Bölüm-25

4.9K 280 46
                                    

Acı, dünyanın en davetkar duygusudur. Öyle ki sen istemesen dahi sarar seni ve bırakmaz kolay kolay. İnsanoğlu doğumundan ölümüne kadarki zaman diliminde bir kez dahi olsa hissetmek zorundadır acıyı.

Hazırlıklar tamamlanmıştı Cenk'le Şahin sürekli bir şekilde Kerem, Demir, Serkan ve Selim'i takipte olacaklardı. Tim çocukları uğurlamak adına bahçede toplanmıştı. Sonunda bir zırhlı araçla yola çıktılar. Onlar uzaklaştıkdan sonra herkes yavaş yavaş eski haline dönerken. Olca'da yine tabiri caizse mesken tuttuğu büyük ağacın altına gidip oturdu. O sıra da Mert ise karargaha geri döndü.  Aradan geçen beş dakikanın ardından karargahtan sivil bir şekikde çıkan Mert Olca'nın dikkatini çekmişti. Üzerinde siyah bir kazak, siyah pantolon, kazağının üzerine geçirdiği siyah şişme montu vardı. Yüz çehresiyse oldukça kederli lakin bir o kadar da ciddi ve güçlü görünüyordu.  Ellerini montunun cebine koyan genç adan başını gökyüzüne çevirip derin bir nefes aldı. Daha sonra başını kasvetli gökyüzünden çıkışa yöneltti. Aldığı nefesi verirken ciğerlerine çektiği nefes buhar olup göğe karıştı. Ardından yavaş adımlarla çıkışa doğru yürüdü. Nöbetçinin biriyle kısa bir diyalogdan sonra kapıdan çıktı. Bir süre sonra da gözden kayboldu.

Olca bir süre sadece Mert'in arkasından baktı. Daha sonra aklına gelen şeyle cebindeki telefonu çıkartıp daha önce Şahin'den aldığı sosyal hizmetlerin numarasını çevirerek telefonu kulağına götürdü.

İkinci çalıştan sonra karşı tatafdan gelen tok bir erkek sesiydi.

"Alo?"

"İyi günler ben Binbaşı Olca Bayraktar."

" İyi günler Olca hanım."

" Ben Dilan Sarı'yla görüşmek istiyordum."

"Lütfen hatta kalın Olca hanım."

"Peki bekliyorum."

Aradan geçen beş dakikanın ardından telefonda duyduğu ses kalbini ısıtmıştı Olca'nın.

"Alo?"

"Dilan!" Olca yüzünde istemsizce peyda olan tebessümün farkında değildi.
Lakin Dilan'ın sözler o tebessümü silikleştirmişti.

"Ben sana küstüm. Arama beni."

Olca'nın kaşları çatılırken konuştu.

"Dilan?"

Lakin bir cevap yoktu.

"Dilan?" Hala bir cevap olamamıştı.
"Dilan?"

Bu kez ise telefondan gelen yanıt. Telefonu ilk açan sesten gelmişti.

"Üzgünüm Olca hanım. Fakat Dilan gitti." 

O an sanki Olca'nın kalbine kocaman bir yük binmişti. Sanki birisi çıplak elleriyle Olca'nın kalbini param parça ediyor, en fenası da Olca buna engel olamıyordu. Olca boğazını temizleyerek konuştu.

"Dilan neden gitti?"

" Uzun zaman aramanızı bekledi. Lakin siz aramayınca ümidini kesti. İki gündür doğru düzgün ne yiyor ne de içiyor. Doğrusu siz arayınca biraz rahatlamıştım. Dilan eski haline dönecek diye. Fakat pek umduğum gibi olmadı doğrusu."

Olca ne diyeceğini bileniyordu. Dilan gitmeden önce onu arayacağını söylemiş  ve aradan geçen onca zamana rağmen aramamış, arayamamıştı. Hele ki Dilan için böyle zor bir dönemde onu yalnız bırakmıştı. Onu biç bilmediği bir ortama göndermiş ve bir kez bile arayıp orayı sevdin mi dememişti. Hoş Olca şu sıralar durup  kendisine bile nasıl olduğunu soramıyordu. Ama Dilan'ı bu şekilde yalnız bıraktığı gerçeği kalbini acıtmıştı. Olca'dan yanıt alamayan adam tekrar konuştu.

Kurt Timi : Doğu'da HayatHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin