Öncelikle bu evlilik durumunun avantaj ve dezavantajlarını düşünmeliydim.Avantajları: Agah'la evlenmekten kurtulmuştum. Bir felaketin eşiğinden dönmüştüm. O adamla evlenseydim sonum ne olurdu? Üstelik düzenim bozulmayacak, bu konakta yaşamaya devam edeceğim. Tekrar bir eve ve yeni insanlara alışmak zorunda kalmayacağım.
Dezavantajları: evleneceğim kişi Orhan.
Zaten bu gece olanlara bir türlü aklım ermiyordu. Biz ne yaşamıştık öyle.
Bizi resmen bastılar.
Düşündükleri gibi bir şey yapmayan bizi...
Sadece boğuşuyorduk. İki yetişkin insan gibi.
Mektubun böyle bir işe yol açacağını hiç düşünmemiştim.
Gece düşüncelerle mücadele etmekten doğru düzgün uyuyamamıştım.
Sabah kahvaltıda ölüm sessizliği vardı.
Orhan başını tabaktan hiç kaldırmıyordu. Her lokmanın boğazından zorla geçtiğini hissediyordum. Halaların kınayan ve anlayıştan yoksun şekilde yargılayan bakışları üstümüzdeydi. Haminne çok üzgün ve yorgun gözüküyordu. Evdeki diğer kızların tedirginliği çatalı tutuşlarından bile belliydi.
Sahi böyle bir felaketin üstüne hep beraber sabah kahvaltısında ne işimiz vardı. Haminnenin kuralları dünya yıkılsa işlemeye devam ediyordu. Gece neler yaşanmıştı ama hepimiz sabah yine o sofradaydık.
Haminne çatalını tabağın yanına bırakıp derin bir nefes aldıktan sonra konuşmaya başladı.
"Lütfiye kızları yukarı çıkar. Çatı katındaki sandıklara bakın ayıklanacakları ayıklayın. Orası bir toplansın. "
Lütfiye hala başıyla onayladıktan sonra sandalyesinden kalktı. Ben de tam ayaklanmaya yeltenmiştim ki "sen otur! " komutunu almam çok sürmedi.
Kızlar odadan çıktıktan sonra sessizlik bir kaç dakika daha sürdü. Göz ucuyla Orhan'a baktığımda hala kafasını kaldırmadığını gördüm. Gerginliği her halinden belliydi. Azarlanmayı bekleyen 5 yaşında bir çocuk gibi oturuyordu.
Haminne gözlerini Orhan'a dikip bir süre bekledikten sonra "Kaldır kafanı!!" dedi.
Orhan önce gözlerini sımsıkı kapatıp gücünü topladı sonra kesik kesik nefesler alarak başını yavaşca kaldırdı.
"Anlat! " Dedi haminne. Orhan'dan herhangi bir cevap alamayınca tekrar etti. "Anlat dedim! " diye ekledi.
"Söyleyecek sözüm yok babaanne."
Konuşurken sesi titriyordu. Nerede o her lafa cevabı olan ukala orhan nerede şuan masada oturan kişi. Bambaşka biriydi adeta."Ne demek söyleyecek sözüm yok?! Onca rezillikten sonra tek söyleyebildiğin bu mu? Bari bir halt yedin arkasında dur! Konuşsana erkek gibi. Babaanne ben bu haltı yedim ama şu sebebim vardı desene. Beni çok büyük hayal kırıklığına uğrattın Orhan! "
Yok olmak istiyordu.
Anlamıştım.
Şuan Orhan'ın hissettiği tam olarak buydu. Yok olmak istiyordu.
Yüzündeki karanlık. Gözlerindeki endişe...
Çok üzgündü."Peki ya sen Ayperi! O dün gece söylediğin laflar neydi öyle? Doğru muydu? Anlatın şu işi dosdoğru. Bu sefer sen başla Orhan. "
Orhan derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.
"Ss-seviyorum." Yutkundu. " Böyle olsun istemedim. Bu denli aşık olduğumun farkında değildim. Onu başka adamın yanında görünce müthiş bir öfkeye kapıldım. Ne yapacağımı bilemedim. Kalbim mantığımın önüne geçti. Çok çirkin hadiseler yaşandı ama böyle olsun istemedim. Ayperi'nin başkasıyla evlenecek olduğu gerçeği bedenimi ele geçirirdi. Affet babaanne. Çok aşık oldum. "

ŞİMDİ OKUDUĞUN
AYPERİ
DragosteUyandım... Ama 100 yıl öncesinde. **Selin yetimhanede büyümüş, hayat mücadelesinde yalnız kalmış bir kızdı. Bir gün öyle bir şey oldu ki kendini 1800'lü yılların sonunda bir konakta buldu. Üstelik kocaman bir aile ve geçmişin en çapkın delikanlısıyl...