Ne Münasebet

861 80 11
                                        

Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. 

Ne diye gelmişlerdi şimdi bunlar durup dururken.

Agah gözlerini dikmiş önümde duran Orhan'a bakıyordu. Gözlerindeki öfkeyi görmemek imkansızdı.

Keriman hala tedirgin şekilde lafa girdi. 

'Nuran şimdi hiç vakti değil. Ağabeyim burada, eğer sizi burada görürse hoş şeyler olmaz şimdi gidin daha sonra münasip zamanda haber yollarım gelirsiniz konuşuruz hemşire.'

'Keriman abla daha hoş olmayan ne gibi şeyler olabilir. Gelin kızı isteyin dediniz bir hışımla kapının önüne koydunuz bizi. Bir de diyorsunuz ki biz kızı Orhan ile evlendireceğiz. Nedir bu rezalet? Valla günlerdir kendime gelemedim. Bir açıklama yapın!'

'Anlıyorum ama şimdi hiç vakti değil. söz ben size haber vereceğim. Lütfen Nuran bunca yılın hatırına biraz zaman tanı bana.'

Nuran yüzündeki hoşnutsuz ifadeyle Keriman Halaya bir kaç saniye baktıktan sonta 'Peki maden öyle olsun. Ama iyi bir açıklamanız olsa iyi olur.' dedi.

Agah'ın kolundan çekiştirken bir anlığına göz göze geldik.

'hadi oğlum gidelim.'

Keriman hala kapıyı kapattıktan sonra derin bir iç çekti.

'Ahh... Ahh çocuklar başımıza ne işler açtınız. Ne diye geldi bunlar şimdi bilmem ki?'

Orhan kafasını çevirip endişeli yüzüme baktıktan sonra kenara çekildi.

Ne diye önüme geçmişti sahi. Elinde olsa beni bir kaşık suda boğacak olan o değil miydi?

Şimdi ne olmuştu da böyle bir hareket yapmıştı anlayamıyordum.

Haminne biraz soluklandıktan sonra ''aman çocuklar yemekte sakın ağabeyime bu durumdan bahsetmeyin. Neden kapımıza dayandılar diye ortalığı ayağa kaldırır vallaha''

Böyle bir şeyi söylemeyi aklımızdan geçiremezdik zaten. 

Haminne mutfağa doğru giderken biz de odalarımıza doğru çıkmak için merdivene yöneldik.

İkimizde konuşmuyorduk. Bir ara göz ucuyla ona bakmıştım ama yine yüzü sirke satar şekildeydi. Önüne doğru bakarak merdivenleri çıkıyordu. 

Hiç ses etmemeye karar verdim.

Odama çıktıktan sonra bir süre bu durumun manasızlığı üzerine düşündüm. İşin içinden çıkmak mümkün değildi. Zaten genel durumumuza bakınca işin içinden çıkılmıyordu ya neyse.

Yemek saati gelip çatmıştı.

Dikkat çekmemek için çok geç kalmadan yemeğe indim.

Herkes çoktan sofradaki yerini almış paşa dedemi bekliyordu.

Aceleyle masadaki yerime geçtim. 

Çok geçmeden dede kapıda göründü. Herkes bir anda oturduğu sandalyeden kalkarak onu selamladı. Dedem yerine oturup eliyle oturmamızı işaret ettikten sonra bizlerde yerlerimize tekrardan oturduk.

Yemek boyunca doğru düzgün bir şey konuşulmadı yalnızca kızlarına nasıl olduklarını sordu. Genel hatlarıyla sessiz bir akşam yemeğiydi.

Tatlıları beklerken paşa dedem ellerini ovuşturup homurtuyu andıran bir ses çıkardıktan sonra konuşmaya başladı.

''Yarın evde bir davet verelim Keriman. Çevremizi komşuları davet edelim. Sen her şeyle ilgilen Ayperi'de sana yardım etsin?''

''Ben mi?''

Aniden duyduğum şey karşısında şaşırıp istemeden bir cevap vermiştim.

Dede başını bana çevirim belli belirsiz bir gülümsemeyle konuşmaya başladı.

''Sen tabi ya bunun nesine bu kadar şaşırdın? Artık bu evin kızı değil hanımlarından bir tanesisin.''

Evin hanımlarından bir tanesi...

Ne yani Orhan'la evleniyorum diye mi önemim artmıştı. 

Evin küçük beyinin karısı hanımefendi olmuştum birden bire.

''Siz nasıl uygun görürseniz öyle dedecim.''

Dede kafasını önündeki tahinli balkabağı tatlısına çevirdiği anda Orhan bir soru sordu

''Davete kimleri çağıracağız?''

Masadaki herkes şaşırmış olacak ki dönüp Orhan'a bakmayan kalmamıştı.

Dede başını kaldırıp Orhan'a baktığında Haminne fırsat vermeden müdahale etti.

''Eş dost kim var ise çağırırız işte oğlum.''

Muhtemelen Agah ve ailesinin gelmesinden endişe ediyordu.

İyi ama neden?

Bana bu kadar soğuk davrandıktan sonra bu denli alenen kıskanıyor olması da tuhaftı doğrusu.

Yemek bitip çay içme faslı geldiğinde ailecek uzun sohbetler edildi. 

Ben hep paşa dedemi korkunç bir adam olarak hayal etmiştim oysa bu akşam tanıdığım adam gözüme o denli korkunç gelmemişti. 

Ayperiyi seviyor olmalıydı. Bir kaç defa söz bana da gelmiş, halim hatrım sorulmuştu.

Güzel bir akşam geçirdik bile diyebilirdim.

Herkes odasına çekildiğinde Orhan'ın bugün ki tavrı üzerine biraz düşündüm.

Neden öyle davranmıştı. Kıskançlık mıydı yoksa ailenin erkeği olmanın verdiği egoyla mı böyle davranmıştı.

Benden hoşlanıyor olabilir miydi?

Eğer hoşlanıyorsa neden bu kadar kötü davranıyordu öyleyse.

yoksa bu ilkokulda sevdiği kızın saçını çeken oğlanların yaptığı gibi bir şey miydi?

Bizim okulda Melih adında bir çocuk vardı. Sanıyorum dokuz yaşlarındaydık. Melih sürekli benimle uğraşır, saçımı çeker defterimi karalar bana kağıt fırlatırdı. Hatta bir gün bilerek topu kafama atmışlığı bile vardı. Bu yaptıklarına bir anlam veremez ona büyük bir öfke duyardım. Sınıfta en sevmediğim kişi oydu. Ortaokula geldiğimizde bir gün benden hoşlandığını söylemiş ve hatta bunun ilkokul yıllarından beri devam ettiğini belirtmişti. Meğer bütün o kötü davranışları ne yapacağını bilmemesinden kaynaklanıyormuş.

Orhan'a olanda böyle bir şey miydi? Sahiden benden hoşlanıyor ve bütün o lafları yutmamak için ne yapacağını bilemiyor olabilir miydi?

Peki ya ben ne hissediyordum? Onda hoşlanıyor muydum? Yoo tabii ki hayır.

Hem nesini seveyim ben onun?

Peki ufacık bir hareketi neden aklımı bu kadar karıştırmıştı?

Bir cevap bulamıyordum.

Yarınki davette insanlara nişanlandığımız söylenecekti. 

Orhan ve ben artık herkesin gözünde çift olacaktık.

Son günlerde içimde beliren iğrenç olarak tanımladığım bir duygu tekrar peydah olmuştu.

Bunun yarınki davetin heyecanından olduğunu varsayıyordum.

Yoksa Orhan'a karşı bir şeyler hissetmek mi?! Aman Allah korusun! Ne münasebet!!

Ayperi adında yüz yıl önce yaşamış bana benzeyen ama bir o kadar da benzemeyen  bir kızın bedeninde hayatımı sürdürme mücadelesi verirken bir de başıma bu gelmesi felaket olurdu.

Yarını düşündükce stresim artıyordu.

Bütün bu kafa karışıklığıyla uykuya daldım.


Bölümü sevdiysen beğenmeyi ve yorum atmayı unutma okurtanem. Sevgiler...

yazargül


AYPERİBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin