3

52 11 9
                                    

Genç kız
Yataktan kalktı genç kız, yediği dayağın izleri zamanla geçiyordu, ama kardeşi zamanla daha kötü oluyordu. Bir kaç gün kardeşi için okula gitmemişti ama bu gün gitmek zorundaydı, hemen hazırlanmak için ayağa kalktı. Çok eski olmasa da yılların verdiği ve ona küçülen kıyafetleri geçirdi üzerine. Sonuçta alacak parası yoktu. Çantasını alıp salona geçti genç kız. Bir kaç yiyecek sıkıştırdı çantasına. Okulda acıkmak bir farklıydı onun için. Kardeşini öpmek için odasına döndüğünde kardeşinin uyanık olduğunu gördü ve gülümseyerek yaklaştı kardeşine. Söze ilk başlayan kardeşi oldu.
"Nereye gidiyosun abla?" Genç kız mutlu gibi görünmeye çalışarak cevap verdi.
"Okula gidiyorum ablacım, bak suyunu yatağının kenarına koydum. Birazda ekmek ve zeytin bıraktım, acıkınca ye olur mu ? Hem sana söz verdim bu gün sana çikolata getireceğim."
"Gerçekten mi abla? Yaşasın !" Dedi küçük çocuk gülümsemeyle. Genç kız kardeşinin alnına küçük bir öpücük kondurdu.
"Hadi ablacım sen dinlen." Yanındaki tek paraydı bu, ve sadece çikolata alabilirdi. Parası ancak buna yetiyordu. Almak zorundaydı. Yoksa kardeşi okula gitmesine izin vermezdi. Çünkü ablasından başka kimsesi yoktu ve bu onu çok korkutuyordu. Korkusunu da sürekli dile getiriyordu,
"Ablacım seni çook seviyorum, sen beni seviyorsun değil mi ? Bırakmayacaksın beni."
Gözleri doldu genç kızın, onu hiç bırakmayacaktı. Annesinin emanetiydi o. Canından bir parçaydı.
"Bırakmayacağım ablacım... hemde hiç."
Dedi ve kardeşini kucağına alıp doya doya öptü. Sıkı sıkı sarılıp kokusunu içine çekti. Ama geç kalmak üzereydi ve hemen çıkmalıydı. Kardeşine son bir öpücük verip okula gitmek için yola çıktı. Ama bir garip hissediyordu bu gün. Kardeşini bırakmayı hiç istememişti ama mecburdu. Yol boyunca düşündüğü tek şey bir iş bulmak, çalışmak, ve kardeşinin ilaçlarını almaktı. Tek sorun bunu nasıl yapacağını bilmemesiydi. Ama bir yolunu bulacaktı. Sınıfa girip sırasına oturdu. Sınıftakilerle hiç muhattab olmadı. Hemen defter ve kalemini çıkartıp hazırlık yaptı. Çok çalışıyordu derslerine zaten. Tek isteği iyi bir üniversite kazanıp kardeşini buralardan götürmekti. Böylece abisinden uzak olabilirdi. Artık dayak yemeyecek, ve kardeşi iyileşecekti. Bu yüzden gece gündüz demeden ders çalışıyordu. Bütün her şeye kardeşi için katlanıyordu. Yediği dayağın etkisi geçmemiş olacak ki sırtı hala ağrıyordu. Derslere odaklanmaya çalışırdı hep. Kardeşi evde yalnızken bu zor oluyordu onun için. Derslere girdikten sonra içinde değişik bir hisle çıktı okuldan. Son derse girmemişti ve izin alıp çıkmıştı. Öğretmenleri genç kızın annesini yitirdiğini ve küçük kardeşinin hasta olduğunu bildikleri için genelde eve erken gitmesine izin veriyorlardı. Sokakta ilerlerken bir bakkal aradı gözleri. Çok yorulmuştu zaten hemen kardeşini görmek istiyordu. Kardeşi çikolatayı görünce kim bilir ne kadar çok sevinecekti. Girdi bir bakkala, aldı çikolatayı ve şimdi çok mutluydu. Onun için mutluluk ulaşılamayacak kadar mâsum ve zordu. Çikolataya baktı ve kardeşini düşünüp tebessüm etti. Ama abisi görürse yanlış anlardı. Çünkü o adam yanlış anlamaya programlanmış bir yaratık gibiydi. Keyfini kaçırmadı bu genç kızın. Eğer abisinin evde olduğunu anlarsa çikolatayı saklardı. Yoluna devam etti, evinin önüne geldi. Ve durup dikkatle dinledi . Etraf çok sessizdi. Görünürde abisi yoktu. Bu gün şanslı günündeydi anlaşılan. Ayakkabılarını çıkarıp kenara koydu, çikolatayı tuttu elinde. İçeri girince kardeşinin ne kadar mutlu olacağını düşündü, onun gülüşü yeterdi. Yavaşça ve sessizce içeriye girdi. Parmaklarının üzeründe yürüyordu. Yılar öncede, yıllar sonrada tüm şairler genç kızın gülümseyişine şiirler yazacaktı. Odaya girince odada bir kaç kişinin olduğunu gördü. Kardeşi ona bakmıyordu. Üzerinde başına kadar örtülmüş beyaz bir örtü vardı. Baksada göremezdi zaten. Niye örtmüşler ki ? Aldığı çikolata düştü ellerinden. Anlamadı genç kız. Karnıda inip kalkmıyordu kardeşinin. Neden ağlıyordu bu insanlar ? Kardeşi gayet iyiydi. Yavaşça yanına gelip oturdu. Meraklı gözlerle kardeşine baktı. Oyun sırası değildi. Ona aldığı çikolatayı yemeden uyuyamazdı. Abisi girdi içeriye, biraz garip bakıyordu. Ne vardı ki bunda ? Neden içerideki insanlar hortlak görmüş gibi bakıyordu ona. Genç kız yavaşça kaldırdı örtüyü. Bembeyazdı kardeşi. Ellerini yavaşça kardeşinin ellerine götürdü. Kardeşi neden buz gibiydi ? Evet evet üşüdüğü için örtmüşler bu beyaz örtüyü. Ama çok inceydi bu örtü işe yaramazdı ki. Ve kardeşi neden kireç gibiydi hâla anlamıyordu. Allah'ım dedi sessizce genç kız. Yoksa? Hayır hayır. Bir şeyi yoktu. Hayır yoktu. Uyumuştu sadece. Sadece uyumuştu... Aklında yankılanmaya başladı durdurmadığı sesler. Birleri durdursun bu sesleri.
"Nereye gidiyosun abla?"
"Gerçekten mi abla? Yaşasın !"
"Ablacım seni çook seviyorum"
"Sen beni seviyorsun değil mi ? "
"Bırakmayacaksın beni."
Ablacım dedi genç kız... ama sen niye bıraktın beni? Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı... "Ablacım... bırakma beni lütfen... ablacım. Annem gibi gitme ne olur kal, dayanamam. Sende gidersen ben çok yalnız kalırım. Hadi kalk bak sana çikolata aldım. Hani bekleyecektin beni? Ablacım? Neden konuşmuyorsun benimle, bak erken geldim senin için. Hadi kalk bitanem yalvarırım. Konuş benimle ablacım. Hadi kardeşim." Bayıldı genç kız. İnsanlar telaşlanıp başına toplandılar. Orada bulunan doktor insanları dağıtıp genç kızı ayıltmaya çalıştı. Abisi atıldı hemen,
"Telaş etmeyin kendine gelir doktor bey." Doktor bile şoktaydı şimdi. Ne saçmalıyordu bu adam ?
"Siz ne dediğinizin farkında mısınız ? Kardeşiniz bayıldı." Cevap vermedi abisi. Eminim küçük kardeşi öldüğü için üzülmemiştir bile... Doktor genç kızı ayıltmaya çalıştı bir süre. Genç kızın nabzı yavaşlamıştı. Abisi evden çıkıp gitti bir cenaze aracı bulmak için. Sonuçta içerideki cansız bedeni kaldırmak zorundaydı. Kim bilir belki iki cenaze çıkar diye düşündü sırıtarak abisi. Zavallı kız gözlerini açınca sarsıla sarsıla ağlamaya başladı tekrar.
"Doktor bey. N... n'olur... Ölmedi deyin... n... n'olur... b... bırakmadı beni... hayır... hayır..." tekrar bayıldı  genç kız. Doktorun içi parçalanmıştı. Kız iyi değildi. Yardımcısına işaret ederek kızı hastaneye götürelim dedi. Kızı kaldırdılar beraber. Kardeşini ise gelip alacaklardı. Buralık bir iş değildi bu. Kızı kaldırdılar beraber. Kardeşini ise gelip alacaklardı, küçük çocuğun cansız bedeni ile abisi ilgilenecekti. Yola koyuldular ambulans çağırıp. Doktor bir yandan müdahele ediyor bir yandan da düşünüyordu. Doktorun içi parçalanmıştı kardeşini kaybeden bu genç kıza. Onun için bir şeyler yapmak istiyordu. Hastaneye gelip kızı yatırdılar. Bir kaç gün burada kalsa iyi olacktı. Hiç iyi değildi genç kız, daha bu genç yaşta başlamıştı hayata. Abisi anladığı kadarıyla umursamazın tekiydi. Kızı o adama bırakmayı istemiyordu doktor. Şefkat dolu bakışlarla kıza baktı. Bir şeyler öğrenmeliydi bu kız hakkında. Yapabileceği bir şeyler olmalıydı. Hastanede kaldığı süre boyunca güvende olacaktı. O yüzden olabildiğince hastanede tutmalıydı bu genç kızı. Okula gitmeyeceği âşikardı. Nitekim annesini de kaybettiğini önceden abisinden öğrendiği için, ailede vefat sebebi ile okula ara verebileceğini iyi biliyordu. Genç kız bundan sonraki hayatında hep kâbuslar ile yaşayacaktı. Öyle uyanıp öyle uyuyacaktı. Bundan sonra açacağı her kapı karşısında titreyecekti. İçinde fırtınalar koparacaktı o sesler hep. Her zaman acı ile bakacaktı geçmişine.

***

Aradan haftalar geçmişti, genç kız her gece ağlıyor, harab ediyordu kendini. Bir türlü kabul edemiyordu kardeşinin ölümünü. Annesinden sonra bu kadar kısa sürede kardeşini kaybetmek. Aklını oynatacak gibiydi. Hiç bir şeye ağzını vurmuyordu genç kız. Yaptığı tek şey pencereden dışarıya bakıp ağlamak ve kardeşini özlemekti. Her an kapıdan girip kardeşine sarılmayı umut ediyordu. Doktor genç kızın kendini topladığını düşündüğü an konuşmaya gidecekti. Doğru zamanı kolluyordu hep. Ona yardımcı olmak istiyordu genç doktor. Zavallı kız ne yemek yiyiyor ne de konuşuyordu. Ağır gelmişti yaşananlar. Abisinden öğrendiği kadarıyla anneleri yeni vefat etmiş, kız yalnız kalmıştı. Tabi bu kadar ağır gelmesi normaldi. Abisi genç kızın yanına sadece bir kez gelmiş umrunda olmadan çekip gitmişti. Merak edip sormamıştı bile genç kızı. Babası zaten ortalıkta görünmüyordu bile. Anlaşılan babaları terk etmişti onları. Kıza taktığı gıda serumları sayesinde hayatta kalıyordu genç kız. Aksi halde açlıktan ölecekti. Ağzına su dışında bir şey vurmuyordu. Doktor merhametli çıkmıştı. Ne kadar çok yakışıyor merhamet insanlara. Hayvanlarda bile merhamet varken, merhameti olmayana insan denir mi ? Ve yine her beyni olanda akıl yok. Neticede hayvanda da var aynısından. Farkı anlamak size kalmış. Hayat garip, her an her şey başınıza gelebilir. Unutmayın bunu.
Doktor odasından çıkıp ağır adımlarla genç kızın olduğu odaya doğru yürüdü, kapının önüne gelince durdu. Düşündü bir an. Genç kız konuşmak için hazır olabilirdi. Ama o hazır mıydı ? Derin bir nefes aldı, sonra tereddüt etmeden emin adımlarla girdi içeriye. Genç kız ona bakmadı bile. Yatağında oturmuş vaziyette pencereden dışarıya bakıyordu. Doktor kızın yatağının kenarına oturdu, ne güzel bir kızdı, ne kadar masumdu... acıyarak baktı kıza. Nereden başlayacağını bilemiyordu aslında. Ama konuşmak zorundaydı. Cevap alamayacak olsa bile konuşmalıydı. Genç kız doktorun gitmesini istiyor gibiydi. Bu yüzden çok kalmamaya karar verdi doktor.
Ve söze girdi,
"Nasılsın bakalım?"
"......."
"İyisin yani."
"......."
"Konuşmayacak mısın ?"
"......."
Cevap alabilmek için onu ilgilendiren bir şeyler söylemeliydi. Biraz durdu ve düşündü. Ardından konuşmaya devam etti,
"Onları özledin değil mi? Biliyorum çok üzülüyorsun." İşte bu genç kızın cevap vereceği bir şeydi. Bir süre camdan gözlerini ayırıp düşündü,
"Evet" dedi genç kız dolu gözlerle. Karşısındaki adama bakarken. Çok özlüyordu ama ne yapabilirdi ki ?
"Kaçıncı sınıfa gidiyorsun?" Dedi doktor biraz daha sohbet havası katmak için. Onu rahatlatmaya çalışıyordu.
"Lise okuyorum." Dedi genç kız yavaşça.
"Ne güzel, eminim çok çalışkansındır. Adın ne senin?" Genç kız bir süre bekledikten sonra cevap verdi.
"Saye."
"Saye demek. Ne olmak istiyorsun ileride bakalım?"
"Hiç-bir-şey"
"Öyle deme vardır bir hayalin"
"Artık yok"
Doğru söylüyordu Saye... artık olmayacaktı. Bir sabah koskoca bir umutla uyanacaktı, sonra gidip bir adamda yok edecekti hepsini... Daha çok yanacaktı Saye.
"Kolundaki yara izi ne peki Saye?" Saye durup düşündü. Sanki ne söyleyeceğini tartar gibiydi.
"Abim yaptı." Dedi sessizce.
"Bilerek mi?"
"Bilmiyorum..."
"Oraya da pansuman yapalım"
Dedi doktor. Saye onu izledi... Bu doktor abiyi çok sevmişti. Ama ölmek istiyordu. Hayır... Saye bunu ilk kez istemedi, ve son kez de olmayacaktı. Şimdiden yorulmuştu ileriye karşı. Bu yaşta dayanmak zordu ona göre. Biraz sakinleşmeye çalıştı. Derin bir nefes doldurdu çiğerlerine. Bir şey farketmişti. Nefes almak bile canını yakıyordu...

                              ***

Saye kolundaki yara izini unutmaya çalıştı, kulaklığı çıkardı, sonra çizim defterini alıp odasına gitti. Sude uyuyordu hala. Saye öyle yorulmuştu ki... hemen uyumak istiyordu. Kendini soğuk çarşafın içine bıraktı, kapattı gözlerini. Ona tıpatıp benzeyen kardeşi geldi aklına, sonra yüzünü unutmaya başladığı annesi, sonra terk eden babası, ve abisinin ona yaşattıkları geldi. Minik kardeşine aldığı çikolatayı veremeyişi, sonra bir daha öpüp koklayamadığı... Düşünceleri geçen gece mesaj atan kişi ile dağıldı. Saye'nin yüzünde yine korku ve dehşet... Cevap verdi uzun uzun düşünerek ve uykuya daldı. Dışarıda parlayan yıldızlar vardı... Ne kadar parlak görünüyorlardı... Ama aslında onların parlamasını sağlayan, alev topu olmalarıydı, cayır cayır yanmalarıydı... Saye de parlayacaktı, ama önce cayır cayır yanacaktı. İçinde biriktirdiği her şey onu daha da ağırlaştıracaktı. Bu gecede rüyasında görecekti annesini ve kardeşini. Ama hatırlamayacaktı. Hep bir tarafı eksik kalacaktı. Hep yarım kalacaktı Saye...

SAYHA (Ara Verildi )Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin