1.1

1.9K 12 0
                                        

burnuma gelen kızartma kokusuyla gözlerimi açtım. üzerime sabahlığımı geçirdim ve yüzümü yıkar yıkamaz mutfağa koştum. Ashton salatalık doğrarken kafasını çevirip "günaydın, gün ışığı." dedi. güneş onu gördüğümde doğmuştu gerçekten. tavadaki patatesleri karıştırırken birini ağzıma attım.  dünyanın en lezzetli yemeği, Ashton'ın da yapabildiği tek şey...ama çok lezzetli yapar. "günaydın Ash. eline sağlık. bunlar olmuş bu arada." tavadaki patatesleri tabaklarımıza böldüm. tezgahtaki diğer tabakları da masaya yerleştirdim. Ashton da kupalarımızı alıp masaya oturdu. "eline sağlık tekrar." kahvesini yudumlarken kafasıyla onayladı. "annenler ne zaman gelecek?" annemlerin geleceği fikrini tamamen unutmuştum. "aaa, unutmuşum ben. akşam geliriz dedi, 8-9 gibi muhtemelen. bilmiyorum ki. neden?" omuz silkti. "bilmiyorum, hazırlıklı olmak için." dudaklarından minik bir sırıtma geçtiğine dair yemin edebilirdim. "Ash, bizimkilerle kaçta buluşacaktık? çıkmadan evi biraz toparlamam lazım. sen buraları toparlarken ben senin odana da gireyim mi?" dudakları aşağıya doğru kıvrıldı. "2 gündür evi topluyorsun. benim odamın da düzenli olması lazım ama bir bak istersen, içine sinmeyebilir senin." küçük bir kahkaha attı. tabağımı tezgaha bıraktım, teşekkür ettim ve Ashton'un odasına girdim.

Ashton benden bile düzenliydi, annemin onda en sevdiği özelliklerden birisi de buydu zaten. diğeri de güvenilir olması, muhtemelen? kızıyla seviştiğini bilse ne düşünürdü, bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. sadece ona ait olan o güzel koku burnumu doldurdu. şifonyerinin üzerindeki grup fotoğrafımıza bakıp gülümsedim. bu arkadaşlığın bozulmasını istemezdim. çok karıştırmamak adına açık gardrop kapaklarını kapattım, dağınık yatağını düzelttim, başucundaki kitabın tozunu aldım ve su bardağını alıp çıktım. birkaç ufak şey haricinde gerçekten düzenliydi.

ardından kendi odama geçtim. dolabıma kırışık şekilde attığım tişörtleri düzgünce katladım, çamaşır çekmecemi düzenledim, toz aldım. evin genelindeki ufak tefek yerleri de toparlayıp su bardaklarımızla mutfağa geçtim. Ashton hala bulaşıkları yıkıyordu, etraf köpük içindeydi. su bardaklarımızı kirli bulaşıkların yanına koydum. "çok yavaş gidiyorsun ben sana söyleyeyim." yanında durdum ve kıkırdadım. tabakları köpürtürken sağdan bana baktı ve sırıttı.
-cinsellik var-
"hızlı olduğum başka şeyler biliyorum." yumuşak bir sesle konuştu. yavaşça bana yaklaştı. dudaklarını ıslattı ve sakince beni öptü. köpüklü elleriyle çenemden tutup beni kendine doğru çekti. beni her öpüşünde kendime söz vermişim gibi karşılık vermeyi durduramıyordum.

ıslak ellerinin kalçalarıma indiğini hissettim. nefes nefese dudaklarımız arasına boşluk bıraktım. "Ash, şimdi olmaz. arkadaşlarımızla buluşacağız." dudaklarıma baktı. "hızlıyım, biliyorsun. 3 gün aradan önce bitirelim." kafamı sallayarak onayladım ve öpmeye devam ettim. elleri kalçalarımda ve sabahlığımın üzerinden çıplak göğüslerimde geziniyordu. öpmeyi kesmeden sabahlığımın kemerini çözdü ve yere düşmesine izin verdi. kalçalarımdan tutarak tezgahın üstüne oturttu. bir eli bacak arama giderken diğeriyle çıplak göğüslerimi sıkıyordu. ben de şortu ve bokserını indirmeye çalışıyordum. sonunda, sertleşmiş erkekliğini kurtarabilmiştim. ellerimle git-gellere başladım. çamaşırımı sıyırdı ve kendini girişime dayadı. yavaşça hareket etti. birkaç saniyeliğine dudaklarımızı ayırdı ve ağzıma inleyerek konuştu. "ah güzel kızım benim, senden asla sıkılmayacağım." hareketlerini hızlandırırken başlarda hissettiğim acı yerini tamamen zevke bırakıyordu. "ahh, Ashton." içimde hareket edişi gitgide daha da vahşileşiyor, sona ulaştığımı fark ediyordum. "Ash, gelmek üzereyim." dedim sessizce. son kez içimde gelip giderken karnıma gelen sıcak sıvıyla onun da boşaldığını anlamıştım. beni kucaklayıp masaya yatırdı. ve kendini üzerime yığdı. "canını yakmadım değil mi Lena?" kafamı 'hayır' anlamında salladım. "sana hep izin vereceğim, her zaman affedileceksin." ikimizin yüzlerine yayılan gülümsemeyle birkaç dakika masanın üzerinde yattık.

"Ash, her ne kadar kalıp devam etmek istesem de artık gitmeliyiz. çoktan geç kaldık zaten." kafasını kaldırıp bana baktı. "devam etmek istiyor musun gerçekten?" omuz silktim. "annemler gelecek. eve kız falan getirmeyi aklından geçirme. bu yaptığımız şeylerle ilgili imaları falan, asla. açıklayamam çünkü." karnımı silerken yüzüme baktı ve sesini incelterek konuştu. "anneciğim, çocukluk arkadaşım, ev arkadaşım ve en yakın arkadaşımla düzenli bir seks arkadaşlığımız var." kafasına minik bir şaplak attım. "bu senin fikrindi unutma. her neyse, öğrenmemeliler." üzerimden kalktı ve kendi üzerini silmeye başladı. "en yakın arkadaşın mı...bu acıttı. her neyse, bence de, Zac'e biricik ablasıyla seviştiğimi söyleyemem." odalarımıza çekildik. kısa bir duş alıp beyaz bluzumu ve kot pantolonumu giydim, saçımı yapıp hemen çıktım odamdan.

 kısa bir duş alıp beyaz bluzumu ve kot pantolonumu giydim, saçımı yapıp hemen çıktım odamdan

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

llenaxx: just an ordinary girl🦋

aynı anda Ashton da odasından çıktı kırmızı gömleği ve siyah pantolonuyla gerçekten çok hoş duruyordu. "meme uçların hala mı sert?" dudaklarımı ıslatıp ısırdım. " sen etraftayken hep sert." böyle bir cevap beklemediğini biliyordum. "oh. güzel görünüyorsun, Lena." omuz silktim. "teşekkürler. sadece tişört ve pantolon. hadi gidelim." arkamdan "içindekini biliyorum ama.." diye seslense de aldırış etmedim ve kapıya yöneldim.

grubun yanına vardığımızda hepsi buluşmuş bizi bekliyordu. Aubrey yüksek sesle konuştu. "çok geç kaldınız!ne oldu bir sorun mu var?" her zaman böyle endişelenirdi. "hayır Aubrey, akşam annemler gelecek. onlar gelmeden evi temizlemek istedim." diğerleri çok inanmış görünmese de Calum hemen inandı tabiki, saf çocuğum benim. "aaa kaç gün kalacaklar?" Liv göz devirdi. "ay Calum, inanıyor musun gerçekten?" ağzımı açıp baktım. "a a, niye inanmıyorsunuz ya? annemler gelecek gerçekten. Ashton bir şey söylesene." Ashton'u dürttüm. "he, evet annesi, kardeşi, babası gelecek." Luke kahkaha attı. "sizin hayat yalan oldu desene." gözlerimi kıstım. "ne hayatı?" masum şekilde cevapladı "gece dışarı çıkmak, Ashton'un eve birini getirmesi, senin birine gitmen.." Cam kıkırdayarak konuştu. "öyle şeylere gerek duyulduğunu sanmıyorum." kızlar kıkırdadı. Ashton'un bana baktığını hissettim. "yok Luke, 3 gün kalacaklar zaten." Michael önündeki içecekten bir yudum aldı. "yer falan yoksa Ash bende kalabilirsin biliyorsun değil mi?" Ashton kafasını 'hayır' anlamında salladı. "Zac odada kalacak, fazla odayı da Martha Teyze ve Chris Amcaya vereceğiz." Michael omuz silkti ve içeceğini içmeye devam etti.

günü arkadaşlarımızla geçirdikten sonra eve geçtik. en düzgün pijamalarımızı giyerek ailemi beklemeye başladık. saat 10'a yaklaşmış, ikimiz de uyuklarken zil sesiyle irkildik. ellerimi çırpıp çığlık attım. "ayyy geldiler!!" koşa koşa kapıya gittim. ve açtım. annem, babam ve erkek kardeşim gözlerindeki bütün enerjiyle karşımda duruyorlardı. babam hemen bana sarıldı. "hoşgeldin babacığım!" benden sonra Ashton'a geçti. sırayla annem ve kardeşimle de selamlaştıktan sonra annemler çok yorgun olduklarını söyleyip uyumak için onlara hazırladığımız odaya geçtiler. Zac'in de yatağını hazırlayıp biz de odalarımıza çekildik.

best friends//a.i +18Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin