2.6 (final)

930 17 7
                                        

yüzümün çeşitli noktalarında hissettiğim öpücüklerle gözlerimi açtığımda, karşımda gördüğüm manzaradan asla sıkılmayacağımı biliyordum. Ashton üstüme çıkıp beni tekrar öptüğünde gülümsememe engel olamadım. "günaydın, güzel kızım." öpücüklerine karşılık verdim. "günaydın sevgilim." bana öyle güzel bakıyordu ki, dünyadaki herkes böyle bakılmak isterdi. kendini yanıma atıp tek kolunu başımın altından geçirdi. bana sıkıca sarıldığında kokusunu içime çektim. Ashton bana baktı. "o gittiğimiz gölü hatırlıyor musun?" kafamı salladım. "çok güzel bir yerdi." kafamı kaldırıp ona baktım. gözleri heyecanla parladı. "peki bu gece çadır götürüp, orada kalsak korkar mısın?" biraz düşündükten sonra ne kadar güzel bir yer olduğunu hatırladım. "korkmam, lütfen gidelim sevgilim." çok içten bir şekilde gülümsediğinde hızla yataktan kalkıp tuvalete gittim. Ashton kapıyı çaldığında sesi endişeli geliyordu. "bebeğim, iyi misin?" yüzümü yıkayıp kapıyı açtığımda suratıma dikkatle baktı. "iyiyim, endişelenme." Ashton'a bunu nasıl söyleyeceğimi hala bilmiyordum. mutlu olacağını biliyordum, ama aklımın bir köşesinden ya korkarsa, ya istemezse diye de geçmiyor değildi. bu gece söylemek için iyi olabilirdi. tek elini bana uzatıp beni tuvaletten çıkardığında elini tuttum. beni mutfağa çekiştirdiğinde tezgaha oturup ona baktım. iki elini sağıma ve soluma koyup bana doğru yaklaştı ve beni öptü. "göle ne götürelim?" omuz silktim. " içki içmek istiyorsan sen kendin için al, ama ben istemiyorum. midem kötü, daha da bozmak istemiyorum." anlayışla kafasını salladı. "o zaman ben de içmem." gülümsemeden edemedim. "sevgilim, sen ne istiyorsan onu götürelim." düşünmeye başladı. "o zaman, yoldan pizza alalım?" kafamı salladım. "tamam, çadır götürecek miyiz?" bana gülümsedi. "arabaya koydum bile." yüzü ciddileşti. "üşümezsin değil mi?" tezgahtan boynuna doğru atlayıp bacaklarımı Ashton'un beline sardım. "üşürsem bana sarılırsın, hemen ısınırım sonra." dudaklarımızı yaklaştırdı. "üşümene asla izin vermem güzel kızım." tişörtünün yakalarından tutup dudaklarımızı birleştirdim. nefessiz kalıp ayrılmak zorunda kaldığımızda alınlarımız birleştirdi. Ashton sakin bir sesle konuştu ve tek elimi kalbine götürdü. kalp atışları hızlıydı. "bana hala neler yaptığına bak. hala ilk günki gibi." ona gülümsedim. "seni çok seviyorum Ashton." yanağımı okşadı. "ben de seni çok seviyorum Lena." beni kucağında odamıza taşımaya başladı. yavaşça yatağımızın üzerine bırakıp dolabımın kapağını açtı. bana kendi kapüşonlularından birini çıkarttı ve altına bir tayt verdi. "bunları giy olur mu? üşümezsin." ona bakıp gülümsedim. nasıl bu kadar şanslı olduğumu bir türlü çözemiyordum. yaptığı küçücük bir hareket bile içimi eritmeye yetiyordu.

battaniye, hırka, çadır, kamp sandalyeleri, şişme yatak, giyecek kıyafet, yiyecek, içecek gibi şeyler aldıktan sonra arabaya binip göle doğru gitmeye başladık. yolda sevdiğimiz şarkıları bağırarak söylerken şu an başka hiçbir yerde olmak istemediğimi fark ettim. Ashton tek elimi öptüğünde ona baktım. ona olan aşkımı içime sığdıramıyordum. ikimiz beraber çadırı kurmaya başladık. yarım saat sonra karşımızdaki şeye gururla bakıyorduk. Ashton kolunu omzuma attığında ona doğru sırnaştım. kamp sandalyelerimizi yan yana açıp termostan kahvelerimizi döktük. heyecanla Ashton'a döndüm. "bana şarkı söyler misin?" Ashton gülümseyip yanağımı okşadı. "sen yeter ki iste sevgilim." gözlerimin içine bakarak mırıldanmaya başladı.

Asla değişmem, asla değişmem diye düşündüm

Sonra sen geldin ve her şeyi değiştirdin     

Senin aşkınla, senin aşkınla, ben daha iyi, daha iyi bir adamım 

Senin aşkınla, senin aşkınla, ben daha iyi, daha iyi bir adamım 

Sevgilim, tüm hatalarım, beni doğruca sana getirdiler  

Kollarına sarılıyım, yemin ederim senin için canımı veririm 

Senin aşkınla, senin aşkınla, ben daha iyi, daha iyi bir adamım     

  En iyilerin iyisini bulduğumu sanıyordum 

Sen geldin ve hepsini geçtin  

Gecenin karanlığında parlıyorsun 

Ve düşen ilk kişi de bendim

gözlerimin dolduğunu fark ettiğimde Ashton bana yaklaşıp beni öptü. "bunu ne zaman yazdın?" gülümsedi. "sana More'u okuduğum geceyi hatırlıyor musun? sevgili olduktan sonra odamda kaldığın ilk gece.." kafamı salladım. "çok güzel. çok." gülümsedi. "beğenmene çok sevindim. yemek yiyelim mi?" beraber arabadan pizzaları ve meyve suları çıkartıp yemeye başladık. "Tanrım, çok acıkmışım." diye itiraf ettiğimde Ashton kıkırdadı. "ne oldu?" bana yaklaşıp burnumdaki acı sosu parmağıyla sildi. elindeki boş pizza kutusunu yere bırakıp ciddiyetle bana baktı. "Lena, sana söylemem gereken bir şey var. lütfen sonuna kadar dinle." aklımdan türlü türlü şeyler geçiyordu. "tamam sevgilim."

derin bir nefes alıp konuştu. "hayat bizi nereye götürecek, karşımıza ne çıkaracak bilmiyorum Lena. ama bildiğim tek şey, yıllardır biz yan yanayken karşıma çıkacak her türlü zorluğa direnebileceğim. sen yanımdayken ben her şeye varım. hayat karşıma ne çıkarırsa çıkarsın ben seninleyken her şeyi yaparım. çocukluğumdan beri sana aşığım ve bu hiç değişmedi. her zaman sen vardın. sensiz hayatım nasıl olurdu bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. neredeyse altı aydır çok güzel giden bir ilişkimiz var ve bu asla heyecanını kaybetmedi. her gün sana daha da aşık oluyorum, böyle bir şey mümkünmüş gibi. biliyorum, henüz evlenme gibi bir planımız yok. sen de öyle bir şey beklemiyorsun ama ben ilişkimizi daha ciddi bir noktaya taşımak istiyorum. en azından bir yüzük takalım. nişan gibi.. Tanrım, iş mülakatı gibi oldu. ama neyse.. ne dersin? benimle evlenir misin?" elindeki yüzüğe baktığımda çok güzeldi. ciddi bir para vermiş olmalıydı. elindeki yüzüğü parmağıma takmadım ama avcumun içine aldım. çünkü daha konuşmamız gereken bir konu daha vardı. göz yaşlarımı tutamadığımı fark ettim. evlenmek istemiyordum ama Ashton'la her şeye vardım.

şimdi konuşma sırası bendeydi. "sevgilim, şimdi de sen beni dinle." Ashton'un yüzü korkmuş gibiydi. elini tutup ona gülümsedim. "Tanrım, korkma." yüzü rahatladığında konuşmaya başladım. "evet Ash. seninle evlenirim, ama önce konuşmamız gereken başka bir konu var." elini tutup karnıma götürdüm. yüzü şokla açıldığında elimi ona doğru kaldırdım. "önce beni dinle sevgilim." kafasını salladığında elini karnımdan çekmemişti. "Ashton, ben bu çocuğu doğurmak istiyorum. senin de isteyeceğini biliyorum, ama bu büyük bir sorumluluk ve büyük bir karar. hayatımız tamamen değişecek. belki artık eskisi kadar düzensiz yaşayamayacağız. dışarıya çıkıp eğlenemeyeceğiz. ikimiz de birtakım büyük fedakarlıklar yapmak zorunda kalacağız. eğer sen de bu çocuğu istiyorsan, ben de seninle her şeye varım." gözlerinin dolu dolu olduğunu fark ettim. "Tanrım, Lena. tabi ki bu çocuğu istiyorum. hayatım boyunca en çok istediğim şey seninle bir aile kurmak. ben bu sorumluluğu almaya, her türlü fedakarlığı yapmaya hazırım. yeter ki sen yanımda ol." rahatlamış bir şekilde nefes verdiğimde Ashton avcumdaki yüzüğü alıp parmağıma taktı. gülümseyerek ona baktım. "seni seviyorum Ashton." eli karnımı okşarken konuştu. "ben de seni seviyorum Lena." Ashton bana iyice sarıldığında gök yüzüne bakmaya başladım. yıldızlar çok güzel görünüyordu. hayatım boyunca hiç bu kadar mutlu ve tamamlanmış hissetmediğimi fark ettim. sevdiğim adamın kollarında, dalga sesleriyle yıldızları izliyordum.
-
ARKADAŞLAR BİTTİ!!!!!!tabi ki mutlu sonla bitirecektim çünkü ben bu çifte nasıl kıyayım🥺🥺baya Türk dizisi gibi bitirdim çocuklu mocuklu evlilikli falan ama olsun bence çok tatlış oldu. şarkı BETTER MAN. lütfen fikirlerinizi söyleyin. beni destekleyen herkese çoookkkk teşekkür ediyorum. sizi çokk seviyorum, iyi ki varsınız❤️

best friends//a.i +18Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin