7

1.5K 98 5
                                        

21 Haziran 2014

"Aman tanrım!" Diye bağırdım. Ivy öbür odadan başını çıkarıp ne olduğunu sorar gibi baktı. Ne olduğunu söylemedim. "Aman tanrım!"
Odadan çıkıp yanıma geldi. "Sorun ne? Hazır değil misin? Biletlerde sorun mu var?" Sırıttım.
Bugün, 10 yılın ardından Sidney'e dönecektim. En azından bir süreliğine.
Heyecanıma diyecek yoktu. Birazdan çığlık atarak bütün yurdu dolaşacak gibi duruyordum. Bunu yapardım fakat azar yemek istemiyordum.
"Hazır mısın?" Derken onu süzüyordum. Bordo, kolsuz bir t-shirt, son zamanlarda moda olan siyah eteklerden ve siyah mat bir babet giymişti. Gayet hoş görünüyordu.
"Bavulumu hazırlıyorum." Dedi ve odasına geri döndü. Aynaya baktım.
Ben onun gibi etek giymemiştim. Üzerimde Guns N Roses grubunun tişörtü, altımda siyah dar kotum ve koyu kırmızı spor ayakkabılarım vardı. Dünya üzerindeki en rahat kombinlerden biriydi bu.
Lavı andıran kırmızı dalgalı-kıvırcık karışımı saçlarımı tarayıp kabarmaması için dua ettim. Daha sonra çantama telefonum, cüzdanım ve şarj aletim gibi hayati önem taşıyan malzemelerimi koydum ve hafif bavulumu arkamdan çekiştirerek Ivy'nin odasının önünde durdum.
"Ivy!" Dedim ciddi bir sesle. Bana döndü.
"Ne?" Heyecanla gülümseyip uçak biletlerini gösterdim.
"Birazdan çıkmazsak bu biletleri yırtmak zorunda kalacağız çünkü hiçbir işe yaramayacaklar." Gözlerini devirdi ve bavulunu yatağından indirmeye çalıştı. Beceremeyince gidip yardım ettim. Zar zor bavulu yere indirebildim.
"İçine lanet olası bir ceset mi koydun yoksa?" Dediğimde ürkütücü bir şekilde gülümsedi.
"Aynen öyle. Ben bir katilim. Sürpriz!" Dedikten sonra güneş gözlüklerinin üstünden bana baktı. Açıkça susmamı söylüyordu. Bavulunu odasının dışına kadar sürüklemesine yardım ettim. Kapıya geldiğimizde kendi bavulumu aldım ve önden gittim. Asansöre bindik ve aşağı indik. Lobide bekleyen yurt görevlisine Avustralya'ya gittiğimizi ve ailemizin bundan haberdar olduğunu söyledik. Görevli bize birkaç soru sorduğunda olabildiğince kısa cevaplar verdik ve yurdun arkasında otopark görevi gören arka bahçeye gittik.
Ve evet, evde yaşamıyorduk, yurtta kalıyorduk. Çünkü New York'taki ev kiraları son derece pahalıydı ve 12 ayın kirasının üzerine biraz daha para koyarsak bir araba alabilirdik.
Öyle de yaptık. Üniversitenin ilk yılı biriktirdiğimiz paraya annelerimiz de biraz ekledi ve işimizi görecek bir araba almıştık.
Bavullarımızı bagaja koyduktan sonra sürücü koltuğuna geçtim ve Ivy yanıma gelene kadar arabayı çalıştırdım. Onun ehliyeti olmadığı için arabayı hep ben sürerdim.
Dehşet verici trafikte zar zor havaalanına ulaştık. Sıkıcı havaalanı kontrollerinden geçtikten sonra uçağa binmek üzere ilerledik. Biletlerimiz de kontrol edildiğinde dışarı çıktık ve birkaç dakika boyunca bizi uçağımıza götürecek otobüse benzer aracı bekledik. Geldiğinde birsürü insanla birlikte araca bindik. Sonunda uçağa ulaşabildiğimizde görevlilerin yardımıyla koltuklarımıza yerleştik. Ivy yüksekle pek haşır neşir olmadığı için pencere kenarını bana bırakmıştı. Ben ise yüksekte olmayı çok severdim.
Uçak yavaş yavaş yükselirken başımı cama yaslayıp düşünmeye başladım.
Acaba şehrimde neler değişmişti? Eskiden beraber koşturduğumuz büyük park şimdi nasıl olmuştu? Kimler gitmişti?
Bunları gerçekten merak etsem de bir yanım hiç durmadan Calum'u düşnüyordu.
Onu görmek için sabırsızlanıyordum.

Sky // c.hHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin