Araz’dan…
Bugün bizim kafeye gittik çocuklarla. Ya taktılar peşimize Ege’yle Eren’i. Ne işi var abicim onların orda, orda bile test çözdüler ya. Hayır, anladık üniversiteye hazırlanıyorsun da, bir nefes al, arada bir yaşa yani. Biz oturduktan sonra iki kız geldi. Bir tanesi iki saat baktı arkadaş. Kız ne garip bir şey çıktı ya. Oraya bakamadım yanlış anlamasın diye. Sonra umutlanır falan, gerek yok. Yarım saat kadar geçti, biz Yalın’la, Umut’la sohbet ediyorduk (Zaten işin içinde Umut olunca hep bir kız mevzusu hep bir bir şeylik oluyor yani. Artık sapıkça değil de Umutça diyoruz.) bir kız geldi. Arkadaş bir insan nasıl bu kadar güzel gülebilir ya. Elini salladı ve içeri girdi. Elbisesi falan, hoş kızdı. Saçları da çok güzeldi. Şapkası falan elbisesiyle iyi duruyordu ama şu cins iş güç trend olan kızlara benzemiyordu.Koptum sohbetten zaten o an.Bizim kızın masasına oturdu iyi mi, arkadaşı çıktı.Al işte, bende şans olsa...Zaten kızlar konusunda adam akıllı yaklaşamıyorum. Umut biraz saçmalıklar öğretti ama onlar kolay kızlar için. Ben Umut değilim ki arkadaş. Olmam da zaten. Kızlara ne gözle bakıyor… Böyleleri yüzünden erkekler için genel konuşuyorlar sonra, saçma sapan adımız çıkıyor. Şu kıza belki biraz yaklaşmaya çalışabilirdim belki ama yani o masaya oturmasaydı. Ben bir kız arkadaş istiyorum. Umut gibi oyuncak değil istediğim. Gerçekten sevecek biri. Basit olmayan bir kız. Bu kız öyleydi işte. Görür görmez anladım. Oturdu, montunu çıkardı, siparişini verdi… Dönüp bizim masaya bakana kadar onu izlediğimin farkında değildim. Öyle bir döndü ki ne olduğunu şaşırdım. Ödüm koptu. Belli etmedim tabi, önüme döndüm sadece. Umutların sohbete dâhil oldum yeniden. Yalın yine adam gibi konulara geçmeye çalışıyor ama Umut saptırıyordu konuyu. Yalın, benim dostum Umut’a pek uyan bir çocuk değil zaten. Yalın kitaplardan bahsediyor, “Okusak vakit kaybı abi, film izlersin mesela canlı canlı daha iyi.” diyor Umut. Yalın iyi çocuktur hoş çocuktur da fazla utangaç be. Çok da yakışıklı he, sarışın mavi gözler falan Allah’tan hiç değilse gözlerim renkli. Kumral saçlar da olsa gözlerim yeşil. Yoksa harbiden kıskanırdım. Hem tam kızların hoşlanacağı tip. Kitap okur, yazar, çizer… Çocuk bizim bile doğum günlerimizi unutmuyor ya, çok düşünceli. Yazık ki bunları karşı tarafın anlayabilmesi için önce tanışmak lazım. Ama hiçbir kızla gidip tanışamıyor ki. Diğerlerinde o kadar olmasa da bu konuda benziyoruz bak. Ben de gidip tanışamam.Yoldaki kıza bir şey söylemek başka.Ki onu da Umut yoksa yapmam o gerizekalı böyle şeyleri seviyor.Onun dışında kızın ayağıma gelmesini beklerim.Ve henüz olmadı.Devamını hallederim heralde ya.Hem Yalın’la takıldıkça da bir şeyler kapıyorum.Kitap okumamı söyleyip duruyor ama bilmiyorum.Başladım bir tane, bakalım.Sardığı söylenemez.Yalın için bir otus sayfa gitti, daha ne kadar gider bilemeyeceğim.Bir tek Yalın biliyor bunu ama.Yoksa dalga geçerler benle “Erkek adam kitap mı okur abi?” diye. Abi şaka maka düşündüğüm kadar da değilmiş ama ya. Tamam Yalın gibi çok sevmedim ama fena da sayılmaz. Neyse, bu kız bir farklı geldi bana. Başka geldi. Çok başka. Bana bakınca bir garip oldum lan. Şu bana bakan kızın masasında olmasaydı belki bir şeyler deneyebilirdim ama bu bütün her şeyi bitirdi. Kız iki saattir bana bakıyor, nasıl gidip yanındaki kızla tanışmak isterim, olmaz. Olmadı da zaten. Prenses geldikten biraz sonra tuvalete gitti o.Prenses, evet. Çok güzel kız ya, harbi bak. İçim eridi.Ne biliyim işte ben bilmem böyle şeyleri ama bir garip oldum.Prenses gibi.O kız gitti işte neyse.Yalın hala bizim Umut’a kitaplardan bahsetmeye çalışıyor, Umut da film deyip duruyor falan.Sonra Umut “Kitaplarda kızların o dudakları falan öyle görünüyo mu bari?” dedi. Biz koptuk o an. Bastık kahkahayı. Sonra prenses yine bizim masaya döndü. Gülümseyişim sona erdi. Ne bileyim garip bir etki yaratıyordu benim üzerimde. Kalktı ve bizim masaya doğru yürümeye başladı. Şaşırdım doğrusu. Gürültü yaptığımızı söyledi, rahatsız olmuş falan. Küçük hanım’lı bir şeyler dedim ben de. Geçen gün filmedeki adam öyle deyince kızın çok hoşuna gidiyordu n’apayım.”Biz de sizden rahatsız oluyoruz.” dedim. Hâlbuki alakası yoktu. Rahatsız olmayı bırak onun yanımızda olması hoşuma gitmişti. Ama hemen masasına dönmesini istemiyordum. Bunun için bizim masaya kadar gelen bir kızsa, zıt bir konuşmaya da cevap verirdi mutlaka. Hiç değilse de biraz daha konuşmuş olurduk. Sinir olsa bile bir şeyler hissetmesi iyiye işaretti.Rahatsız olduğumu, hasta olduğumu söyledi. Evet, haklıydı, ona hassta olmuştum. Bunun üzerine telefon numarasını istedim. Ne cesaret ama! Bunu nasıl yaptım hiç bilmiyorum. Bizim Erenlerin kâğıdına telefonunu yazmayınca direttim biraz. Biraz tehdit içeriyordu aslında söylediklerim. Rahatsız ederiz ne demekti ya, mal mıydım ben? Neler söylemiştim? Umut’la bu kadar takılırsam olacağı buydu işte. Neyse, kız yazdı ama. Aslında bu hoşuma gitmedi ilk önce. Ne yani? Biraz olsun direten herkese telefon numarasını mı veriyordu? O ara ona yakınlaştım, yazarken duraksadığında. Gözlerinin içi… Onu saatlerce izleyebilirdim. Öyle yakın olduk ki… Anlattıkları gibiymiş harbiden. Şu, neydi kelebekler uçuşuyor falan.Kelebek biraz saçma tabi ama ne biliyim. Çok fena bir his kapladı içimi. Öpmek istedim onu an. Bu yaşa gelip bir kızı öpmemiş bir erkektim. Umut ara sıra dalga geçiyordu hayvan. Yalın takmasa da ben takmaya başladım artık. Ama bunun için değil, gerçekten öpmek istedim onu. Öyle yakındık, öyle yakındık ki… Neyse ki kendimi zapt ettim ve yapmadım. O da başını kâğıda çevirip yazmaya devam etti. Ben onu saatlerce izleyebilirdim ama onun için aynı şey geçerli değildi sanırım. Manzara pek açmamış olacaktı ki hemen önüne döndü. Çok da yakışıklı sayılmam zaten. Biraz. Nadir zamanlar dışında gözlerimin yeşili de belli olmaz. Aslında bazı kızlar söylüyor ama… Değilim demek ki. Gerçi Yalın var abi, kız bana mı bakacak? Ama bana baktı işte. Numarasını da yazdı. Bizimkiler aval aval ikimize bakıyordu o an.Umut kızı nasıl süzdü, hayvan!Bir bakışımla kendilerine geldiler.Yoksa kötü yapardım çünkü.Kırk yılın başı… Sonra doğrulup gözlerimin içine baktı. O an nasıl oldu bilmiyorum, elini elime alıp adımı yazdım kalemle. Bunu yapanın ben olduğuma inanmıyordum. Ben ki bir kızla tanışmak için bile yanına yaklaşamayan Araz neler yapıyordum? Saçmalıyordum onun için. İçimde ateşler yandı resmen bunu yapınca. Sanki vücudumdaki tüm kan o noktaya toplandı bir an. Eline dokununca… Elini hemen çekti ama son harf biraz uzadıysa da yazabildim. Bilmiyorum, beni hatırlasın istedim galiba. Ne kadar yıkarsa yıkasın iki gün o kalem hayatta çıkmazdı biliyorum.”Görüşürüz prenses.” diye bağırdım ardından.”Otuz şubatta burada bekle beni.” dedi biraz bu bana dönerek.“Bekleyeceğim.” dedim. Beklerdim de. Böyle konuşması çok hoşuma gidiyordu. Zıtlaşıyordu ya, işte çok hoşuma gidiyordu. Hem umursamıyorsa ümit yoktu. Babamla annemde böyle olmuş. Demek ki bir şeyler olabilir! Daha öğreneceğim çok şey var. Babam da seviyormuş zaten okumayı. O seviyorsa ben de seviyorum. Kalemde parmağının değdiği yeri öptüm sonra. Önüne döndü. Gülümsedi ama. Gülümsedi, gördüm! Biraz geçince kalktım tuvalete gidecektim.Şu bana bakıp duran kız bana çarptı.Zaten belki de o olmasaydı prensesle aramızda daha güzel şeyler olabilirdi mahvetti,bir de çarpıyordu.Bela mıydı bu!Çok sinirlendim.Ama fazla çıkıştım yine de kıza ya, zaten ağlamış gibi bir hali vardı.O an sert çıktım.Döndüğümde Prenses ve yapışkan kız kalkmışlardı diğeri de kasadaydı ve garson prensese küt diye çarptı ya.Arkadaş biriniz de önünüze bakın.Eğilip çantasından düşenleri topladı ve önceden dışarı çıkan kızın yanına dışarıya çıktı ben oturana kadar.Oturduğumda garsona baktım, kızın üstüne su dökmüştü.Kızmıştım.Ona bakarken masanın altında kot bir cüzdan gördüm.Çantasını tam oraya düşürmüştü.Kesinlikle onun olmalıydı ve arkadaşı orda, hala kasadaydı.Cüzdanı aldım masanın altından kasaya doğru yürüyecektim ki durdum.Cüzdan açılmıştı ve bir şey sarkıyordu içinden.Düşecekti görmesem.Çekip aldım.Bir fotoğraftı.Arkasını çevirdim.”Bu fotoğrafı bulursanız lütfen bana ulaştırın.” yazıyor ve telefon numarası var. Masaya dönüp baktım da, numaralar uyuşmuyordu. İşte o zaman gülümsedim. Rahatlamıştım. Biraz olsun diretene telefon numarasını veren bir kız değildi, verecekse de yanlış numara veriyordu. Zor olduğunu biliyordum. Anlamıştım bunu. Fotoğrafı cebime atıp cüzdanı kasadaki arkadaşına verdim. O fotoğraf bana bir buluşma vaat ediyordu, vermezdim tabi ki. Hem artık kesinlikle doğru telefon numarası vardı bende.
Gelişigüzel değil gülüşü güzel sevdim.
Biraz daha oturduk çocuklarla.Sonra yemeğe bir yerlere gittik.Umut’un arabayla biraz dolaştık.Arkadaş iki yılı kız mevzularından sınıfta kalarak yiyip bitirdiğinden ehliyeti falan vardı.Eve gittiğimde saat on biri geçmişti.Yatağa uzanır uzanamaz uyumuşum.Bir rüya gördüm.Bizim kafedeyiz.Ben ve Prenses.Dans ediyoruz.Sadece o ve ben.Başkaları da var da biz görünüyoruz sadece ötekiler karanlıkta.Şu yabancı slow şarkılardan çalıyor bir tane.İyi bir şarkıydı, tam hatırlamıyorum ki.Ona bakmaktan müziği duyacak kafa mı kalıyor insanda.Sonra anneannemin diğer odada sesi çok yüksek olan bir kanala geçmesiyle aniden uyandım.Hadise şarkı söylüyordu.Prensesler gibiydim ben…
Telefonu elime aldım ve fotoğrafın arkasındaki numaraya bir mesaj yolladım. Ada yazıyordu. Ada…
Prensesim… Demek ismi Ada’ymış. Ada…
-Merhaba prenses.
Bekledim bekledim, cevap gelmedi. Hiç iyi bir ihtimal olmasa da ona başka birinin daha prenses diye hitap edebileceğini ya da numarayı tanımadığı numaradan geldiği için mesajıma cevap vermediğini düşündüm. Ki bu gayet normaldi. Bir mesaj daha attım. İsmim elinin içinde yazılıydı. Buradan anlayabilirdi ben olduğumu sonuçta. Şöyle bir mesaj attım:
-Araz ben. Tanımadın mı? Prenses, uyuyor musun yoksa?
Mesajları okumuştu, görebiliyordum. Uyumamıştı. Cevap gelmeyince aradım ben de.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Adam
RomanceIssız bir Ada'ya bir Yalın ve bir mAraz düşerse ne olur... Artık ıssızlıktan çıkar öyle değil mi? Issız bir kalbi vardı işte Ada'nın, Yalın hayalleri vardı ve şimdi gerçeklerden mAraz mı doğacak? Yalın, ıssız ve belki de sonradan mAraz doğuracak bi...
