Film Gibi

360 34 37
                                        

Merhabalaar! Sınavlarım başlıyor, ne zaman yeni bölüm gelir bilemiyorum ve bu yüzden upuzun bir bölüm yazdım. umarım beğenirsiniz. Yalın'ın giysilerini görebileceksiniz. Umarım beğenirsiniz. Elimizi korkak alıştırmıyoruz. Yorumlar vote'lar... Neyse kaçtım ben yıldızlı okunmalar bekliyorum. İyi okumalaaar!

Saat altıya doğru anca yola çıkabilmiştik. Yani gideceğimiz yerin uzak olacağını tahmin etmiş olabilirdim ama böyle bir trafik olacağını düşünmemiştim gerçekten. Aslında gayet doğaldı, pazar akşamı saat altıyı geçmiş. Trafikte o kadar çok bekledik ki. Taksimetre ne de güzel işliyordu öyle. Sanki bir yere gittiğimiz varmış gibi. Saat yediyi biraz geçiyordu ki nihayet vardık. Yirmi beşten sonra takip etmeyi bıraktığım taksimetre kırk bir diye iki basamaklı bir sayıyı gösteriyordu. Yok artık! Anneme bakın siz esas, elli lirayı verip "Üstü kalsın." gibi bir şey dedi. Pardon?

Arabadan indik. İçeriye girmeden önce bu konuya değinmek lazımdı.

-Anneciğim, pardon da biz dokuz lira bahşiş verecek kadar zengin miyiz acaba? Senin kızın bir lira fazlasıyla fıstık gibi tişört alırdı ya.

-Kızım, adam o kadar trafik çekti. Hem sohbet etmedi başımızı şişirmedi, Nerelisin'den girip saçma sapan muhabbet girişimlerinde bulunmadı. Ayrıca o kadar tutmuş, dokuz lirayı feda etmek lazımdı.

-Doğru şimdi, böyle bir taksici amca zor bu zamanda.

deyip gülümsedim.

-Hadi içeri girelim. Geç kaldık zaten, yedide burada olmalıydık.

-Anne, beş buçuk gibi çıktık, trafik olmasa bir saat ne yapacaktık acaba burada?
Aslında altıya doğru ama planımız beş buçuktu sonuçta. Azıcık abartı göz çıkarmaz.

-Ada'cım bak zaten geç kaldık daha da geç kalmayalım. Yaptığım uyarıları tekrardan hatırla ve geçelim artık.

Kapı açılınca bir garip heyecan kapladı içimi. Kimdi sahiden bu çocuk? Erdemciğimle ilgili hiçbir şüphem yoktu, adam bana yaranacak diye her şeyime göz yumardı, bunu anlamak için dahi olmaya gerek yok. Peki ya oğlu?

Ceketlerimizi aldı sağ taraftaki çocuk.

-Ne hoş bir yer böyle anneciğim.

Anlayacağını anlamıştı yaptığım vurgudan. Bu kadar sosyetik bir yer... Açıkçası hesabı biz ödeyecek olsak Burak bir ay maaş alamaz ve biz kafenin bir aylık gelirini buraya verirdik.

-Hadi Adaa.

Artık kapsama alanı dışından çıkmıştım. Gözleriyle bizim yakışıklıyı arıyordu. Erdemciğim...

Tedirgin tedirgin dolaşan bakışların bir noktada sabitlenmesiyle eli havaya kalktı ve hafifçe işaret etti.

O masa mıydı yani? İleride, tam boğazı gören, o masa... Aslında hangi masa olduğu değildi önemli olan, kimlerin olduğuydu. Ne yani, bu çocuk Erdemciğimin oğlu muydu? Nasıl ya? Yeni biriyle tanışacaktım, formaliteden sıkıcı sohbetler... Evet yeni tanışacaktım belki ama zihnimin ezberlemeye çalıştığı bir simaydı bu. Bir saniye donup kaldım. Zaten bizim olduğumuz tarafa bakmıyordu, somut anlamda gözü dışarıdaydı. Boğazı izliyordu.

Annem bir şey demedi bu kez, sadece baktı. Deldi geçti zaten. Onca uyarıdan sonra ben yanında yürümüyordum! Ada, kımılda.

Oraya kadar labirent gibi masaların arasından geçtik ve ulaşabildik nihayet.

Kırmızının hangi tonuna büründüğüm hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Heycan, endişe, utanç, korku, şaşkınlık. Yanaklarım her birini ifade ediyor olmalıydı.

AdamBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin