Öğlene doğru uyandım. Bugün tatil günümüzdü. Çalışmak yoktu pratik yoktu. Çok mutluydum. Jimin yüzünden rahat hayatımı terkedip gece gündüz aksiyon dolu bir hayat seçmeme gerçekten gerek var mıydı acaba? Başka şekilde de intikam almayı deneyebilirdim ama bu yolu seçmiştim. Zor yolları seçmek hep yaptığım şeydi. Hava bugün çok sıcaktı. Duşa girip çıktıktan sonra üzerime mor çiçekleri olan yüksek bel mini bir etek ve mor askılı crop giydim. Ayağıma mor çizgili nikelarımı geçirip saçlarımı salık bıraktım. Makyaj yapmak istemiyordum ama açık pembe bir far, biraz rimel ve koyu pembe bir ruj sürdüm. Btsin yurdunda kahvaltıya davetliydim. Çantamı alıp hızlıca yurttan çıktım.
Kapıyı bana Taehyung açtı. Ona gülümseyip içeri geçtim. Herkes mutfaktaydı. Bir kişi hariç. Kahvaltıya başlamıştık. Arada Hoseok oppayla danstan bahsediyorduk. Merdivenden inme sesi duyunca hepimizin bakışları merdivenin başındaki jimin ve ona öpücük veren pembe saçlı kıza döndü. Onu öyle görmek tokat yemiş gibi dengemi kaybetmeme neden olmuştu.
"Beni aramayacağını biliyorum. O yüzden ben de seni aramayacağım Jiminieee görüşürüz." El sallayarak kapıdan çıkıp gittiğinde Jimin beni farketmişti. Göz göze geldiğimizde yüzünden ne olduğunu anlayamadığım bir ifade geçse de sonra umursamaz bir hava takınıp masaya oturdu. Çocukların bakışları bir onda bir bende gelip gidiyordu. Jimin rahatsız hissetmiş olmalıydı.
"Üzgünüm. Geleceğini bilseydim daha sonra çıkmasını sağlardım." Daha sonra çıkması birşey ifade etmezdi. Geleceğimi bilmemesine imkan yoktu. Gözyaşları gözlerimi yakıyordu. Ama onun önünde ağlamayacaktım. Aniden gülümsedim. Bu acı bir gülümsemeydi ama farketmedi. Onun için bilgisayar başında harcadığım zamana acımıştım.
"Sorun yok Jimin-ah." İnanmamış gibi baktı. Pek umrumda değildi. Gülümsemeye devam ettim. Kaldığımız yerden kahvaltı ettik. Boğazımdaki yumrunun geçmesi için o kadar çok yedim ki sonunda jin Oppa beni mirasçısı olarak seçmişti. Yüzümde hiçbir duyguya eser yoktu. Diana hariç kimse acı çektiğimi farketmemişti zaten. O ise arada kaçamak bakışlar atıyordu.
Yemekten sonra biraz kahve içtik. Ardından çaktırmadan Chanyeola mesaj atıp beni aramasını istedim. O da aradı.
"Efendim Yeollie? Tamam olur. Peki. Geliyorum." Telefonu kapattığımda hepsine mahçup bir bakış attım.
"Chanyeol sunbaeye sözüm vardı. Ben kalkayım. Kahvaltı ve kahve için teşekkür ederim."
Chanyeolla bizim yurdun önünde buluşmuştuk. O ve April şimdi karşımda bugün olanları dinliyorlardı. Ben de ağlıyordum. Ciddi ciddi. Daha fazla akıtacak gözyaşım kalmış mıydı bilmiyordum. Ağlayınca çok çirkin olurdum çünkü sürekli sümüklerim akardı. Ama canım acıyordu. Çok acıyordu. Görmemi istemişti. Bana acı vermek istemişti ve canım çok yanmıştı. Onu hala seviyordum. Belki imkansızdı ama seviyordum işte. Gülüşünü, bakışını, duruşunu, minik ellerini seviyordum. Normalde tatlı olan davranışlarının biz yalnız kaldığımıza tamamen erkeksi bir hal almasını seviyordum.
"O gün kıskandığı için yaptığını varsayalım." Chanyeol konuşunca acı acı güldüm.
"Saçmalama yeol. Bırakalım gitsin."
"Hayır. İstemesen bile intikam alacağız. Tamam mı?" Onu başımla onayladım.
"Taemin senden hoşlanıyor." April konuşunca kahkahayı bastım.
"Saçmalama." Chanyeol başıyla onayladı. Destek görmek güzeldi.
"Evet senden hoşlanıyor." Desteği bana değil aprilaydı demek. Gözlerimi devirdim.
"Ona bir şans ver. " ikisi de salaktı. Benden hoşlansaydı anlardım.
"Eğer hoşlandığına emin olursan ona bir şans verecek misin?"
"Söylediğin şeyi doğru anladıysam hayır. Jimini kıskandırmak için onu kullanmayacağım."
Chanyeol taemini çağırmıştı. Benden hoşlanıp hoşlanmadığını anlamak için ağladığımı ve yalnız kalmak istemediğimi söyleyerek. Zaten ağlıyor olduğum için yalan değildi. Çok geçmeden Taemin gelmişti. Kapıyı April açmıştı. Chanyeol ve ikis mutfakta bekleyecekti. İçeri girip ayakkabılarını çıkarttı ve yanıma geldi. Göz göze geldiğimizde yüzü telaşlıydı.
"Neden ağlıyorsun?" Yanıma otururken sordu. Omuz silktim.
"Jiminin planı tutmuş demek." Kaşlarımı çattım.
"Ne?"
"Bir kadın çağırıp seni kıskandıracaktı. Chanyeolla yakın olduğun için." Demek bu yüzden öyle davranmıştı. Kafamı iki yana salladım.
"O yüzden ağlamıyorum ki. Çok sıkıldım. Hiçbir yere gidemiyorum." O yüzden olmadığını söyleyince yüzü aydınlandı. Ama hemen toparlanıp beni göğsüne yatırdı.
"Ağlama. İstediğin yere gideriz." Biraz geri çekilip ona baktım.
"Nasıl?" Gülümsedi. Bu tatlı bir gülümsemeydi.
"Uzun süredir idolüm. Nereye nasıl gidilir biliyorum." Gülerek ellerimi çırptım. Neyse ki iyi bir oyuncuydum.
Taeminin gerçekten benden hoşlandığına inanmıştım. Bu kötüydü. Onunla oyun oynamak istemiyordum. Ayrıca iyi bir arkadaştı. Kalbini kırmayacaktım. Kıramazdım. Öyle biri değildim. Ben jimin değildim. Beni bilerek incitmek istemişti. İstediği şey ağladığımı görmekti. Ama ben birine bunu yapmayacaktım. Onu ağlatmayacaktım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DANSÇI|Park Jimin
FanfictionSenden intikam almak için yapamayacağım şey yoktu Jiminie. Ben de ünlü oldum.
