''Ne dediğimi duydun.'' dedi Füsun yine alçak bir sesle.
''Ben kendim mi atladım o kuyuya? İyi de neden böyle bir şey yapsın ki? Yani yapayım ki...''
''Evlenmek istemediğin için tabi ki. Orhan beyden de umudun yoktu, seni başkasına verme ihtimalleri bile canına kıymak istemene sebep oldu. Şimdi bu halin ne?''
''Sen Orhan meselesini nereden biliyorsun?''
''Çünkü ben senin arkadaşınım. Sen hatırlamasan da.'' dedi. Sesi çok üzgün çıkıyordu.
''Ben arkadaş olduğumuzu bilmiyordum. Yani hatırlamıyorum. Neden bana bu zamana kadar hiç bir şey söylemedin?''
''Ayperi sen çok farklısın; tavırların, söylediklerin, her şeyin o günden sonra sanki değişti. Üstelik beni evin içinde fark etmiyorsun bile. Sana gelip ben senin arkadaşınım dersem beni terslersin diye korktum. Sonuçta ben bu evde hizmetçiyim belki benimle arkadaş olman sana sahici gelmezdi.''
Gözlerindeki hüznü görebiliyordum. O hüzün bana öyle tanıdıktı ki, yıllarca o hisle yaşamıştım. Küçük görülmenin korkusu... Karşındaki sana bir şey söylemese bile kendini eksik görmek.
Füsuna baktığında acısını içimde hissettim. Ayperi'ye Orhan'ı bilecek kadar yakındı ve ben günlerdir onu görmezden geliyordum.
Yabancı gibi günlerdir tek kelime konuşmadım onunla. Ona sadece bir çalışan gibi davrandım. Bu onun için çok üzücü olmalıydı.
Elimi omzuna koydum. Sonra ona sarılmaktan alıkoyamadım kendimi.
''Özür dilerim.'' dedim.
Sarılmayı bıraktığımda şaşkınlıkla ''Neden özür diliyorsun?'' dedi.
''Sana böyle hissettirdiğim için. Ben gerçekten hiç bir şey hatırlamıyorum ama söylemene çok memnun oldum gerçek bir arkadaşım olduğunu bilmek beni sevindirdi.''
Gülümsedi. İçi rahatlamış gibiydi. ''Peki neden kabul ettin Nuran Hanımları? Gerçekten fikrin değişti mi? Yoksa sen hafızan gidince Orhan beye olan aşkını da mı unuttun?''
''Kesinlikle öyle oldu. Ben ona aşık falan değilim hatta nasıl onun gibi birini sevebilirim aklım almıyor.''
''Anaam sahiden ciddisin sen. Hikmetinden sual olunmayan rabbim senin en umutsuz olduğun anda içinin ateşini söndürüvermiş gördün mü?''
''Galiba öyle olmuş.'' dedim gülümseyerek.
O sırada içeriye Fatma kalfa girdi. ''Kız bitirmedin mi bulaşıkları daha!''
Füsun hemen işine dönüp ''Bitti sayılır'' dedi.
''Ben bir şeyler soruyordum da oyaladım onu, kusura bakma Fatma kalfa.'' dedim bütün şirinliğimi takınarak.
''Ne kusuru küçük hanımım kusur olur mu senin yaptığın hiç?'' dedi mahcup ve güler yüzle.
Gülümsedikten sonra yiyemediğim salçalı ekmeğimi alarak mutfaktan çıktım.
Bu duyduklarımdan sonra biraz hava alsam iyi olurdu. Gidip bahçedeki verandaya oturdum.
Ayperi bu Orhan'a sahiden çok aşık olmalıydı. Canına kıyacak kadar çok aşık hem de. Ne akla hizmet kendini kuyuya atarsın. Bak ben gayet de güzel bu meseleyi hallediyorum. Sen de bir yol bulabilirdin. Üstelik ben hiç ait olmadığım ve hiç bir fikrimin olmadığı bir yerde bunun mücadelesini veriyorum.
Ayperi sen çok mu güçsüzdün? Ya da çok mu yorgundun? Savaşmaya gücün kalmamış mıydı?
''Neden yaptın böyle bir şeyi?'' dedim mırıldanarak.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AYPERİ
Roman d'amourUyandım... Ama 100 yıl öncesinde. **Selin yetimhanede büyümüş, hayat mücadelesinde yalnız kalmış bir kızdı. Bir gün öyle bir şey oldu ki kendini 1800'lü yılların sonunda bir konakta buldu. Üstelik kocaman bir aile ve geçmişin en çapkın delikanlısıyl...
