Yavaş adımlarla arkamı döndüm. Yüzüne içimde doğan binbir umutla bakıyordum. Belki şu an "Gitme kal." diyecek.
Aşk sahnesi mi çekiyoruz. Saçmalamaya başladım iyice.Belki "Önemli değil burada çalışmaya devam edebilirsin. Hem ben kırılmadım ki sana." diyecektir.
Ne saçma düşünce ve umutlar içerisindeyim ben ya.Ömer Bey elinde ki kalemle benim masamı -eski masam oluyor şu andan itibaren artık- göstererek;
"Telefonunu masanda unutmuşsun." deyince saçma olan umutlarım tuzla buz oldu.Pılını pırtını topla git demekti resmen bu. Masama doğru ilerleyip elimdekileri bırakıp telefonumu aldım ve çantama koydum. Tam bırakmış olduğum eşyalarımı alacaktım ki Ömer Bey'in "Ve..." diye devam etmesiyle ona doğru döndüm.
Kapı tıklatılınca başladığı sözü yarıda kaldı. Içeri sekreteri girdi. "Ömer Bey toplantıya 10 dakika kaldı. Toplantı odası sizin için hazırlandı. Taner Bey'de birazdan gelirler." "Tamam geliyorum." dedi ve bana dönerek;
"Ve duydun. Toplantıya 10 dakika varmış. Hemen geçen gün hazırladığım dosyaları düzene koy gel."Ne dediğini anlamaya çalışıyordum içimden adeta. Tekrar tekrar söylediği cümleyi düşünüyordum. Bu işe devam edeceğim anlamına mı geliyordu şimdi?
Anlamaya çalışmaklığın verdiği şaşkınlıkla elimle kendimi göstererek "Ben mi?" dedim.Sandalyesinin otomatik ayarıyla kapıya yöneldi. Kapıda durdu ve başını bana doğru çevirerek; "Tam 10 dakika. Şimdiden 1 dakikası gitti. Ve geriye 9 dakika kaldı." diyerek odadan çıktı, her zaman ki kendisine özgü havasını koruyarak.
Hızlı bir şekilde masasının üstündeki dosyaları alıp düzene koyup toplantı odasına gittim. Ömer Bey büyük masanın en başındaki sandalyenin sağ tarafında oturmuştu. Yanına giderek önüne dosyaları bıraktım.
Yanında ki sandalyeyi göstererek ; "Burada oturacaksın. Konuşulanları bir kenara not et. Senin yararına." dedi.
Bu kadar iyi kalpli olması fazla değilmiydi?
Herşeye rağmen ona onca söz sarfetmeme rağmen beni hâlâ yanında tutabiliyordu.Kesinlikle onun herkezden farklı olduğu düşüncemde kanaat getirdim. Bunu nasıl beceriyordu acaba?
Bu kadar iyi olmayı. Bu hali hem onu gizemli kılıyor, hemde onu daha çok tanıma isteği uyandırıyordu içimde.Düşüncelerimi daha fazla içimde tutamayarak "Bu kadar iyi kalpli olmayı nasıl becerebiliyorsunuz?" dedim.
Ah aptal kafam bu ne saçma soru. Off keşke sormasaydım.
Bu sorum üzerine hafif tebessümle kaşlarını kaldırdı ve tam birşey diyecekti ki içeri şirketin patronu olduğunu tahmin ettiğim kişi girmişti. Taner Bey demişti sekreter. Evet masanın başına oturduguna göre patrondu.
Ömer Bey onun odaya girmesiyle gözlerini benden kaçırıp önündeki dosyalara çevirdi.
Ardından odaya şu ilk günden tartıştığımız kadınlardan genç olanı girdi. Ömer Bey'e oğlum diye hitap etmesine bakılırsa Ömer Beyin annesiydi. Aslında dikkatli bakılınca benzemiyor değillerdi.Bu kadın patronun karısı olduğuna göre şimşekler beynimde çalmıştı..
Ömer Bey patronun oğluydu..
Kadın bana benden hazzetmediğini belli edercesine bakıyordu. Bende bu bakışların altından biran önce kurtulmak için dualar ediyordum ki oda yabancı kişilerle doldu ve toplantı başlayınca neyseki artık delici bakışlar benim üzerimde değildi.Toplantı uzun sürmüştü. Çıktıktan sonra kafam balon gibi olmuştu. O dolu kafayla odada çizimlerle uğraştıktan sonra çıkış saati gelince büyük bir sevinçle ve hafta sonuna çıkacağımız için bir dolu çizimle şirketten ayrıldım...
