye bile başlamışlardı. April ve beni shipliyorlardı. Doğru seçimdi. Gruptaki en iyi anlaştığım kişiydi ve cidden çok iyi bir kızdı. Ayrıca bir iki kişinin beni amansızca lee taeminle shiplemesi garipti. Ama jiminin göreceğini düşününce keyifleniyordum. Btsten shipledikleri kişiyse hiçbir alakamın olmadığı Seokjindi. Adam çok yakışıklıydı evet, ve çok yetenekli. Ama yine de ona Oppa diyordum ve biraz ayıp olabilirdi.
Evime yürürken bir yere uğrayıp biraz tavuk aldım. Di gelecekti ve biraz kız gecesi yapacaktık. İki kişiyle biraz sıkıcı olurdu ama idare ederdi. Buna çok ihtiyacım vardı. Çok yorgundum ve içimde dinmeyen bir heyecan vardı. Sanki az sonra kendi midemi kusacaktım. Bu kadar heyecanlanacak ne vardı bilmiyordum doğrusu. Gökyüzüne baktım. Hava yeni yeni kararıyor, güneş sanki bir daha doğmayacakmış gibi seoulün tepelerinden aşağı iniyordu. Benim gibiydi. Jimin gittiğinde batan bir güneş gibiydim. Şimdiyse gün benim için yeni başlıyordu. İçimin bir daha gece olmaması için savaşacaktım. Gökyüzüne biraz daha baktım. Hiç güneşin kokusunu merak ettiniz mi? Ben ettim. Güneşin sıcak bir yaz günündeki bir papatya gibi koktuğunu düşünüyordum. Garip, derin ve biraz kekremsi. Hani birşey ne acı ne tatlı olur ya, öyle birşey. Güneş tarafsızdır. Biz güzellikle ya da kötüyle bağdaştırırız. Ama o, çok farklıdır. Bana her sabah doğarken büyük umutlar ve mutluluk getirir. Çünkü öyle olmasını isterim. Bazılarıysa Ay insanıdır. Onlar bence çekilmez aksiler. Di ve noe onlardan biri olmasaydı, ay insanlarından nefret ettiğimi bile söyleyebilirdim ama maalesef söyleyemiyordum. Seoul havasında güneşi çok iyi hissedemiyordum. Artık kullanmak zorunda olduğum güneş koruyucular bunu engelliyordu. Hindistana gittiğimi hatırladım. Güneşin ısısının beyaz tenimi okşadığını, bana garip bir huzur duygusu verdiğini hatırladım. Orası güzeldi. Güneşten bir ülke gibiydi. Bir çoğu bunu Japonya için de söyler. Ve diğer başka yerler. Param vardı ama çok yer gezme şansım olmamıştı. Çakma bir prenses gibi yetiştirilmiştim. Leydi gibi davrandığım her günün akşamında arkadaşlarımla ağzımıza kolumuz kadar börekler sokma yarışması yapardık ama yine de öyle yetiştirilmiştim. Duygusuz görünmek benim için hiç problem değildi. Gerçek bir hanımefendinin duygularını gizleyip kocasını memnun etmesi gerekirdi. Büyükannem böyle söylerdi. Sikeyim kocasını. Evlenmeyecektim işte. Babamın şirketine bir varis vermeyecektim. Onu ıre yapsındı. Zaten büyükannem çoğu zaman saçmalardı. Bir keresinde bana güneşin bir cehennem olduğunu söylemişti. Erken bunamıştı sanırım. Evimin kapısını açtığımda Dianayı da apartmana girerken görmüştüm. Güzel, tavuklar soğumayacaktı. Elindeki poşetleri havaya kaldırdığında birbirine çarpan şişe seslerini işitip gülümsedim. Sanırım içmeyi çok seviyordum.
Büyük orta sehpanın üstüne soju şişeleri ve tavuk yığınlarını dizmiş, 3. Şişemizi deviriyorduk. Her zamanki gibi arkadaşım sarhoşluk belirtisi göstermezken ben aklımı kaybetmek üzereydim. Sürekli süngerbob hakkında konuşuyor, saçma saçma gülüyordum. Sabah hatırlayacağıma emindim. Ama kendimi tutamıyordum.
"Senje de ben şok patrick diil miyim? Biliosun o da hep oturup arkaaaşlarını bekler." Diana gülüp elimden şişeyi aldı. Daha bitirmemiştim ki?
"Evet patrick hanım, doğru yatağa." Ona ikinci bir kafası çıkmış gibi baktım.
"Nee? Ama ben uyumak istemiioooorum kiii. Heheheh bak mv çıktı onu kutluooorruz." Oflayarak şişeyi elime geri verdiğinde küçük bir çocuk gibi ellerimi çırptım. Telefonu çalmıştı.
"Efendim tavşanım? Evet içiyoruz. Hayır burada kalacağım. Ya, demek o da sarhoş. Tamam gel. Zaten corni hatırlamaz." Onu anlamak için gözlerimi kırpıştırdım. Ne diyordu o ? Ayrıca tavşanım mı dedi? Diananın tavşanı mı vardı?! Aman Tanrım! Onu hemen mıncırmalıydım. Bir dakika.... tavşanlar konuşabiliyor muydu? Kapı çaldığında içeri Diananın sevgilisi ve iki adam girmişti. Kimdi bunlar?
"Merhaba Noona. Kusura bakma evine onu getirmek istemezdim ama kafayı bulmuştu ve tek götüremiyorum." Kafamı yana yatırıp yanındakilere baktım. Bir tanesi yakışıklıydı.
"Kim onlar ki? Diananın tavşanı varmış biliooor musun? Ve o konuşabiliooormuş. Neden onu hiç getirmoor? Sevmeme izin vermeş mi?" Kook gülünce kaşlarımı çattım.
"Noona. Onun tavşanı benim." Ağzım şaşkınlıkla havalandı. Diana bir tavşanla mı çıkıyordu?
"Sen gerçekten tavşan mısın?" Kook kahkaha atmaya başlayınca yanındakilere baktım. Birisi Lee Taemine mi benziyor? Öteki de seokjin mi? Gözlerimi ovup tekrar baktığımda cidden o olduğunu görünce şaşırdım.
Uyandığımda başım çatlıyordu. Her zamankinin aksine düne dair hiçbirşey hatırlamıyor olmam da cabasıydı. Başımı tutarak yataktan kalktım ve mutfağa gittim. Mutfağımda yabancı bir adam görmemle çığlığı basmam bir oldu. Kook içeri uçarak girdiğinde etrafa bakıyordu.
"Noona! Ne oldu?" Yabancı adam arkasını dönünce Lee Taemin olduğunu anlayıp kaşlarımı çattım. Gece ne yapmıştım ben amına koyayım?
"Senin evimde ne işin var?" Parmağımda taemini göstererek sorduğum soruya Kook güldü.
"Noona. Dün akşam biz hyunglarla içerken sarhoş oldular ve onları götüremeyip buraya getirdim." Tanrı aşkına lütfen jimin evimde olmasın lütfen olmasın.
"Başka kim var?" Kook bana güven verici bir şekilde baktığında rahatlamak üzereydim.
"Jin Hyung." Omooooo. Süper yakışıklı seokjin evimde mi kalmıştı?
"Omoooo canım oppam!" Ben salona onu aramaya giderken taemin kolumdan tuttu.
"Evini açtığın için teşekkürler." Omuz silktim.
"Sorun değil." Ve koşarak oppamı aramaya başladım. Bulduğumdaysa üstüne atlamam ve onun beni yakalayamayıp birlikte yere düşmemiz bir oldu. Dünya çapında yakışıklıyı ezmiş olabilir miydim? Lütfen ezmeyeyim. Dünya yakışıklılık seviyesinin %80 i anında düşerdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DANSÇI|Park Jimin
FanfictionSenden intikam almak için yapamayacağım şey yoktu Jiminie. Ben de ünlü oldum.
