Merhabaa! Gecikmelerime rağmen hala okumaya devam eden ve bana destek olmayı bırakmayan sayıları çok fazla olmayan birkaç kişi var. Size çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız. Siz kendinizi biliyorsunuz zaten. Bir bölümle daha karşınızdayım ve umarım çooook beğenirsiniz. Ve, lütfen ama lütfen yorumlarınızı saklamayın benden. bluecarbuncle. Anladın sen onu.
Yani yorum diyorum. comment. Komentar. commentaire. comentario. commento. Yani fikirlerinizi yazın. yorum yazmak suç değil, ben çok mutlu oluyorum. Kaç dilde yazayım sevgili okuyucuu?!
Neyse ben çok uzattım. İyi okumalaaaaar!
Sabah uyandığımda komodinin üzerinde annemin hemen görmemi amaçlayarak yazmak için epey büyük bir kâğıt seçtiği notu gördüm. Kahvaltı hazırdı. Üç dakika aralıklarla kurulmuş dört adet alarm sonrası uyanmama ihtimalimin ineklerin uçabilme ihtimaliyle eş değer olduğunu düşünürsek, masanın üzerindekiler için problem yoktu. Ama saatin sekiz olduğunu belirten tuş kilidi ekranım kaşlarımın çatılmasını geciktirmedi.
Sekizdi ya! Sekiz. Saat daha sekizdi. Annem erken gidiyordu tamam ama ben de tatildeyim. Hani benim uyku hakkım. Artık on sekiz sayılırım ve insan hakları bildirgesindeki uyku ile ilgili maddelere göz atmam gerekecek. Demokratik bir ülkede yaşıyoruz sonuçta. Öyle haklar var mı sahiden? Sabah saçmalamamın sonuna gelmiş bulunmaktayız. Yarın yine aynı saatte umarım görüşemeyiz de ben uyuyor olurum.
Yüzümü yıkayıp gözlerimi silip mutfağa geçtim. Dünden kalan göz kalemi harika (!) duruyordu gerçekten.
Annem sabah sabah benim için kahvaltı hazırlamıştı ve ben söyleniyordum. Ah! Nankör evlat nasıl oluyor derse biri çekinmesin buyursun gelsin. Buradayım.
Kreplerin yanında çikolatalı süt hazırladım kendime. O kadarını da ben yaptım. Ve krepler enfesti. Galiba annemin bu kadar güzel yemek yapıyor olması o kadar da iyi bir şey değil. Özellikle genç bir kız ve kilo almaya çok müsait bir bünyem olduğu düşünülürse...
Sofrayı çok hızlı davranmadan topladıktan sonra ellerimi yıkadım. Havluyla kuruluyorken telefonumun çaldığını duydum.
Ekrandaki iki A, bir S ve bir de Y harfi birazdan belanın sesini duyacağımı söylüyordu.
Aramayı cevaplamak için ekrana dokunmamla kulaklarımdaki enerji patlaması...
-Günaydın doğum günü kızıııı! Bak şimdi ne yapıyoruz biliyor musun? Önce sen kurbağalı pijam-
-Asya
-Efendim canım?
-Nefes al.
-Ben onu hobi olarak yapıyorum ya. Boş kaldığımda falan. Unutmam merak etme.
Söylerkenki gülümsediğini belli eden sesi gülüşümün gecikmesine engeldi.
Kendime gelmeye çalışıp konuşmaya devam ettim. Fazla gülmek iyi değildi. Her ne planı varsa kabul ettirme süresini kısaltırdı.
-Ayrıca kurbağalı pijamama laf yok. Onu benim çok tatlı bir arkadaşım almıştı bir kereee.
Asya almıştı geçen sene. Onlarda kalacağım zaman pijamalarım yoktu. Daha doğrusu unuttum sandım ama sonra da bulamamıştım. Biz de bunları almıştık. Ve çok severek.
-Tamam tamam. Ama bak bugün alışverişe gidiyoruz. İtiraz etme hakkın olmadığını biliyorsun sanırım.
Telefonla konuşuyorken pencereye doğru ilerliyordum... Ve karşıdaki basketbol sahasına çarptı gözüm. Yalın...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Adam
RomanceIssız bir Ada'ya bir Yalın ve bir mAraz düşerse ne olur... Artık ıssızlıktan çıkar öyle değil mi? Issız bir kalbi vardı işte Ada'nın, Yalın hayalleri vardı ve şimdi gerçeklerden mAraz mı doğacak? Yalın, ıssız ve belki de sonradan mAraz doğuracak bi...
