21 Haziran 2004, 20:16
Yer: Sydney Havaalanı
Annem bavullarımızı görevlilere verdiğinde, kalbimi de onlara vermiş gibi hissettim.
Uçuşumuza on dokuz dakika kalmıştı. Geçen her dakikada korkum daha da artıyordu. Bunun bir kabus olmasını diliyordum.
Ama olanlar lanet olası derecede gerçekti.
Arkadaşlarımın istekleriyle aileleri onları buraya getirmişti, annem ve Ivy'nin annesi çocukların anneleriyle konuşuyordu.
Luke yanıma geldi ve bana sıkıca sarıldı. "Bizi unutmak yok."
Burukça gülüsedim. "Nasıl unutabilirim ki?"
Daha sonra Violet geldi ve her zamanki gibi yaramazca sırıttı. "Bir gün gelip ikinizin evine baskın yapacağım." Güldüm ve ona sarıldım. Daha sonra Michael bir penguen gibi yürüyerek geldi.
"Gerizekalı." Dedim sırıtarak.
"Bu özelliğimi en yakın arkadaşımdan aldım." Dedi. Kıkırdadım ve en yakın 2. arkadaşımın boynuna sıkıca sarıldım. Bunu yapmamdan nefret ederdi. Onu gıcık etme şansını her zaman değerlendirirdim.
Fakat bir şey demedi ve o da benim belime sarıldı ve etrafında bir tur döndürdü. Ben de bundan nefret ederdim.
"Michael üstüne kusayım mı istiyorsun yoksa?" Dedim kulağına. Güldü ama cevap vermedi.
"Calum ve Ruby, bir ağaç evde, birbirlerine aşklarını ilan ediyorlar." Diye fısıldadı. Kıkırdamamı durduramadım ve saçlarını çektim.
"Kes sesini." Benden ayrılıp yanağımı öptü. Bu hareketi üzerine gözlerim hafifçe doldu.
"Şşt, ağlamak yok sulugöz." Gülümseyince yumruğunu havaya kaldırdı. Yumruklarımızı tokuşturdum. Ardından da saçlarını karıştırdım. Ters ters baktı. Ardından Daisy geldi ve önümde durdu. Yakın zamanda kavga etmiştik, bu yüzden aramız pek iyi değildi. Ama kimseyle küs kalmak istemiyordum.
"Hey, bana sarılmayacak mısın?" Burukça gülümsedi ve birbirimize sıkıca sarıldık. Biraz öyle durduktan sonra ayrıldı ve Ivy'nin yanına gitti. Calum önce Ivy'yle vedalaştı. Ben de Michael'la sohbet ediyordum. Calum yanıma geldiğinde hiçbir şey demeden belime sarıldı. Ben de boynuna sarıldım. Arkadan Michael sırıttı. Daha sonra Ivy onu yanına çağırdı.
Calum ve ikimize kimse bakmadığı için ona rahatça içimi dökebildim. "Gitmek istemiyorum Calum. Burada sonsuza dek sizinle kalmak istiyorum."
"Yemin ederim, eğer yapabilseydim seninle gelirdim."
"Seni çok seviyorum Calum." Dedim ve kokusunu içime çektim. Sonuçta 10 yıl boyunca sadece hatıralarla yetinmek zorunda kalacaktım.
"Seni çok seviyorum Ruby." Dedi ve aramızda az bir mesafe bırakarak ayrıldı. Etrafına bakındı. Kimse bizimle ilgilenmiyordu. Gerçi Michael'ın belli etmeden bizi izlediğine emindim. Calum hızla uzanıp dudaklarıma küçük bir öpücük kondurdu. Bunun üzerine gözlerimi kocaman açtım. Calum sırıttı.
"Bunu yapmadan gitmene izin vermezdim." Bir anlık cesaretle ben de onu öptüm ve aynı onun gibi sırıttım.
"Ben de bunu yapmadan gitmezdim." Sesimi bile onunki gibi çıkarmıştım, tek fark benim yanaklarımın pespembe oluşuydu. Güldü ve birlikte Ivy'nin yanına gittik. Michael hemen yanımda bitti.
"Sizi çifte kumrular, en büyük destekçiniz kesinlikle benim."
"Bizi gözetledin, değil mi?" Başını olumlu anlamda sallayınca yanaklarımın kızardığını hissettim.
"Seni sapık, insanların özel hayatını karıştırmayı kes."
"İnsan mı? Senin bir tür mücevher olduğunu düşünüyordum.*" Dedi.
"Ciddi misin?"
"Hayır ben Michael." Yüzümü buruşturdum.
"Sanırım en az esprilerini özleyeceğim."
"Sanırım en az bu gıcık halini özleyeceğim." Güldüm ve ona sarıldım. Onu cidden çok özleyecektim. Calum'dan sonra en iyi arkadaşımdı. Hatta nedereyse onun kadar iyi anlaşıyorduk.
"Gitme zamanı." Diye mırıldandı Ivy elini omzuma koyduktan sonra. Hepsiyle yeniden tek tek vedalaştım. Calum'a geldiğimde ağlamaya çoktan başlamıştım.
"Ağlama." Dedi. "Tekrar görüşeceğiz, değil mi?" Gülümsüyordu fakat her an ağlayacak gibiydi. Onun hatrına gülümsedim.
"Seni seviyorum." Bugün bu cümleyi fazlasıyla söylemiştim. Fakat söylemeye doyamıyorum. Aynı şekilde tekrarladı.
"Seni seviyorum." Sesinin titrediğini duyunca içim cız etti. Annem elimi tuttu ve birlikte çıkış kapısına doğru ilerledik. Kapıdan çıktığımda arkamdan gelen ağlama sesiyle o tarafa döndüm. Calum Luke'a sarılmış, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Geri dönüp ona sıkıca sarılmak istiyordum. Annem saatine baktı ve Ivy'nin annesine seslendi.
"5 dakikamız var." Anneme umutla baktım. Ne istediğimi anlamıştı. Başını olumlu anlamda sallayınca doğruca koşup Calum'a sarıldım. Her hıçkırışında kalbim milyonlarca parçaya ayrılıyordu.
"Lüfen gitme." dedi çaresizce.
"Bunu yapmayı o kadar çok istiyorum ki..." Dedim. "Seninle kalmak için her şeyi yaparım. Ama gitmek zorundayım." Ona bir süre daha sıkıca sarıldım ve ayrıldım. Giderken el salladım. Gözyaşları arasından gülümsedi ama ağlaması dinmemişti. Kendi gözyaşlarımı elimden geldiğince tuttum. Fakat tamamen gözden kaybolmasıyla gözyaşlarına boğuldum.
Onun yanına gitmek istiyordum. Ona tekrar sarılmak ve bir daha bırakmamak istiyordum.
Fakat bunların hiçbirini yapamadım. Manhattan'a varana kadar uçakta devamlı ağladım ve kendimi 10 yıl sonra görüşeceğimizle teselli etmeye çalıştım.
*Ruby İngilizce'de yakut demek, oradan espri yapayım dedim aasfjhk ama olmadı galiba.
hai:ddd
umarım bölümü beğenmişsinizdir! olabildiğince uzun yazdım^^
şimdi sizden bir şey isteceğim. karakterler az çok belli olmştur sanıım :d bu karakterlerin 10 yıl sonraki (18-19 yaşlarındaki) hallerinin nasıl olacağını düşündüğünüzü yoruma yazar mısınız? bana çok yardımınız dokunacak. şimdiden teşekkürleeeeeerrr :3
sonraki bölümde görüşürüz!
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sky // c.h
Fanfiction"O gün oyun parkındayken bunlardan hiçbirinin olacağını tahmin edemezdik."
