Yalın'dan...
Babam nasıl telaşlıydı anlatılamaz. Zaten gününün yarısı gece gerçekleşecek olan düğün kutlaması için çırpınmakla geçti. Diğer yarısı da telaş doluydu. Kravatını bile ben bağladım, yapamadı bir türlü. Elleri falan terledi. Kuru temizlemeciye diye çıktıktan sonra çok geçmeden aradı. Çok trafik varmış, geç kalmayalım diye geri dönerse evde başka siyah takımı var mı diye sordu. Sonra da kendi kendine evdekilerin olmayacağını söyleyip kapattı. Bu kadar heyecan babam için çok fazlaydı. İşi gereği çok ciddi bir adamdır, baş başayken öyle olmasa da. Böyle... Aşık gibiydi. Öyleydi ya da. Galiba. Yaşıtlarımın kızlarla ilk buluşmalarına giderkenki hallerine benzetmeyeceğim. Çünkü öyle değil. Onlar iyi görünmek için çabalar falan ama başka şeyler için. Heyecanları onun gözündeki değeri için değildir mesela. O kadar da heyecanlanmazlar zaten. Kız hemen elini tutmasına izin verir mi, ne zaman öpebilir, daha ilerisine gidebilir mi... Ben de babam gibiydim biraz. Hep Adam gibiydim. Öyle derler. Bir türlü onlar kadar aktif olmadım kızlar konusunda ve hiçbir zaman böyle saçma sapan şeyler düşünmedim. Babam da yıllardır yalnız bir adam olarak ne kadar etkin dursa da bir o kadar pasiftir aslında. O kadar organizasyon düzenliyor, doğal olarak katıldığı birçok yer var. Bu konuda oldukça sosyaldir, erkeklerle de kadınlarla da birlikte hep. Ama onunla flört eden kadınlara pek de beklenilen tepkiyi vermiyor. Kendini geri çekiveriyor hemen. Ağır bir kadın onun istediği, güçlü bir kadın.
"Kadın kılığına girmiş bir aşk."
Anneme aşık olmadığını açıkça söyleyebiliyor. Annem çok güzel bir kadınmış, seviyormuş da. Ama aşk değilmiş bu. Ailesi onu reddedince çok yalnız kalmış annem. Şarkıcı olmak istiyormuş. Ailesi istememiş ve reddetmişler. Sonra annem ne olursa olsun hayalinin peşinden gitmeye karar vermiş olmalı. Okula girmeyi denemiş falan. Babamın arkadaşının çıktığı kafede çıkmaya başlamış sonra. İlk o şekilde tanışmışlar. Arkadaşı vesilesiyle. Sesi de kendisi de çok güzelmiş, öyle söyler babam. Bir süre sonra kafeye sadece onu dinlemek için bile gelir olmuş insanlar. Sonra anneme çok büyük bir gece kulübünün sahibinden teklif gelmiş gel bizimle çalış diye. Arkadaşlar artık tabi, babam da arkadaşı da söylemiş gitmemesini ama dinlememiş. Babam ona kaşı bir şeyler hissetmeye başlamış artık. Açılamıyormuş ve yanlış yapmasından da korkuyormuş. Hırs yapmış annem. Tutunacak dalı yok, ne ailesi var onun yanında duran ne bir yakın arkadaş. Hiç kimse. Zaten şarkı söylemiyorsa çok kötü görünürmüş hep. Yalnız hissettiğini söylermiş falan. Kulüpte çıkmaya başladığı ikinci gece babam karar vermiş açılmaya. Sevgilisi olmak ve iyiliği için kafeye geri dönmesini isteyecekmiş. Ama onu çok kötü bir şekilde bulmuş. Herkes ona kötü gözle bakıyormuş ve annem de gecenin sonunda bayağı içmiş. Çok yormuş yaşadıkları onu. Çok kötüymüş. Bu izlenimlerden bıktığını, kimsenin onu gerçekten sevemeyeceğini, hiçbir zaman ailesi olamayacağını ve mutlu olamayacağını söylemiş. Bunun üzerine babam o gazla "Evlen benimle." demiş. Evlenip bir aile kurmayı, birlikte bir ömür mutlu olmayı teklif etmiş. Annem de kabul etmiş. Ertesi gün tabii. Bir önceki geceye dair bir tek onu hatırlıyormuş zaten. Çabucak evlenmişler. Annemle gerçekten de çok iyi anlaşmışlar önceleri. Sonra bir kez kavga etmişler, büyük bir kavga. Annem çıkıp gitmiş. Ertesi gün gelmiş. Pişmanmış özür dilemiş babamdan falan. Affetmiş tabi ki babam. Anlatırken hatanın bir tek onda olmadığını söyler. Hamile kalmış annem bir süre sonra. Annemin hamileliği psikolojik açıdan çok zor geçmiş. Hep annesini özlüyormuş. Babamı hak etmediğini söylüyormuş. Bu kadar sevgiyi hak etmediğini falan... Babamın onu kurtarmak için kendini mahvettiğini... Hamilelikten sonra düzelecek diye düşünmüş babam. Benim doğmamla birlikte daha da beter olmuş her şey. Babam nasıl bir bebek olduğum konusunda en ufak bir kötü düşünceye ihtimal vermeden anlatır bunları. Çok tatlı ve çok uslu bir bebekmişim. Babam benimle çok güzel vakit geçirirmiş, hiç sorun çıkarmazmışım. Ama annem mutlu olamıyormuş bir türlü. Doğumdan sonra babam bir ay annemle kalmış. Hep onun daha iyi olması için uğraşmış. Onu yormamak için benimle ilgilenmiş ama annem benim bebeğim demiş hep. Annesi onu babası kadar sevmemiş galiba, aynısını benim için istemiyor muymuş, öyle bir şeyler varmış eskiye dair. Babamdan kıskanıyormuş resmen. Garip ama babam o dönemde bunun olabileceğini, loğusa kadınların sendromlar yaşamasının normal olduğunu söyler. Bir ayın sonunda babam evden çıktığı gün kaza haberi. Annemi bıraktığı için hep kendini suçlar babam. Eğer o gün yanından ayrılmasa o kaza olmayacak, annem ölmeyecekti diye düşünür.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Adam
RomanceIssız bir Ada'ya bir Yalın ve bir mAraz düşerse ne olur... Artık ıssızlıktan çıkar öyle değil mi? Issız bir kalbi vardı işte Ada'nın, Yalın hayalleri vardı ve şimdi gerçeklerden mAraz mı doğacak? Yalın, ıssız ve belki de sonradan mAraz doğuracak bi...
