Selam benim güzel ailem;
Çok geç geldik, çok beklettik farkındayım. Bunun için üzgünüm.
İyi okumalar, bölüm sonu görüşelim.
JUNGKOOK
Gitmişti.
Beni, birbirimizin teninde yandığımız, kavrulduğumuz ve sonunda küle döndüğümüz gecenin sabahında, bir başıma bırakıp gitmişti.
Ona olan aşkımı iliklerine kadar hissetmesi için çabalayıp onu tıpkı benden istediği gibi güzelce sevmiştim dün gece, fakat o buna rağmen beni bırakıp gitmişti.
Onsuz yaşayamayacağımı bile bile, onsuz nefes alamayacağımı bile bile terketmişti beni.
Hiç mi sevmemişti? Hiç mi değer vermemiş, sözlerime, gözyaşlarıma hiç mi inanmamıştı? Onun için delirdiğime, gözlerine bakarken bile içimin titrediğine hiç mi şahit olmamıştı da çıkıp gitmişti kollarımın arasından?
Ne demişti mektubunda?
Lütfen beni anla ve hayatına devam et. İkimizin yerine de mutlu ol.
Kahkahalarla gülmek istiyordum bu laflarına fakat gücüm yoktu. Dermanım yoktu yüzümde mimik oynatmaya. Benim tüm hayatım ondan ibaretken, onsuz bu hayata nasıl devam edebilirdim ki? Mutluluğumun tek sebebi oyken o olmadan nasıl mutlu olabilirdim?
Daha yalnızca birkaç saat önce, taptığım tenine değen tişörtü avuçlarımın içindeydi şimdi. Ondan bana geriye kalan tek şeydi bu tişört.
Üzerine sinen o o eşsiz kokusunu solumasam, deli gibi seviştiğimiz bu muhteşem gecenin sabahında beni bırakıp gittiği bir kabus gördüğümü düşünürdüm fakat öyle yoğundu ki kokusu, ciğerlerime değen her bir nefeste gözyaşlarımın tenimden süzülmesine engel olamıyordum.
Defalarca duyduğum o sesi, tekrar duyacağımı bile bile yeniden çevirdim numarasını. Bıkmadan usanmadan aradım. Ama aldığım yanıt hep aynı oldu.
Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor.
Kapalıydı. Telefonu kapalıydı ve ben ona ulaşamıyordum. Kendimi öyle kötü hissediyordum ki, kaç dakikadır bir elimde tişörtü, diğer elimde bana bıraktığı mektubu, gözlerimden durmaksızın süzülen yaşlarla yatağımın önünde oturduğumu bile bilmiyordum. Dışarıya çıkıp onu sokak sokak aramak istiyordum fakat ayaklarımda adım atacak bile dermanı bulamıyordum.
Benim kolumu, kanadımı kırmıştı. Nefesimi kesmiş, kalbimi söküp atmıştı yerinden. Yaşadığım onca acıdan sonra, sadece onun sevgisine tutunarak ayakta kalmıştım fakat o da bırakıp gitmişti beni.
Biliyordum, onun da yaşadıkları hiç kolay değildi. Hiçbirini haketmiyordu ve ona bir gecede anlattığım şeyleri kaldıramamıştı ruhu daha fazla. Fakat yine de sararım sanmıştım yaralarını. Birlikte iyileşiriz sanmıştım. Ben de çok büyük acılardan geçmiştim, o da. Bu yüzden birbirimizde buluruz diye ummuştum şifayı fakat o beni kendiyle sınayarak acıların en büyüğünü yaşatmıştı bana.
Benim derdim de oydu dermanım da, hastalığım da oydu şifamda. Onun bir gülüşüyle yüreğimdeki binlerce yara kapanıyordu zaten. Hiçbir şey yapmasına gerek yoktu ki. Çabalamasına bile gerek yoktu. Bu yüzden onu bulduğumda tamamen iyileşmem uzun sürmeyecekti, biliyordum.
Üzerimde öyle bir etkisi vardı ki, 17 yaşımdan beri her gece gördüğüm kabuslar, dün gece ilk defa son bulmuş, hayatımın en huzurlu, en güzel uykusunu uyumuştum onun kollarında. Fakat sabah onu yanımda göremediğimde, kabusların en büyüğü ile karşılaşmıştım. Öyle bir kabustu ki bu, bugüne kadar gördüğüm hiçbirine benzemiyordu. Hiçbiri yakmamıştı bu kadar canımı, yakamamıştı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Charm | Jikook
Fanfiction"Hadi ama Jimin" dedi bana biraz daha yaklaşarak. "Bu kadar büyütme. Sadece abimin biricik nişanlısına tebrikler öpücüğü vermek istedim." Tekrar dibime girdi ve gözlerini fütursuzca gözlerime dikerek son sözünü söyledi, "Ve bilirsin ki ben istediği...